Latest Movie :
Recent Movies
tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

En iyi Sovyet filmleri: Sakindi Oranın Şafakları (1972)


Yönetmen: Stanislav Rostotsky
Oyuncular: Lyudmila Zaytseva
Andrey Martınov
İrina Dolganova
İrina Şevçuk
Olga Ostroumova
Elena Drapeko
Tür: Aksiyon, Dram, Savaş, Tarih
Yapım: Sovyetler Birliği - 1972
Puan: 10

Sovyetler Birliği döneminde yapılan en iyi filmlerle ilgili zaman zaman yazmaya devam edeceğim. Daha önce en iyi Sovyet filmlerinden bir komedi hakkında yazmıştım. Bu yazının konusu olan film ise bir İkinci Dünya Savaşı filmidir: Sakindi Oranın Şafakları (...А зори здесь тихие - 1972). Film 1973 yılında En İyi Yabancı Dilde Film dalında Oscar’a aday gösterilmişti.

Sovyet filmleri arasında önemli bir yeri İkinci Dünya Savaşı filmleri yer alır. Rusça bu dünya savaşına İkinci Dünya Savaşı denilmiyor. Onun yerine “Büyük Vatan Muharebesi” (Великая Отечественная война) ismi veriliyor ki zaten isimden de bu savaşın Sovyetler Birliği için önemini anlamak mümkün. Ülkenin neredeyse yarısı işgal edilmiş, Alman ordularının Moskova’yı almasına ramak kalmış, hem sivil hem de asker olmak üzere toplam 20 milyondan fazla can kaybı yaşanmıştı.

Yönetmeni Stanislav Rostotsky olan Sakindi Oranın Şafakları (...А зори здесь тихие - 1972) filmi, bir kadın birliğinin kahramanlıklarını anlatıyor. 1942 yılında kadınlardan oluşan bu uçaksavar batarya birliği askerleri, Kareliya bölgesinde konuşlandırılır. Görevleri bu bölgeden geçecek Alman savaş uçaklarına karşı koruma sağlamaktır. Başlarında ise bir Kıdemli Başçavuş var.

Ancak bir gün ormanlık bölgede iki Alman askeri görülür. Bunların Alman paraşüt birliğindendir. Ormana indirme yapılmıştır ve cephenin gerisinde ülkeye zarar verecek bir planları olduğu kesindir. Sadece iki asker olduğu için de Kıdemli Başçavuş Fedot Vaskov, yanına 5 kadın asker alarak ormana bu Alman askerleri yakalamak için gider. Ormandan geçiş zorludur. Bataklıklar, geçilmez yerler ve sair. Ancak tam da Alman askerleri bulunca sayılarının tahmin ettikleri gibi iki değil, 16 olduğunu görürler. 16 iyi teçhizatlı, otomatik silahları olan Alman askerine karşı, sadece tüfekleri olan 5’i kadın 6 Sovyet askeri. Ancak bu Alman askerleri her ne amaçla bu bölgeye indirme yapmışlarla onları durdurmaya kararlıdırlar. İşte her türlü yardımdan çok uzakta kahramansı bir mücadele başlar.

Film iki bölüm şeklinde çekilmiştir. Ayrıca sadece ormanda geçen bir savaş filmi değildir. Aynı zamanda bu Sovyet kadın askerlerin geçmişi ile ilgili de ayrıntılı bilgi veriyor. Her biri bu Alman işgalinden çok çekmiştir. Biri babasını, biri kardeşini, biri kocasını kaybetmiş, bazıları da çocuğunu bırakıp askere yazılmıştır. Yani hepsinin Almanlardan intikam alacak bir nedeni vardır. Hepsinin acıklı bir hikâyesi bulunuyor.

Filmin 1942 yılını ve savaş dönemini anlatan bölümleri siyah-beyaz çekilmiştir. Ancak savaş öncesi ve savaş sonrası dönemleri anlatan bölümleri, özellikle de bu kadın askerlerin geçmişi, hayalleri ile ilgili kısımları renkli çekilmiştir.

Benim şahsen çocukluğumda bu yana severek izlediğim ve en iyi Sovyet filmlerinden biridir. Güzel bir film izlemek isteyenler için tavsiye diyorum.

Christopher Nolan’ın en iyi çalışması: Dunkirk (2017)


Yönetmen: Christopher Nolan
Oyuncular: Tom Hardy
Cillian Murphy
Mark Rylance
Aneurin Barnard
Kenneth Branagh
Tür: Aksiyon, Dram, Savaş, Tarih
Yapım: ABD, İngiltere, Fransa, Hollanda - 2017
Puan: 8

Dunkirk (2017), hem yapımcısı hem yönetmeni hem de senaryo yazarı Christopher Nolan olan tarihi bir filmdir. Film 1940 yılında Almanların Fransa’yı işgali sonucu Dunkirk’te sıkışıp kalan Müttefik İngiliz, Belçike ve Fransız kuvvetlerinin bu şehirden tahliyesini anlatıyor.

Tabii tahliye kolay değildir. Bir yanda tahliyeyi bekleyen 300 bin asker bulunuyor. Diğer yanda ise onları tahliye edecek gemi sayısı azdır. Ayrıca Almanlar da hem karadan, hem havadan hem de denizden sıkıştırıyor, vurmaya devam ediyor.

Filmin ana karakteri İngiliz ordusundan bir er ve ismi Tommy. Alman ablukasındaki şehirde bulunan birliğinden sadece o sağ kalır. Zaten tek kurşun bile atamadan silahını düşürür ve kaçmaya başlar. Sahile gelir ve burada tahliye bekleyen binlerce asker görür. Bundan sonra hem Tommy hem de diğer askerlerin tek uğraşı nasıl ederiz de bir gemiye binip buradan kurtuluruz çabasıdır. Bütün askerlerin yüzünden bıkkınlık, moralsizlik okunuyor.

Tabii bir gemiye binmek İngiltere’ye varacağınız anlamına gelmiyor. İçi asker ve yaralı dolu gemiler Fransa’dan ayrılınca ya Alman savaş uçakları tarafından bombalanıyor ya da Alman denizaltılar tarafından batırılıyor. Tommy de tam da bir gemiye binmeyi başarmışken, bu sefer gemi batıyor ve yeniden sahile dönüyor. Tabii İngiltere’ye dönene kadar kaçmaya, mücadeleye devam edecektir.

Tahliye çalışmalarına ise İngiltere’den donanmadan olmayan balıkçı gemileri, yelkenliler ve yatlar da gelir. İşte bütün bu çabalar sonucu Dunkirk’ten 300 bin kişi tahliye edilir. Filmde de belirtildiği gibi Winston Churchill bu rakamın sadece onda birini yapabileceklerini ümit ediyordu.

Nolan’ın filmdeki karakter seçimi çok ilginçtir. Genelde savaş filmlerinde ana karakter bir kahraman olur ve cesaretine şahit oluruz. Ancak burada ana karakter Tommy silahını tek bir kez bile ateşlemeden yere atıp kaçan bir erdir. Diğer bir önemli karakter, tahliye edilebilmek için ölü İngiliz askerinin kıyafetlerini giyen Fransız asker Gibson’dur. Tabii hiç kahraman yok da değildir. Tahliyeye yardıma gelen ve kahramanca savaşan İngiliz pilotları da var.

Filmin çekimleri çok güzel, müzik, yönetmenliği ve sinematografisi de övgüye değerdir. Ancak Nolan filmde çok az diyalog, konuşma koymayı seçmiş. Bu da dikkat çeken başka bir özelliğidir filmin.

Film Christopher Nolan’ın en iyi çalışması ve şimdiye kadarki en iyi savaş filmlerinden biri olarak nitelendirilmiştir. Birincisine katılıyorum ama ikincisine pek katılmak mümkün değil. Film 2. Dünya Savaşı döneminde geçen bir olayı anlatıyor ancak tam bir savaş filmi sayılmaz. Konusu daha çok bir kaçış, bir tahliyedir. Pek savaşan taraf göremiyoruz. Hatta Almanlardan savaş uçakları dışında kimseyi görmüyoruz.

En sevdiğim filmlerden: Cesur Yürek (Braveheart - 1995)


Yönetmen: Mel Gibson
Oyuncular: Mel Gibson
Sophie Marceau
Brendan Gleeson
Catherine McCormack
Tür: Aksiyon, Dram, Biyografi, Tarih
Yapım: ABD - 1995
Puan: 10

Sakın bu filmi henüz izlemedim demeyin. Cesur Yürek (Braveheart - 1995), Mel Gibson’un hem yönettiği hem de başrol oyuncusu olduğu güzel bir tarih, dram, aksiyon filmidir. Filmin bir de 5 dalda Oscar aldığını da ekleyelim.

Cesur Yürek filmini yıllar önce (20 yılı aşkın) ilk defa izlediğimde beni çok etkilemişti. Zaten etkilememesi de söz konusu olamazdı. Film gerçekten çok güzel bir hikâye sunuyor izleyiciye. Tarihten alınmış bir karakter olan William Wallace, saf bir aşk ve bu aşk için ölmeyi bile göze alan bir kahraman. Filmde  ayrıca işgal altında olan bir ülkenin bağımsızlığı mücadelesi ve bütün bunlara ek olarak çok güzel yapılmış aksiyon ve savaş sahneleri var. Yani bir izleyicinin filmden isteyebileceği her şey var.

Filmin konusu kısaca şöyle: Tarih 13. yüzyıl ve yer İskoçya. William Wallace çocukluğunda babası ve ağabeyini bir savaşta kaybeder. Bu savaş sonucu İngiliz Kralı Edward (Longshanks), İskoçya’yı işgal eder. Wallace daha sonra amcası tarafından Avrupa’da büyütülür ancak sonra ülkesine döner. Amacı burada bir ev ve yuva kurmaktır. Çocukluk aşkı Murron MacClannough ile evlenmek istiyor. Ancak Kral Edward’ın koyduğu “Prima Nocte” kanununda dolayı gizli evlenir.

Murron MacClannough’in İngiliz askerleri tarafından saldırıya uğraması, tecavüz girişimi sonucu bölgenin valisi tarafından idam edilir. William Wallace’ın valiye karşı başlattığı ayaklanma ve saldırı daha sonra bütün ülkeye yayılacak, basit bir öfke ve intikam duygusunun körüklediği ateş bir ülkenin özgürlük mücadelesine dönüşecektir.

Film eleştirmenler tarafından olumlu yorumlar alsa da tarihçiler tarafından eleştirilmiştir. Sebebi ise tarihi gerçeklerden çok uzak olması olarak gösteriliyor. Tabii Mel Gibson da kendini “benim yönetmen olarak tercihim” diyerek savunmuştu.

Tabii tarihte William Wallace diye birisi var. Eşinin ölümünden sonra bölge valisini öldürüyor. İngiltere’ye karşı mücadeleye önderlik ediyor ve başarılı savaş kazanıyor. Bir süre sonra da yakalanarak yargılanıyor ve idam ediliyor. Mel Gibson da buna Hollywood tadında aksiyon ve savaş sahneleri eklemiş, hikâyeyi de süslemiştir.

Sonuç olarak bence Cesur Yürek (Braveheart - 1995) çok başarılı filmlerden biri ve umarım hiçbir zaman (en azından önümüzdeki 50 sene) yenisini yapmaya kalkışmazlar.

Zoraki Kral (The King's Speech - 2010)


Yönetmen: Tom Hooper
Oyuncular: Colin Firth
Geoffrey Rush
Helena Bonham Carter
Guy Pearce
Timothy Spall
Tür: Biyografi,  Dram,  Tarih
Yapım: İngiltere - 2010
Puan: 9

Zoraki Kral (The King's Speech - 2010), güzel bir biyografi ve tarih filmidir. Bizi çok uzak tarihe götürmese de günümüz İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in babasının kim olduğunu ve Kral VI. George’un hangi koşullarda tahta geçtiğini öğreniyoruz.

Ancak bunlardan bahsetmeden önce filmin isminin Türkçe çevirisine değinmek istiyorum. Çeviri çok zor bir iştir, hele iş sanatsal eserlerin başlıklarını çevirmeye gelince daha da zor bir iştir. Ancak “The King's Speech” ismini çevirirken hangi amaca hizmetle “Zoraki Kral” diye yapmışlar pek anlamak mümkün değil. Filmin konusu da zaten Kralın konuşması, kekemeliği ve bununla mücadelesi üzerinedir.

Filmin konusuna dönelim. Kısaca şöyle: York Dükü Prens Albert, Kral V. George’un ikinci oğludur. Bir fuarın kapanış töreninde ağır bir kekemelik ile bir konuşma yapar. Yıllardır bu kekemeliği için başvurmadığı ünlü doktor kalmamıştır, ancak bir türlü iyileşme sağlanamaz.

Eşi Elizabeth, ona yeni bir doktor bulur. Avustralya doğumlu Lionel Logue. Filmin ana konusu da bu ikisi arasındaki doktor - hasta ilişkisi ve daha sonra gelişecek arkadaşlığa odaklanır. Lionel Logue’ın farklı yöntemleri vardır. Özellikle tedavi seansları sırasında hastasına (York Dükü Prens Albert) resmi unvanı ile değil, ailesinin çağırdığı Bertie ismi ile hitap etmekte ısrar eder.

Film bir yandan bu ikilinin arkadaşlık ve hasta - doktor ilişkisine odaklanırken, diğer yandan da York Dükü Prens Albert’in tahta çıkması ile sonuçlanan olaylara odaklanıyor. Prens Albert’in ağabeyi David babalarının ölümünden sonra Kral VIII. Edward olarak tahta çıkar. Ancak evlenmek istediği kadından dolayı kriz çıkınca, tahttan çekilir ve Prens Albert, Kral VI. George olarak tahta çıkar.

Öte yandan filmin başlarında Prens Albert’in babası Kral V. George’un 1934 Noel’inde radyo ile halka seslenişini görüyoruz. Kral’a göre bu iletişim aracı ile Kraliyet Ailesi her eve girebilecektir. Bundan dolayı evlatlarının da radyo üzerinden halka hitap etmelere önem vermelerini ister.

Zaten filmin sonunda da Kral VI. George’un önünde tarihin en büyük görevlerinden biri duruyor. İngiltere, 1939 yılında Nazi Almanya’sına karşı savaş açar ve Kral’ın görevi de bir radyo konuşması ile bunun halkına duyurmaktır. Her ne kadar terapisti Lionel Logue ile yaptığı çalışmalar sonucu günlük hayatta kekemeliği önemli ölçüde azalsa da bu konuşma onu heyecanlandırıyor. Konuşması sırasında Lionel Logue da hazır bulunur. Gerçek yaşamda da Lionel Logue, Kral ölene kadar yaptığı bütün konuşmalar sırasında yanında hazır bulunmuştu.

Kral VI. George (Colin Firth) ve Lionel Logue (Geoffrey Rush) karakterlerini canlandıran oyuncuların performansları mükemmeldir. Zaten Colin Firth bu rolü için Oscar dâhil beş ödül almıştır. Ancak bu iki aktör dışında bir de York Düşesi ve daha sonra da Kraçile Elizabeth karakterini oynayan Helena Bonham Carter’den de bahsetmek istiyorum. Genelde onu hep garip, çılgın ve acayip karakterleri canlandırırken görüyorum. Burada ise o bir Kraliyet Ailesi üyesi ve daha sonra da Kraliçe’dir.

Sonuç itibariyle, Zoraki Kral (The King's Speech - 2010)  güzel bir biyografi ve tarih filmidir.

Not: Filmi izlediyseniz, film ile ilgili yorumunuzu ve filme kaç puan verebileceğinizi yoruma yazarak bizimle paylaşın.

Güzel bir biyografi filmi: Yenilmez (Invictus - 2009)


Yönetmen: Clint Eastwood
Oyuncular: Morgan Freeman
Matt Damon
Tony Kgoroge
Patrick Mofokeng
Tür: Biyografi, Dram, Tarih, Spor
Yapım: ABD - Güney Afrika - 2009
Puan: 9

Yenilmez (Invictus - 2009), Clint Eastwood tarafından yönetilen ve başrollerinde Morgan Freeman ve Matt Damon’un oynadığı güzel bir biyografi ve yakın tarih filmidir. Ana konu spor ve 1995 Rugby Dünya Kupası’dır. Tabii yönetmen ve başrol oyuncuları olarak saydığımız bu isimler filmin ilgi çekmesi için zaten yeterlidir.

Morgan Freeman filmde Güney Afrika’nın ilk siyahî Devlet Başkanı Nelson Maldela’yı oynuyor.  Film Mandela’nın 27 yıllık hapis hayatından sonra özgürlüğüne kavuştuğu gün ile başlıyor. Filmin ilk sahneleri ise o günün Güney Afrika’sı ile ilgili şartları açıklar niteliktedir.

Film, 11 Şubat 1990 günü bir yolun iki tarafındaki iki spor hasasını göstererek başlıyor. Bir tarafta beyaz çocuklar düzgün formaları, koçları ve güzel çim sahada rugby antrenmanı yapıyor. Diğer tarafta ise toprak bir sahada fakir siyahî çocuklar futbol oynuyor. Nelson Mandela’nın araç konvoyu geçerken siyahi çocuklar sevinç gösterisinde bulunuyor.

Karşı taraftaki beyaz çocuklar ise başını olumsuz anlamda sağa sola sallarken, koçları da bir çocuğun sorusu üzerine “Bu o terörist Mendela. Onu serbest bıraktılar, bugünü asla unutmayın. Bu ülkenin yaşadığı en kötü gündür.” ifadelerini kullanır.

Bu ilk sahne aslında Güney Afrika’daki ırkçı bölünmeyi, Apartheid rejimi ortaya koyuyor. Filmin konusu olan rugby ile ilgili ise beyazların oyunu olarak görüyoruz. Zaten ırkçı rejimi temsil ettiği için siyahî çocuklar da rugby yerine futbol oynuyor.

Filmin bu sahnelerinden hemen sonra Mandela’nın hapishaneden bırakılması, kalabalık tarafından sevinçle karşılanması, siyahilerin de oy kullandığı ilk seçimlerin ardından Mandela’nın yemin ederek ülkenin ilk siyahi başkanı olmasını görüyoruz. Mandela başkan oluştur ama önünde çok büyük sorunlar duruyor. En başta 50 yıla yakın ülkeyi ikiye bölen ırkçı rejimin ektiği düşmanlık tohumları ve bölünmüşlük var. Ülkeyi tek çatı altında toplamak kolay olmayacaktır.

Film bir biyografi filmi ancak sadece Mandela’nın başkanlığının ilk yıllarına ve 1995 Rugby Dünya Kupası dönemine odaklanıyor. Mandela her ne kadar ömrünün 27 yılını hapishanede geçirse de çıktığında nefretini bir kenara bırakarak ülkeyi siyah ve beyaz diye ayırmadan tek çatı altında birleştirmek için çalışacaktır. Bunun için de rugbyyi insanları birleştirecek bir unsuz olarak seçer. Mandela’ya bu çabasında Güney Afrika’nın rugby takımı Springboks’ın kaptanı François Pienaar (Matt Damon) yardım eder.

Rugby bizim için çok bilinen bir oyun değildir ancak filmdeki oyun sahneleri izleyiciyi gördüğü mücadele karşısında heyecanlandırmaya yetiyor.

Piyanist



Film Adı: Piyanist / The Piyanist IMDB Puanı: 8.5/10 Yapım Yılı: 2002 Tür: Belgesel, Biyografi, Dram, Savaş, Tarih Yönetmen: Roman Polanski Oyuncular: Adrien Brody, Emilia Fox, Michal Zebrowski, Ed Stoppard, Maureen Lipman Wladyslaw Szpilman, savaş patlak verdiğinde 27 yaşındaydı ve Polonya'nın geleceği en parlak konser piyanistlerinden biriydi. Luftwaffe'de radyo istasyonu bombalandığında Chopin'in C minor Nocturne'nü çalıyordu.Tüm Yahudiler gibi o ve ailesi de evlerinden çıkartılarak Varşova gettolarına sürülmüştü. Bu çok yetenekli genç adam yeni yaşamında karaborsacıların ve işbirlikçilerin eğlendiği barlarda çalmaya başlamıştır.İşte bu işbirlikçilerden biri onu ve ailesini ölüme götüren esir kampı trenlerinden birinden kurtarmıştır. Savaş fısıltıları, direnişçiler ve sürpriz bir Alman subayı sayesinde Szpilman savaşta hayatta kalmayı başarır.

 
 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Film İzle - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger