Latest Movie :
Recent Movies
8 Yıldız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Yıldız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bol bol güldüren bir İskandinav mitolojisi filmi: Thor: Ragnarok (2017)


Yönetmen: Taika Waititi
Oyuncular: Chris Hemsworth
Tom Hiddleston
Cate Blanchett
Idris Elba
Jeff Goldblum
Tessa Thompson
Karl Urban
Mark Ruffalo
Anthony Hopkins
Tür: Aksiyon, Fantastik, Macera, Komedi
Yapım: ABD - 2017
Puan: 8

Odin, Thor ve Loki, üçü de İskandinav mitolojisinde birer tanrı. Ancak yine bu mitolojiye göre onların da bir sonu var ve bu sonun ismi de Ragnarök. Ragnarök nedir ve mitolojide tanrıların sonu nasıl oluyor diye merak edenler için yazar A. S. Byatt’ın “Ragnarök: Tanrıların Alacakaranlığı” kitabını tavsiye ederim.

İşte bu film de ana konusunu mitolojiden alıyor. Tabii bir de DC Comics karakterleri ile süslenerek ve içine bol bol güleceğiniz espriler de eklenerek yapılmış bir film. Mitolojideki Ragnarök ile filmdeki Ragnarok’un farkı da var. En başta mitolojide tüm İskandinav tanrıları Ragnarök’te ölüyor. Filmde ise sadece Odin ölüyor (tam ölmüş de olmayabilir) ve Asgard yerle bir ediliyor. Tabii bunların hepsinin suçlusu da “yaramazlıkları” ile bilinen Loki’dir.

Filmin konusu ise şöyle: Odin ölünce, onun hapsettiği kızı ve ölüm tanrıçası Hela serbest kalır. Amacı Asgard’ı ele geçirmek, ölülerden oluşan ordusu ile tüm evrenin hâkimi olmaktır. Tabii bunu yaparken de eğer Asgardlılar karşısına çıkarsa onları da öldürmek. Thor’un Hela’yı ilk durdurma teşebbüsü başarısız olur ve bu çarpışma sonucunda o ünlü, yok edilemez baltası Hela’nın sadece bir dokunuşu ile un ufak olur. Thor da kendisini bilmediği bir gezegende hapsedilmiş ve arenada dövüşmek zorunda kalan bir köle savaşçı olarak bulur. Tabii burada Hulk ile karşılaşır ve Asgard’ı kurtarma planları yapar.

Thor Ragnarok (2017), Thor Üçlemesi’nin üçüncü filmi ve bence de bu filmler arasında en iyisi. En dikkat çeken ve beğenilen kısmı ise filmdeki espriler. Zaten film de eleştirmenlerde olumlu yorumlar alırken, en beğenilen özelliklerinde biri de mizahı olmuştu.

Duygu yüklü bir aile filmi: Pete ve Ejderhası (Pete's Dragon - 2016)


Yönetmen: David Lowery
Oyuncular: Bryce Dallas Howard
Oakes Fegley
Wes Bentley
Karl Urban
Oona Laurence
Robert Redford
Tür: Aile, Fantastik, Macera, Çocuk
Yapım: ABD - 2016
Puan: 8

Yarıyıl tatili başladı ve aile olarak, çocuklarınızla oturup izleyeceğiniz bir film istiyorsanız bu film tam size göre. Bu filmi kızımla birlikte izledik. Altı yaşındaki kızım ara ara “Beni ağlatmaya başladı” diyerek gözyaşlarını sildi. Tabii ertesi günü tekrarını istedi.

Filmin konusu bana İngiliz yazar Rudyard Kipling’in “Orman Kitabı” eserinin konusunu hatırlattı. Zaten ana tema da bunun üzerine kuruludur.

Filmin konusu şöyle: Beş yaşındaki bir çocuk olan Pete Healy, ailesi ile birlikte seyahat ediyor. Yolculuk sırasında yaşanan araba kazasında Pete’in ailesi ölür. Kazadan sağ kurtulan çocuk da ormanda kaybolur ve peşine bir kurt sürüsü düşer. Pete bu sefer de yeşil bir ejderha tarafından kurtarılır ve 6 yıl boyunca da birlikte yaşarlar.

Altı yıl sonra 11 yaşındaki Pete ilk defa ormanda bir insan ile karşılaşır. Bu onun insanların yaşadığı dünya ile yıllar sonra ilk temasıdır. Olayların gelişmesi sonucu bazı insanlar ormanda gerçek bir ejderha olduğunu öğrenir ve onu avlamaya çalışırlar. İşte bu andan sonra bir yanda altı yıl boyunca ormanda bir ejderha ile yaşayan çocuk, onu evlerine alan aile, daha önce ejderhan ile karşılaşan ve bunu anlattığında da kimsenin inanmadığı ihtiyar (Robert Redrod) ve ejderhayı yakalayıp bundan kazanç sağlamak isteyen bir grup insan.

Tabii bütün bunlar yaşanırken, iyi kalpli ejderhanın durumuna üzülen izleyici de duygu dolu anlar yaşar. Aile olarak oturup izleyebileceğiniz güzel bir Disney filmi.

Tarantino’dan İkinci Dünya Savaşı filmi: Soysuzlar Çetesi (Inglourious Basterds - 2009)


Yönetmen: Quentin Tarantino
Oyuncular: Brad Pitt
Christoph Waltz
Michael Fassbender
Eli Roth
Diane Kruger
Daniel Brühl
Mélanie Laurent
Tür: Aksiyon, Dram, Savaş
Yapım: ABD - Almanya - 2009
Puan: 8

İkinci Dünya Savaşı’nın üzerinden yaklaşık 70 yıl geçmiştir ancak halen film yapımcıları için popüler bir konudur. İşte Quentin Tarantino bu filmi de bir İkinci Dünya Savaşı filmidir.

Nazi Almanya’sı İkinci Dünya Savaşı’nda Avrupa’nın neredeyse tamamını işgal etmişti. Ardından bir yandan Sovyetler Birliği’nin içlerine kadar girerken, diğer yandan da İngiltere Alman savaş uçaklarının bombardımanı altında çırpınıyordu. Savaşı kısa yoldan durdurmanın tek yolu vardı o da bu savaşı başlatan, Nazi ideolojisinin birinci ismi Hitler’i öldürmek, yani suikast. Tarihte böyle bir suikast girişimi yaşanmıştır.

Tarantino da bu fikirden yola çıkaran Soysuzlar Çetesi (Inglourious Basterds - 2009) filminde alternatif iki Hitler suikastı hikâyesi anlatıyor. Birincisi ailesi Naziler tarafından katledilen Fransa Yahudisi bir sinema sahibi genç bir kız. Diğer grup ise Avrupa’ya çıkarma yapan ve Yahudi askerlerden olsun ABD birliği ve başlarında Teğmen Aldo Raine (Brad Pitt) var. Her ikisinin de hedefinde Hitler’in de katılacağı ve Fransa’da düzenlenen bir Alman film galası var. Hitler bu filmin tanıtımına katılacak ve yüzlerce üst düzey Alman subayının olduğu bu etkinlikte büyük bir suikast yapılacaktır.

Filmde Tarantino’nun yapımlarında alışık olduğumuz şiddet ve kanın su yerine aktığı sahneler vardır. Hele ABD askerlerinin öldürdükleri Alman askerlerin kafatası derilerini yüzmeleri en dikkat çekenidir. Çünkü ABD askerlerinin komutanı Aldo Raine, askerlerinin her birinden 100 Nazi askeri kafatası derisi istiyor.

Filmde en dikkat çeken karakter ve bence en iyi oyunculuğu da SS Albayı Hans Landa rolünü oynayan Christoph Waltz sergiliyor. SS Albayı Hans Landa, Nazi işgali altındaki Fransa’ya bir görevle gelmiştir. Burada saklanan Yahudileri bulmak ve film de böyle bir sahne ile başlıyor. Christoph Waltz’in oynadığı Alman SS subayı karakteri, herkesin “elime geçse bir kaşık suda boğarım” diyebileceği bir karakterdir ve oyuncu da rolünü başarılı bir şekilde yapıyor. Hans Landa karakteri sürekli gülümseyen, nazik olan ama bu nazik ve sürekli gülümseyen tip maskesinin altında elindeki gücü sonuna kadar kullanan acımasız ve zorba bir kişilik var. İçi dışının tam tersidir. Bu nazikliği ve gülümsemesi ile insanlara acı vererek her istediği şeyi sahip olduğu güç sayesinde zorla yaptırmasını biliyor.

Tarantino’nun filmi birçok ödül aldı. Ayrıca film “En İyi Yönetmen”, “En İyi Film” ve “En İyi Özgün Senaryo” dâhil sekiz dalda Oscar’a aday gösterilmişti. Ancak sadece bir dalda Oscar kazanmıştır o da yukarıda bahsettiğim oyuncu Christoph Waltz’a verilen “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” Oscar’ıdır.

Bu arada filmin bütçesi ve gişe hâsılatına da değinmek gerekiyor. Filmin bütçesi 70 milyon dolar ve dünya genelinde 321 milyon dolar gibi büyük bir gişe hâsılatı elde ediyor. Bu o zaman kadar Tarantino filmleri arasından en yüksek hâsılat elde eden film olmuştu. Django Unchained (2012) filmi bu rakamı geçince de şimdiye kadar da Tarantino’nun en yüksek gişe hâsılatı elde eden ikinci filmi olmaya devam ediyor.

Tarantino’nun ilk filmi: Rezervuar Köpekleri (Reservoir Dogs - 1992)


Yönetmen: Quentin Tarantino
Oyuncular: Harvey Keitel
Michael Madsen
Steve Buscemi
Chris Penn
Lawrence Tierney
Tim Roth
Tür: Suç, Dram, Gerilim
Yapım:  ABD - 1992
Puan: 8

Rezervuar Köpekleri  (Reservoir Dogs - 1992), Quentin Tarantino’nun hem yönettiği hem de senaryosunu yazdığı ilk (bundan önce yazıp ve yönettiği kısa filmi var) uzun metrajlı filmidir. Film aynı zamanda bundan sonra Tarantino “markasının” özellikleri olarak bilinecek nitelikleri de taşıyor. Bunları şöyle sıralayabiliriz: şiddet içeren sahneler ve suç, küfürlü konuşmalar ve hikâyenin sırayla değil, olaydan öncesi ve sonrasına giderek anlatılması. İşte bunlar ana hatlarıyla bundan sonra Tarantino’nun yöneteceği ve yazacağı filmlerin ana özellikleridir.

Rezervuar Köpekleri, Tarantino’nun ilk filmi olsa da şimdiki ününe ikinci filmi ile kavuşuyor. Ucuz Roman (Pulp Fiction - 1994) hem Tarantino’yu ünlü yapıyor hem de ilk filmini daha da bilinir hale getiriyor.

Rezervuar Köpekleri bundan sonra bağımsız sinemanın klasikleri ve kült filmler arasına giriyor. Birkaç “En İyi Filmler” listelerinde bu filmi görebilirsiniz. Ancak film ilk vizyona girdiğinde eleştirmen tarafından iyi yorumlar alsa da gişe rakamları yüksek değildi. Filmin bütçesi 1,2 milyon dolar ve ABD gişelerinde 2,8 milyon dolar hâsılat elde ediyor. Buna rağmen İngiltere’de 6,5 milyon İngiliz sterlini hâsılat elde ediyor.

Filmin konusu bir elmas soygunudur. Tabii soygun kısmını pek görmüyoruz. Ancak Tarantino kendine has üslupla bize olaydan öncesi ve sonrasını karışık bir sıralamayla gösteriyor. Soygunu bir mafya babası olan Joe organize ediyor ve bir birini tanımaya altı kişiden oluşan bir soygun grubu kuruyor. Kuralı şöyle koyuyor: Bu altı kişiden hiç kimse bir birinin ne adını ne de diğer bilgilerini bilecek. Bir birlerine ise onun verdiği kod adları ile hitap edecekler ve onlar da şöyle: Mr. Blonde, Mr. Blue, Mr. Brown, Mr. Orange, Mr. Pink, and Mr. White.

Tabii soygun başarısız oluyor ve bazıları ölüyor. Geri kalanlar anlaştıkları gibi belirlenen depoya toplanıyorlar. Sordukları soru şu: Bizi kim sattı, aramızdaki köstebek kim? İşte bunu araştırırken, Tarantino izleyiciye soygun öncesinden kesitler sunuyor.

Bugün Tarantino artık ünlü bir yönetmendir. Ancak işe hangi film ile başladığını görmek için Rezervuar Köpekleri  (Reservoir Dogs - 1992) önem taşıyor. Ayrıca burada kullandığı hem hikâyeyi anlatma tekniği hem de şiddet olaylarını işleme tarzı onun diğer filmlerini de etkileyecektir.

Christopher Nolan’ın en iyi çalışması: Dunkirk (2017)


Yönetmen: Christopher Nolan
Oyuncular: Tom Hardy
Cillian Murphy
Mark Rylance
Aneurin Barnard
Kenneth Branagh
Tür: Aksiyon, Dram, Savaş, Tarih
Yapım: ABD, İngiltere, Fransa, Hollanda - 2017
Puan: 8

Dunkirk (2017), hem yapımcısı hem yönetmeni hem de senaryo yazarı Christopher Nolan olan tarihi bir filmdir. Film 1940 yılında Almanların Fransa’yı işgali sonucu Dunkirk’te sıkışıp kalan Müttefik İngiliz, Belçike ve Fransız kuvvetlerinin bu şehirden tahliyesini anlatıyor.

Tabii tahliye kolay değildir. Bir yanda tahliyeyi bekleyen 300 bin asker bulunuyor. Diğer yanda ise onları tahliye edecek gemi sayısı azdır. Ayrıca Almanlar da hem karadan, hem havadan hem de denizden sıkıştırıyor, vurmaya devam ediyor.

Filmin ana karakteri İngiliz ordusundan bir er ve ismi Tommy. Alman ablukasındaki şehirde bulunan birliğinden sadece o sağ kalır. Zaten tek kurşun bile atamadan silahını düşürür ve kaçmaya başlar. Sahile gelir ve burada tahliye bekleyen binlerce asker görür. Bundan sonra hem Tommy hem de diğer askerlerin tek uğraşı nasıl ederiz de bir gemiye binip buradan kurtuluruz çabasıdır. Bütün askerlerin yüzünden bıkkınlık, moralsizlik okunuyor.

Tabii bir gemiye binmek İngiltere’ye varacağınız anlamına gelmiyor. İçi asker ve yaralı dolu gemiler Fransa’dan ayrılınca ya Alman savaş uçakları tarafından bombalanıyor ya da Alman denizaltılar tarafından batırılıyor. Tommy de tam da bir gemiye binmeyi başarmışken, bu sefer gemi batıyor ve yeniden sahile dönüyor. Tabii İngiltere’ye dönene kadar kaçmaya, mücadeleye devam edecektir.

Tahliye çalışmalarına ise İngiltere’den donanmadan olmayan balıkçı gemileri, yelkenliler ve yatlar da gelir. İşte bütün bu çabalar sonucu Dunkirk’ten 300 bin kişi tahliye edilir. Filmde de belirtildiği gibi Winston Churchill bu rakamın sadece onda birini yapabileceklerini ümit ediyordu.

Nolan’ın filmdeki karakter seçimi çok ilginçtir. Genelde savaş filmlerinde ana karakter bir kahraman olur ve cesaretine şahit oluruz. Ancak burada ana karakter Tommy silahını tek bir kez bile ateşlemeden yere atıp kaçan bir erdir. Diğer bir önemli karakter, tahliye edilebilmek için ölü İngiliz askerinin kıyafetlerini giyen Fransız asker Gibson’dur. Tabii hiç kahraman yok da değildir. Tahliyeye yardıma gelen ve kahramanca savaşan İngiliz pilotları da var.

Filmin çekimleri çok güzel, müzik, yönetmenliği ve sinematografisi de övgüye değerdir. Ancak Nolan filmde çok az diyalog, konuşma koymayı seçmiş. Bu da dikkat çeken başka bir özelliğidir filmin.

Film Christopher Nolan’ın en iyi çalışması ve şimdiye kadarki en iyi savaş filmlerinden biri olarak nitelendirilmiştir. Birincisine katılıyorum ama ikincisine pek katılmak mümkün değil. Film 2. Dünya Savaşı döneminde geçen bir olayı anlatıyor ancak tam bir savaş filmi sayılmaz. Konusu daha çok bir kaçış, bir tahliyedir. Pek savaşan taraf göremiyoruz. Hatta Almanlardan savaş uçakları dışında kimseyi görmüyoruz.

Unutulmaz filmlerden: Macera Peşinde (Les aventuriers - 1967)


Yönetmen: Robert Enrico
Oyuncular: Alain Delon
Lino Ventura
Joanna Shimkus
Tür: Macera, Dram
Yapım: Fransa - İtalya - 1967
Puan: 8

Filmler vardır, yıllar geçse de zaman zaman hatırlarsınız. Sizde derin izler bırakan ve tekrar izleme isteği uyandıran. Böyle filmlerden biri ile ilgili yazmıştım geçenlerde: Savaş Kurbanları (Le vieux fusil - 1975).

Şimdi de aynı yönetmenin başka bir filminden bahsedeceğim. Eski filmlerden ve çocukluğumda birkaç defa izlediğim ama halen bazı sahnelerini hatırladıkça duygu yüklü anların canlandığı bir film. Filmin ismi Macera Peşinde (Les aventuriers - 1967). Yönetmeni Robert Enrico olan filmin başrollerinde ise Alain Delon ve Lino Ventura var.

Filmin konusu şöyle: Roland Darbont (Lino Ventura) ve Manu Borelli (Alain Delon) iki arkadaş. Roland bir araba motoru icat eder ve denemeler sırasında başarısız olur. Manu ise bir pilot, bir iş alır ve bu uçuş sırasında pilot lisansını kaybeder. Sonra anlaşılır ki kötü bir şakanın kurbanıdır. Roland ve Manu, bu kişiyle yüzleşince, adam onlara bir hazinenin yerini söyler. Kongo açıklarında bir uçak batmıştır. Uçakta Kongo’dan paralarıyla kaçan zengin bir Avrupalı sömürgeci vardı.

Roland ve Manu artık her şeylerini kaybeden kişilerdir. Bu hazinenin peşinden gitmeye karar verirler. Onlara bir de Laetitia Weiss (Joanna Shimkus) katılır. Laetitia bir sanatçıdır. Garip heykeller ve sanat eserleri yapar. Her ne kadar başarılı olup bir sanat sergisi açsa da eserlerinden hiçbiri satılmaz. İşte bu üçlü, bütün başarısızlıklarının sonucunda batık hazinenin peşinden bir maceraya başlarlar. Bir tekneyle denize açılırlar.

Filmde bu üçlü arasında sağlam bir dostluk, aşk, fedakârlık, sadakat ve dürüstlük gibi temaların işlendiği sahnelere şahit oluruz. Güzel bir nostaljik film isteyenler için tavsiye edeceğim bir eser.

Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar? (Fantastic Beasts and Where to Find Them - 2016)


Yönetmen: David Yates
Oyuncular: Eddie Redmayne
Katherine Waterston
Dan Fogler
Alison Sudol
Colin Farrell
Tür: Aksiyon, Fantastik, Macera, Aile
Yapım: ABD, İngiltere - 2016
Puan: 8

İngiliz yazar J. K. Rowling’in Harry Potter serisi ve Büyücüler Dünyası, çok farklı bir hayal ürününün eseridir. Her ne kadar klasik masallarda büyücüler, cadılar, iyiler ve kötüler olsa da Rowling bize büyü yapabilen ve normal insanların aynı ortamdan yaşadığı ama birinin diğerinden haberdar olmadığı bir dünya sunuyor. Onun bu Büyücüler Dünyası bize her yönüyle düşünülmüş, tasarlanmış farklı bir hayal alemi veriyor.

Harry Potter serisini çok severim. En başta eserin kahramanının yetim bir çocuk olması zaten birçok insanı bu karakter ve tabii ustaca tasarlanmış fantastik dünyaya çekiyor. Diğer yanda ise Rowling sadece büyü deyip geçmiyor, büyü türleri, sihirli iksirler, uçan süpürgeler, fantastik yaratıklar, kara büyü ve sair derken her yönüyle farklı ve ilginç bir hayal dünyası ortaya koyuyor. Ki zaten bundan dolayı hem kitabı, hem de filmi çok beğeni toplayan, hayran kitlesi oluşan uzun soluklu bir yapımlar dizisine dönüşmüştür.

Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar? (Fantastic Beasts and Where to Find Them - 2016) filmi de Harry Potter serisinin dokuzuncu filmidir. Filmin ana karakteri Newt Scamander, “Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?” kitabının yazarıdır. Filmdeki olaylar da Harry Potter’in bu kitabı okulda okumasında 70 yıl önce yaşanıyor.

Newt Scamander, 1926’da gemi ile New York’a geliyor. Burada da İngiltere’deki gibi bir büyücüler topluluğu var. Newt Scamander, zoolog ama normal bir zoolog değil. Büyülü hayvanlar, diğer adıyla fantastik yaratıklarla ilgilenen bir hayvanbilimcidir. New York’a geldiğinde de getirdiği çantada bunlardan onlarcası var.

Geldiği ilk gün bu fantastik yaratıklardan biri çantasından kaçar. Çok ilginç bir yaratıktır bu. Altını ve mücevherleri çok seviyor ve onları yutuyor. Newt Scamander sadece bir yaratığı kaybetmekle kalmıyor, ayrıca çantası yanlışlıkla büyücü olmayan birinin -Jacob Kowalski- eline geçer. Tabii Jacob Kowalski çantayı açınca da yaratıklardan bazıları kaçar. Bundan dolayı bu ikili arkadaş olur ve bu yaratıkları aramaya çıkarlar.

Tabii film ilerlerken olaylar daha da karışır. Obscurus diye farklı bir yaratığın varlığını öğreniyoruz. Bu aslında tam olarak bir yaratık değildir. Büyü gücü bastırılan çocuklarda ortaya çıkan bir tür parazittir. Eğer bir çocukta ortaya çıkarsa en fazla 10 yaşına kadar yaşar çocuk. Newt Scamander de bunlardan birini ölen bir çocuğun cesedinden çıkarmış ve çantasında tutuyor. Bu yaratık aynı zamanda çok büyük yıkım gücüne sahiptir.

Tabii Newt Scamander’in New York’a gelişi ile ortalığı yıkıp geçen bir yaratık da aynı zamanda ortaya çıkar. Bunun Newt Scamander’in çantasından kaçan canavarlardan biri olduğu düşünülüyor. İşte olaylar, macera böyle devam eder.

Film Rowling’in büyülü dünyasını sevenler için hem güzel bir hikâye hem de görsel bir şölen sunuyor. Hele söz konusu fantastik yaratıkları, ana karakterin küçük çantasının içindeki sınırsız dünyayı ve farklı türlerden fantastik canlıların görüntüsü keyifli anlar yaşatıyor izleyiciye.

Bu arada devam filmi de artık yolda. Fantastik Canavarlar: Grindelwald'ın Suçları (Fantastic Beasts: The Crimes of Grindelwald  - 2018) adlı devam filmi gelecek yıl vizyona girecek. Film ile ilgili ilk görsel ve oyuncu kadrosu da artık paylaşıldı.

Ma Ma (2015)


Yönetmen: Julio Medem
Oyuncular: Penélope Cruz,
Luis Tosar,
Asier Etxeandia,
Alex Brendemühl,
Silvia Abascal
Tür: Dram
Yapım: İspanya - 2015
Puan: 8

İspanya yapımı Ma Ma (2015) filmi, dünyada en çok görülen kanser türlerinden biri olmasına rağmen çok az film konusu yapılan meme kanserine dikkat çeken bir filmdir. Meme kanseri istatistiklere göre çok sık görülen bir kanser türüdür. Ancak örneğin Hollywood’un bu konudaki birkaç filmini saymazsak sinema sektörü bu konuya pek ilgi göstermemiştir.

Yönetmen Julio Medem’in bu filmi bundan dolayı önemli ve dikkat çekici. Filmin konusu işe şöyle: Magda (Penélope Cruz) işini yeni kaybeden bir öğretmendir. Buna ek kanser olduğunu öğrenir ve ayrıca eşi de kendisini terk eder. Bütün bu üst üste gelen trajediler daha sonra yeni dostluklara ve aşka dönüşecektir.

Magda kanser olunca ameliyat olur ve memesinden biri alınır. Hatta ameliyat masasına yattığında son bir kere daha bir şeyleri kurtarmak umuduyla doktora neredeyse yalvarır ve “Ucunu kurtaramaz mısın?” diye sorar. Tabii cevap olumsuzdur. Doktor ameliyatın başarılı geçtiğini söyler. Ancak bir süre sonra kanserin yeniden ortaya çıktığını ve ameliyat için bile geç olduğu haberini alır. Sadece altı aylık ömrü kaldığı söylenir.

Bütün bu trajedilerden ise yeni dostluklar, aşk doğacaktır. Eşi tarafından terk edilen Magda kendisi de acı bir kayıp yaşayan biri ile tanışır. Onu hastanede tedavi gördüğü sırada yalnız bırakmayan Arturo ile aşk yaşar. Doktoru Julian ile iyi arkadaşlık başlar. Tabii bir de tam kanser olduğu ve yakında öleceğini öğrendiği bir anda bir sürprizle karşılaşır: Hamiledir.

İşte insanı etkileyen güzel bir öyküsü var filmin. Hem de hiç sıradan olmayan. Bir de doktor Julian’ın (Asier Etxeandia) söylediği güzel bir şarkısı var filmin; aşağıda paylaşıyorum.

Not: Filmi izlediyseniz, film ile ilgili yorumunuzu ve filme kaç puan verebileceğinizi yoruma yazarak bizimle paylaşın.

Maymunlar Cehennemi 3: Savaş (War For The Planet Of The Apes - 2017)


Yönetmen: Matt Reeves
Oyuncular: Andy Serkis
Woody Harrelson
Steve Zahn
Karin Konoval
Amiah Miller
Tür: Bilim Kurgu, Aksiyon, Dram
Yapım: ABD - 2017
Puan: 8

Maymunlar Cehennemi 3: Savaş (War For The Planet Of The Apes - 2017), Maymunlar Gezegeni konusunun yeniden yapımının üçüncü filmidir. İlk iki film şu şekildedir:

Maymunlar Cehennemi: Başlangıç (Rise of the Planet of the Apes - 2011)
Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti (Dawn of the Planet of the Apes - 2014)

Bu serinin konusunu kısaca hatırlayacak olursak: İnsanların geliştirdiği Simian Gribi ismi verilen bir virüs, insanlığın çoğunu kırıp geçirirken, bir yandan da yeni bir tür olan akıllı maymunların ortaya çıkmasına yol açmıştı. İnsanlar varlık mücadelesi verirken, bir yandan da maymun türünün lideri olan Caesar’a başkaldıran ve üstünde yapılan deneylerden dolayı “insan düşmanı” olan Koba isimli bir maymun bir şehirde hayatta kalan insanlara saldırır. İnsanlar yardım çağrısında bulunur ve bir Albay komutasındaki özel bir birlik de yardıma gelir.

Üçüncü film, Albay’ın özel askeri birliğinin iki yıldır maymunları avlaması ve ormanlık alanda saklandıkları bir yere saldırısı ile başlar. Aslında Albay iki yıldır Caesar’ı yakalamaya çalışıyor. Ormanda saklanan bu akıllı ve konuşabilen maymunlar ise son yıllarda zor günler yaşarlar. Önlerinde tek seçenek vardır; bulundukları yerden kaçmak, yaşayabilecekleri yeni bir yer bulmak. Caesar’ın oğlu böyle bir keşif seferinden dönüyor ve güneyde çölün ötesinde maymunların yaşayabilecekleri bir yer bulduğu haberini getirir. Ancak aynı gece maymunların şelalenin arkasındaki yuvaları saldırıya uğrar ve Albay, Caesar’ın ailesini öldürür. Caesar ise sürüsünü güneye gönderirken kendisi Albay’ın arkasından intikam için gider.

Öte yandan ise insanların dünyasında da yeni gelişmeler vardır. İnsanların çoğunu öldüren ve maymunları akıllı yeni bir türe dönüştüren virüs şimdi mutasyon geçirmiştir. İnsanları artık öldürmüyor, ama insanları konuşamaz/ dilsiz yapıyor. Albay da bu durumu insanların gerileyişi olarak görürken, insanlığı “kurtarmak” için hasta insanları öldürür. Buna kendi oğlu da dâhildir. Ancak Albay’la aynı görüşte olmayan ABD ordusundan geriye kalan diğer bölüm ise onunla savaşa gelir.

Bir yanda Albay ve onun kafası yıkanmış/fanatik askerleri, diğer yanda ise Ceasar ve yaşam mücadelesi veren maymunlar. Bir de Albay’a saldıran diğer insanlar. İşte büyük savaş çok yakındır.

Bu arada Caesar ve yakın arkadaşları Albay’ın peşinden giderken yolda bir kız çocuğu (Nova) bulurlar. O da virüsün yeni versiyonuna yakalanmış ve dilsizdir. Caesar’ın danışmanı Orangutan kızı himayesine alır ve ona bakar. Burada bir insan olan kız çocuğunun maymunların arasına katıldığını görüyoruz. Diğer yandan ise Koba’nın yandaşları olan bazı maymunlar da Caasar’dan korktukları için Albay’ın yanında çalışmaya başlamışlardır. Albay’a yardım eden bu maymunlara ise insanlar tarafından “eşek” lakabı takılmıştır.

Genel itibariyle güzel bir yapım ve film ortaya çıkmıştır. Bir yanda ortaya çıkan, yükselen yeni bir tür olan akıllı maymunlar, diğer yanda ise düşüşte olan insanlık. Her ikisi de varlığını sürdürme mücadelesi veriyor.

Yine bir yanda maymunları “eşek” gibi çalıştırıp, sırf hastalık kaptı diye diğer insanları ve bir birlerini öldüren insanlar yer alıyor. Diğer yanda ise dilsiz bir kız çocuğuna sahip çıkan, başka bir maymunu öldürdü diye vicdan azabı duyan (Caesar) maymunlar var. Tabii soru şu hangisi daha insancıl? Cevabı izleyici versin.

Bu arada Caesar ve onun sürüsünün Albay tarafından yakalanması sırasında Albay’ın Caesar’ı çarmıha germesi ve kırbaçlatması bana Hıristiyanlığın doğuşu ve Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesini hatırlattı. Sonuçta filmde de yeni bir tür doğuyor. Senaryo yazarları bunu bilerek ve düşünerek mi yaptı bilemem ancak benzerlikler ortadadır.

Not: Filmi izlediyseniz, film ile ilgili yorumunuzu ve filme kaç puan verebileceğinizi yoruma yazarak bizimle paylaşın.

Sherlock Holmes tadında bir dizi: The Mentalist (2008 - 2015)


Yapımcı: Bruno Heller
Başrol Oyuncuları: Simon Baker,
Robin Tunney,
Tim Kang,
Owain Yeoman,
Amanda Righetti
Tür: Polisiye, Dram, Suç
Yapım: ABD - 2008 - 2015
Puan: 8

“The Mentalist”, 2008 ile 2015 yılları arasında yayınlanan polisiye türü bir dizidir. Dizinin ana karakteri Patrick Jane (Simon Baker) bir “medyum”dur. “Red John” isimli bir seri katil, Jane’in ailesini öldürür. O da CBI’ya katılarak onlara cinayetleri çözmede yardımcı olur.

Jane karakteri daha çok ünlü İngiliz yazar Arthur Conan Doyle’un Sherlock Holmes karakterinden uyarlanmıştır ve birçok benzer yönleri vardır. Jane ve Holmes karakterleri her ikisi de zeki ve çok güçlü gözlem yeteneğine sahiptir. Zaten davaları da hiç kimsenin fark etmediği ayrıntıları bularak çözerler. Dikkatimi çeken diğer bir benzerlik ise her ike karakter de özellikle cinayet mahallinde kokulara önem verirler ve bu da olayları çözmede onlara yardımcı olur. Hatta Partick Jane bunu bir adım ileri taşıyarak olay yerinde yere kadar eğilerek cesetleri koklaması ile ilginç görüntüler de veriyor.

Ancak Jane’in Holmes’ten farklı yönleri de var. En başta Jane olayları çözerken insanlarla oyun oynamayı, kandırmayı ve onları alaya almayı da sever. Bunun sebepleri arasında karşısındakinin doğru söyleyip söylemediğini öğrenmek, vereceği tepkiye göre değerlendirme çabasıdır. Ama izlerken Jane’in yaptığı bu oyunlar, kuralları çiğnemesi ve sıra dışı yöntemleri izleyiciye keyifli anlar yaşatıyor.

Patrick Jane karakterinin üzerinde bu kadar durduktan sonra dizinin ana konusuna dönelim. Bir “medyum” olan Jane, geçimini aslında insanları kandırarak geçiriyor. Ancak medyum gibi davranırken de iyi gözlem yapıyor, çabuk el hareketleri ve diğer yetenekleri ile de işini çok iyi yapan biridir. Ancak bir gün çıktığı bir televizyon programında yıllardır yakalanamayan bir seri katil Red John hakkında ileri geri konulur. Eve döndüğünde kızı ve karısının öldürüldüğünü görür. Odada da Red John’un cinayet mahallerinde bulunan ve duvara kanla çizilen gülen bir yüz ifadesi vardır.

İşte bu olaydan sonra Jane CBI’ya katılır. Onlara soruşturmalarda yardım eder ama asıl amacı ailesinin katilini bulmak ve onunla ilgili soruşturmayı yakından takip etmektir. Soruşturma yıllarca sürer, her seferinde seri katil Red John’a bir adım daha yaklaşır, bazen de tam buldum derken şoke eden gelişmeler de yaşanır.

Dizinin diğer ana karakterleri ise şöyle: Teresa Lisbon, Kimball Cho, Wayne Rigsby, Grace Van Pelt.

The Mentalist bir polisiye dizisi ancak benim en beğendiğim kısmı her bölümde çözülen bir birinden bağımsız olaylardan ayrı bütün dizi boyunca devam eden ana bir olayın, yani Red John soruşturmasının olmasıdır. Bir yandan da izleyici Patrick Jane karakteri ile bağ kurarken, ona acır ve bir an önce ailesinin intikamını almasını ister. Zaten çoğu zaman da bölümlerdeki kısa soruşturmalardan çok ana konu olan Red John soruşturmasını merak eder izleyici.

7 sezon ve 151 bölüm boyunca devam eden dizinin her sezon sonu bölümleri Red John olayı ile ilgilidir. Seri katil Red John soruşturması ve yakalanması ise altıncı sezonun ortasına denk gelir. Geri kalanında ise Jane artık bir adım daha yükselerek FBI ile çalışmaya başlar.

Genel itibariyle polisiye dizi ve film severler bu diziyi çok sevecektir. Hele ele avuca sığmaz Sherlock Holmes karakterini sevenler daha çok beğenecektir.

 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Film İzle - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger