
Suç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Suç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kahraman (1988)

Kanun Yolunda (1977)
Ben Shockley (Clint Eastwood), ölüm tehditleri alan bir fahişeyi (Sondra Locke) Las Vegas'ta şahitlik yapacağı mahkemeye götürmekle görevlidir. Kanunun iki tarafı arasında kalan ikili hayatta kalmak için şiddetli ateş altında, patlayan arabalar, üstlerine inen helikopterler, ölümcül tuzaklar, çılgın motorsikletçiler ve kanunu hiçe sayan polislerle başetmek zorundadır. Yükselen tempo zırhlı bir otobüse 8.000'den fazla kurşunla açılan ateşle doruğa ulaşır. Gauntlet kaçırılmayacak bir macera. Bırakın Eastwood sürsün, siz arkanıza yaslanıp yolculuğun keyfini çıkarın.
Etiketler:
aksiyon,
Clint Eastwood,
Gerilim,
Kanun Yolunda İzle,
Suç,
The Gauntlet İzle,
Türkçe Dublaj
Komiser Tibbs (1970)
Etiketler:
Dram,
Gizem,
Komiser Tibbs İzle,
Suç,
They Call Me Mister Tibbs İzle,
Türkçe Altyazılı
Zaman Polisi (1994)
Etiketler:
aksiyon,
bilimkurgu,
Suç,
Timecop İzle,
Türkçe Dublaj,
Zaman Polisi İzle
Yırtık Rahibe (1992)
Etiketler:
aile,
komedi,
Suç,
Türkçe Dublaj,
Yırtık Rahibe İzle
Yaralı Yüz (1983)
Etiketler:
Dram,
Scarface İzle,
Suç,
Türkçe Dublaj,
Yaralı Yüz İzle
Trendeki Yabancı (1951)
Etiketler:
Gerilim,
Kara Film,
Strangers on a Train İzle,
Suç,
Trendeki Yabancı İzle,
Türkçe Dublaj
Taksi (1998)
Etiketler:
aksiyon,
komedi,
Suç,
Taksi İzle,
Taxi İzle,
Türkçe Dublaj
Robocop 2 (1990)
Etiketler:
aksiyon,
bilimkurgu,
Robocop 2 İzle,
Suç,
Türkçe Dublaj
Robocop 1 (1987)
Etiketler:
aksiyon,
bilimkurgu,
Robocop İzle,
Suç,
Türkçe Dublaj
Protesto (1995)
Etiketler:
Dram,
La haine İzle,
Protesto İzle,
Suç,
Türkçe Dublaj
Was Frauen Träumen (1933)
Etiketler:
komedi,
Müzikal,
romantik,
Suç,
Türkçe Altyazılı,
Was Frauen träumen İzle
Koruyucu (2005)
Etiketler:
aksiyon,
Dram,
Koruyucu İzle,
Suç,
Tom yum goong İzle,
Türkçe Dublaj
Fargo (1996)
Etiketler:
Dram,
Fargo İzle,
Gerilim,
Suç,
Türkçe Dublaj
En iyi Sovyet filmleri: Elmas El (Бриллиантовая Рука - 1968)
Yönetmen: Leonid Gayday
Oyuncular: Yuriy Nikulin
Anatoliy Papanov
Andrey Mironov
Tür: Komedi, Suç, Macera
Yapım: Sovyetler Birliği - 1968
Puan: 10
Yönetmen Leonid Gayday’ın Elmas El (Бриллиантовая Рука - 1968) filmi, Sovyet film tarihinin en popüler filmlerinden biridir. Bunda hem filmin konusunun güzel olması ile birlikte, başrolde Yuriy Nikulin’in oynaması da etkili olmuştur. Zaten Nikulin deyince de aklan gelen ilk sinema filmi de budur.
Filmin senaryosu da gerçekte yaşanmış ve benzer bir olaydan ilham alınarak hazırlanmıştır. Senaryo yazarlarından Yakov Kostyukovski, gazetede gördüğü bir haberden etkilenerek böyle bir senaryo aklına gelir. Gerçekte yaşanan bir olayda kaçakçılık yapan bir çete, yurt dışından alçıya alınan kol içinde değerli şeyler getirmeye çalışırken yakalanmıştı. İşte bu fikirden yola çıkılarak bu filmi senaryosu yazılır.
Filmin konusu ise şöyle: Sovyetler Birliği’nde Karadeniz sahilinde bir şehirde kaçakçılık yapan bir çete bulunuyor. Çetenin başında “Şef” (Patron) lakaplı biri var. Çete yurt dışından getirdiği mücevher ve antika paraları bir yere gömüyor. Sonra da bunu tesadüfen bulmuşlar gibi yaparak devlete teslim ediyor. Sovyet yasaları gereği devlet bulunan her hazinenin belirli bir kısmını bulan vatandaşa veriyordu. Bu yöntemle çete kaçak olarak ülkeye soktukları değerli mücevherleri yasal bir paraya dönüştürüyor ve aynı zamanda kara parayı da aklamış oluyor.
Diğer taraftan ise filmin ana karakteri Semyon Semyoneviç Gorbunkov, örnek bir aile babası ve emek sever bir Sovyet vatandaşıdır. Yıllardır çalışmış, emek harcamasına rağmen hiçbir zaman şehrinden bile dışarı çıkmamıştır. Ailesi ona bir yurt dışı seyahati hazırlar. Gemi ile yurt dışına gezi yapacaktır. Gemide ise yukarıda bahsedilen çeteni bir üyesi var ve gittikleri şehirden koluna yapılacak alçı içinde mücevher ve antika paralar getirecektir.
Turist olarak geldikleri şehirde çetenin üyesi Geşa kaybolunca ve Gorbunkov da tesadüfen onun gitmesi gereken sokakta yere düşüp kolunu incitince alçı ve mücevherler onun konula takılır. Şimdi çete alçı içindeki mücevherleri almak için onu peşine düşer. Diğer taraftan ise polis de çeteyi ortaya çıkarmak için Gorbunkov’dan kimseye bir şey belli etmeden alçıyı çıkarmamasını söyler. İşte bundan sonra macera, komedi ve bir dizi ilginç olaylar yaşanır.
Film, çocukluğumdan beri çok defalar severek izlediğim en iyi Sovyet filmlerinden biridir. Başrol oyuncusu Nikulin’in oyunculuğuna söz olamaz. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki Geşa rolünü başarıyla oynayan 27 yaşındaki genç oyuncu Andrey Mironov’un da yıldızı bu filmden sonra daha da parlamıştır.
Sovyet filmi izlemek isteyen ve bir de komedi olsun diyenler için şiddetle tavsiye edeceğim bir film. Benim filmde en çok beğendiği ve zaman zaman açıp tekrar tekrar izlediğim sahne ise sarhoş olan Gorbunkov’un bir restoranda sahneye çıkarak tavşanlarla ilgili söylediği şarkı kısmıdır. Bu sahne ve şarkının ünü ise filmden daha fazla yayılmıştır diyebiliriz.
Yılın en dikkat çeken filmlerinden: Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri (2017)
Yönetmen: Martin McDonagh
Oyuncular: Frances McDormand
Woody Harrelson
Sam Rockwell
Peter Dinklage
Caleb Landry Jones
Tür: Dram, Suç
Yapım: ABD - 2017
Puan: 10
2017 yılının sonlarına doğru film ödülleri bir biri ardına açıklanmaya başlandığında neredeyse bütün listelerde olan ve çok dikkat çeken bazı filmler vardı. Benim de başta Oscar adayları ve diğer listelerde gördüğüm, çok merak ettiğim filmlerden birisi de bu filmdi: Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri (Three Billboards Outside Ebbing, Missouri - 2017).
Filmin konusuna geçmeden önce, aldığı ve saymakla bitmeyen ödüllerine değinmek gerekiyor. 90. Oscar Ödülleri’nde toplam 7 dalda aday gösterilen Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri (2017), Frances McDormand’a “En İyi Kadın Oyuncu” ve “Sam Rockwell”e de “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” Oscar’ı kazandırdı. Film Altın Küre Ödülleri töreninde en iyi film ve senaryo da olmak üzere toplam 4 ödül aldı. BAFTA ödüllerinden 5 ve saymakla bitmeyecek bir dizi ödülü daha var. Kısacası bol ödüllü ve yıldızlı bir film.
Filmin en dikkat çeken özelliği birincisi konusuysa, ikincisi ise yukarıda isimlerini saydığım iki oyuncunun performanslarıdır. Bunun dışında özellikle Sam Rockwell’ın canlandırdığı polis memuru Jason Dixon karakteri de ister yaptığı kötülükler, ister daha sonra başına gelenlere rağmen sonunda “ışığı” görebilerek doğru yolu bulabilen, 180 derece değişebilen bir karakter olarak dikkat çekiyor.
Filmin konusu ise kısaca şöyle: Ebbing isimli bir kasabada, kızı tecavüze uğrayarak öldürülen bir anne olan Mildred Hayes, olaydan aylar geçmesine rağmen polisin bir gelişme kaydedememesine kızarak neredeyse kimsenin kullanmadığı bir yoldaki üç billboardu kiralayarak bir ilan verir. Arka arkaya dizilen ilanlarda şu ifadeler yer alır: "Raped While Dying" (Ölürken Tecavüze Uğradı), "Still No Arrests?" (Hâlâ Bir Tutuklama Yok Mu?) ve "How Come, Chief Willoughby?" (Bu Nasıl Olur Polis Müdürü Willoughby?).
Tabii bu billboardlar kasabalının tepkisine çeker. Özellikle, kanser olan polis müdürüne bu nasıl yapılır diye. Hatta polis müdürü Willoughby da hastalığını bahane ederek, hastalığını duygu sömürme amacı ile kullanarak Mildred Hayes’ten bu ilanlarını kaldırmasını ister. Ancak Mildred Hayes hiçbir şekilde taviz vermez. Bunun sonucu baskı görür, billboardlar yakılır, kendisi de şiddete başvurur derken bu ilanlar bir dizi olaylara sebep olur. Bütün yaşananlar filmdeki bazı karakterlerin tamamen değişmesine de yol açar.
Filmin hem yönetmeni hem de senaryo yazsı olan Martin McDonagh, filmin senaryosunu benzer bir gerçek olaydan esinlenerek yazdığını açıklamıştı.
Film bir yandan tecavüz kurbanların ve çözülmeyen davalarına dikkat çekerken, diğer yandan da “güç” sahiplerinin bu gücü yanlış kullanmalarına değiniyor. Bu güvenlik güçlerinin uyguladığı şiddet olabilir, bazen normal vatandaşların buna verdiği şiddet içerikli cevap olabilir. Filmde özellikle polisin siyahî vatandaşlara karşı tutumuna çokça atıf yapılıyor. Bir de tabii kullanılan dil vardır ki belirli yaşın altındaki çocuklarla izlenmemesi gereken bir filmdir.
Tüm zamanların en iyi filmi “The Godfather”; Ama ismini bile duymayanlar…
Yönetmen: Francis Ford Coppola
Oyuncular: Marlon Brando
Al Pacino
James Caan
Richard Castellano
Robert Duvall
Diane Keaton
Tür: Dram, Suç
Yapım: ABD - 1972
Puan: 10
“The Godfather” (Baba - 1972) tüm zamanların en iyi filmlerinden biridir. Hatta bazı listelerde en iyi film, bazılarında ise Citizen Kane’den sonra tüm zamanların en iyi ikinci filmi olarak gösteriliyor. Tabii “The Godfather” filmini herhalde bilmeyen ve izlemeyen yoktur diye düşünüyordum. Ama öyle değilmiş. Bu filmi izlemeyi bırakın, ismini bile halen duymayanlar bile var.
Bahsettiğim kişilerin gençler olduğunu zannedeceksiniz. Çünkü günümüz gençleri neredeyse ellerinden telefon düşmeden sosyal medyadaki birkaç kısa videodan başka bir şey pek izlemezler. Hayır, bahsettiğimiz grubun yaş ortalaması pek de genç değil. Eğitim seviyesi çok düşük, modern dünyadan kopuk Amazon kabileleri ya da Tibet’in dağ köyü sakinlerinden de bahsetmiyorum.
Bahsettiğim grup eğitimli, üniversite mezunu ve çoğu da en az iki dil bilen (biri İngilizce) kişilerden oluşuyor. Zaten beni şaşırtan kısmı da bu oldu. Demek böyle de oluyormuş.
The Godfather (Baba - 1972) filmi sadece tüm zamanların en iyi filmlerinden değildir, aynı zamanda yönetmen Francis Ford Coppola’nın en iyi filmlerinden ve Al Pacino’nun yıldızının parladığı film, Marlon Brando’nun aldığı Oscar dahil 3 Oscar kazanan ve 7 dalda da Oscar’a aday gösterilen bir filmdir. Ayrıca yazar Mario Puzo’nun çok satan aynı isimli kitabından uyarlanan bir filmdir. Kısaca övmekle, methetmekle bitmeyecek çok meziyetlere sahip bir yapımdır.
The Godfather (Baba - 1972) filmini çocukluğumdan bilirim. Bir de yıllar önce kitabını okumuştum. Kitaptaki ayrıntılar ile film daha da canlılık ve anlam kazanıyor.
Filmin konusu ise kısaca şöyle: Vito Corleone (Marlon Brando), çocuk yaşta memleketi İtalya’dan Amerika’ya göç ediyor. Yıllar sonra artık o büyük bir “ailenin” reisidir ve ona “baba” ya da “don” derler. Herkes “Godfather” diye hitap eder ve saygı gösteri. Aynı zamanda yaşadığı şehirdeki mafya ailelerinden birinin başıdır. Bir de ona çok benzeyen bir oğlu var Michael Corleone (Al Pacino). Ailesinin mafya işlerine hiç karışmak istemez ve hep uzak durur. Ta ki bir gün babası vurulana kadar. Kader onu acımasız bir mafya liderine dönüştürecektir.
Yazının başında dediğim gibi The Godfather (Baba - 1972) tüm zamanların en iyi filmlerindendir. Siz de henüz ismini bile duymadıysanız ya da henüz izlemediyseniz mutlaka izleyeceğiniz filmlerden olsun. Eğer bunu izlerseniz iki devam filmini de izlemek isteyeceksiniz zaten.
Etiketler:
10 Yıldız,
1972,
ABD,
Al Pacino,
Diane Keaton,
Dram,
Film Eleştirisi Yorumu,
Francis Ford Coppola,
James Caan,
Marlon Brando,
Richard Castellano,
Robert Duvall,
Suç
Ucuz Roman (Pulp Fiction - 1994) ve Tarantino’nun filmleri üzerine
Yönetmen: Quentin Tarantino
Oyuncular: John Travolta
Samuel L. Jackson
Bruce Willis
Ving Rhames
Uma Thurman
Tim Roth
Tür: Suç, Gerilim, Dram
Yapım: ABD - 1994
Puan: 9
Deyim yerindeyse Tarantino’yu son günlerde yeniden keşfettim. Hâlbuki daha önce birkaç filmini izlememe rağmen çok da hayranlık duyacak, yeni filmini bekleyecek kadar filmlerini beğenmemiştim. Tarantino kendine has bir üslup geliştiren ve bunu filmlerinde zaman zaman devam ettiren bir yönetmen.
Tarantino’nun daha önce Kill Bill filmlerini izleyip beğenmiştim. Bu normal bir beğenme, on üzerinden ancak 6-7 eden bir beğenme. Yaklaşık 10 yıl önce Rezervuar Köpekleri filmini izlemeye çalışmış bir türlü depodan çıkamayan, uzun ve küfürlü konuşmalarını saçma bulup, sonunu getiremeden bırakmıştım. Pulp Fiction filmini ancak fragmanını izleyip aşırı ve bayağı bulmuştum. Yeniden izleyince ancak birkaç sahnesini izlediğimi daha sonra hatırladım. Yeni filmlerinden Django Unchained (2012) çıktığında “zenci bir kovboy” fikrini ilgi çekici bulmayıp izlememiştim.
Ancak son günlerde Tarantino’nun filmlerini yeniden keşfettim. Bu keşfediş The Hateful Eight (2015) filmi ile başladı. Birkaç yıl önce izleyip çok beğenmiştim. Bu film Western tarzı ile birlikte bana Agatha Cristi’nin kitaplarını anımsatıyordu. Ünlü İngiliz polisiye yazarı zaman zaman okura ipuçlarını vererek cinayeti çözmeye teşvik eder. The Hateful Eight filminde de benzer sahneler var. Bir cinayet yaşanır ve soru şu: Kim yaptı? Bir kulübe tarzı dükkânda bunu yapabilecek birkaç kişi var.
Geçtiğimiz günlerde Tarantino’nun yeni filmi için çalışmalara başladığı haberinden sonra yönetmenin eski filmlerini izlemeye başladım. Sırasıyla Rezervuar Köpekleri (Reservoir Dogs - 1992), Soysuzlar Çetesi (Inglourious Basterds - 2009), Django Unchained ve Pulp Fiction filmlerini izledim. Tabii 10 yıl önce izlediğimde saçma, aşırı bulduğum fazla küfürlü ve kanın su yerine sağa sola sıçradığı sahneler, bu sefer çok farklı bir etki bıraktı. Bunun ardından şu sonuca vardım. Örneğin The Hateful Eight ve Django Unchained gibi Tarantino’nun son filmleri her ne kadar geniş bir izleyici kitlesine hitap etse de işe ilk başladığı ve onu ünlü yapan, “Tarantino” yapan Rezervuar Köpekleri ve Pulp Fiction gibi filmleri en azından 30 yaş ve üzeri ve belli bir film beğenisi olan izleyici kitlesine hitap ediyor.
Bu arada Tarantino filmlerinde bazı oyuncular ile yeniden çalışmayı tercih ettiği fark ediliyor. Örneğin Samuel L. Jackson, Tarantino’nun altı filminde rol almış. Death Proof (2007) filminde gördüğümüz bazı simaları daha sonra Soysuzlar Çetesi’nde tekrar görüyoruz.
Böyle isimler arasında Christoph Waltz’ın da anmak gerek. Avusturya - Almanya’lı aktör Waltz, Tarantino’nun iki filminde rol almış her iki rol için de Oscar kazanmıştı.
UCUZ ROMAN (PULP FICTION - 1994)
Şimdi bu yazının ana konusuna dönelim, Pulc Fiction filmine. Ucuz Roman (Pulp Fition - 1994) Tarantino’nun ikinci kez yönetmen koltuğuna oturduğu ve onu ünlü yapan filmi. Bu film çok rağbet görünce Tarantino’nun ilk filmi olan Rezervuar Köpekleri de bundan nasibini almış ve o da büyük hayran ve izleyici kitlesi elde etmişti.
Pulp Fiction eleştirmenler tarafından olumcu yorumlar almış ve Tarantino’nun “başyapıtı” unvanını kazanmıştı. Ayrıca finansal olarak da büyük başarı elde etmişti. Filmin Bütçesi 8,5 milyon dolar ve topladığı gişe hâsılatı ise yaklaşık 214 milyon dolar.
Film, Los Angeles suç dünyasından şiddet dolu dört öykü anlatıyor. Mafyanın iki kiralık katili, bir boksör, mafya liderinin karısı ve bir lokantayı soymaya çalışan bir çiftin öyküleri zaman zaman bir biriyle çakışıyor. Filmde şiddet sahneleri ve Tarantino’nun filmlerine özgü küfürlü konuşmalar da normal günlük diyaloglar olarak yansıyor.
Öte yandan bu film sadece Tarantino’yu değil aynı zamanda filmde rol alan oyuncuları da ünlü etti. En başta buna örnek filmde mafyanın iki katili rolünü canlandıran oyuncular John Travolta ve Samuel L. Jackson’i göstere biliriz.
Pulp Fiction 7 dalda Oscar’a aday gösterilmişti. John Travolta ve Samuel L. Jackson da Oscar’a aday gösterilen isimlerdendi. Quentin Tarantino ve Roger Avary ise “en iyi senaryo yazarlığından” Oscar almıştı.
Henüz izlemediyseniz bu film 20 yıllık bir klasik ve şimdiden kült film unvanını almıştır.
Etiketler:
1994,
9 Yıldız,
ABD,
bruce willis,
Dram,
Film Eleştirisi Yorumu,
Gerilim,
john travolta,
quentin tarantino,
Samuel L. Jackson,
Suç,
Tim Roth,
Uma Thurman,
Ving Rhames
Tarantino’nun ilk filmi: Rezervuar Köpekleri (Reservoir Dogs - 1992)
Yönetmen: Quentin Tarantino
Oyuncular: Harvey Keitel
Michael Madsen
Steve Buscemi
Chris Penn
Lawrence Tierney
Tim Roth
Tür: Suç, Dram, Gerilim
Yapım: ABD - 1992
Puan: 8
Rezervuar Köpekleri (Reservoir Dogs - 1992), Quentin Tarantino’nun hem yönettiği hem de senaryosunu yazdığı ilk (bundan önce yazıp ve yönettiği kısa filmi var) uzun metrajlı filmidir. Film aynı zamanda bundan sonra Tarantino “markasının” özellikleri olarak bilinecek nitelikleri de taşıyor. Bunları şöyle sıralayabiliriz: şiddet içeren sahneler ve suç, küfürlü konuşmalar ve hikâyenin sırayla değil, olaydan öncesi ve sonrasına giderek anlatılması. İşte bunlar ana hatlarıyla bundan sonra Tarantino’nun yöneteceği ve yazacağı filmlerin ana özellikleridir.
Rezervuar Köpekleri, Tarantino’nun ilk filmi olsa da şimdiki ününe ikinci filmi ile kavuşuyor. Ucuz Roman (Pulp Fiction - 1994) hem Tarantino’yu ünlü yapıyor hem de ilk filmini daha da bilinir hale getiriyor.
Rezervuar Köpekleri bundan sonra bağımsız sinemanın klasikleri ve kült filmler arasına giriyor. Birkaç “En İyi Filmler” listelerinde bu filmi görebilirsiniz. Ancak film ilk vizyona girdiğinde eleştirmen tarafından iyi yorumlar alsa da gişe rakamları yüksek değildi. Filmin bütçesi 1,2 milyon dolar ve ABD gişelerinde 2,8 milyon dolar hâsılat elde ediyor. Buna rağmen İngiltere’de 6,5 milyon İngiliz sterlini hâsılat elde ediyor.
Filmin konusu bir elmas soygunudur. Tabii soygun kısmını pek görmüyoruz. Ancak Tarantino kendine has üslupla bize olaydan öncesi ve sonrasını karışık bir sıralamayla gösteriyor. Soygunu bir mafya babası olan Joe organize ediyor ve bir birini tanımaya altı kişiden oluşan bir soygun grubu kuruyor. Kuralı şöyle koyuyor: Bu altı kişiden hiç kimse bir birinin ne adını ne de diğer bilgilerini bilecek. Bir birlerine ise onun verdiği kod adları ile hitap edecekler ve onlar da şöyle: Mr. Blonde, Mr. Blue, Mr. Brown, Mr. Orange, Mr. Pink, and Mr. White.
Tabii soygun başarısız oluyor ve bazıları ölüyor. Geri kalanlar anlaştıkları gibi belirlenen depoya toplanıyorlar. Sordukları soru şu: Bizi kim sattı, aramızdaki köstebek kim? İşte bunu araştırırken, Tarantino izleyiciye soygun öncesinden kesitler sunuyor.
Bugün Tarantino artık ünlü bir yönetmendir. Ancak işe hangi film ile başladığını görmek için Rezervuar Köpekleri (Reservoir Dogs - 1992) önem taşıyor. Ayrıca burada kullandığı hem hikâyeyi anlatma tekniği hem de şiddet olaylarını işleme tarzı onun diğer filmlerini de etkileyecektir.
Etiketler:
1992,
8 Yıldız,
ABD,
Dram,
Film Eleştirisi Yorumu,
Gerilim,
Harvey Keitel,
Michael Madsen,
quentin tarantino,
Steve Buscemi,
Suç,
Tim Roth
Kadınlara yönelik cinsel saldırılara dikkat çeken film: Kardaki İzler (Wind River - 2017)
Yönetmen: Taylor Sheridan
Oyuncular: Jeremy Renner
Elizabeth Olsen
Graham Greene
Kelsey Chow
Jon Bernthal
Tür: Suç, Dram, Gerilim, Gizem
Yapım: ABD - 2017
Puan: 9
Kardaki İzler (Wind River - 2017), yönetmeni ve senaryo yazarı Taylor Sheridan olan ve kadınlara yönelik cinsel saldırı ve tecavüzlere dikkat çeken bir film. Özellikle de Amerikan Kızılderililerinin rezervasyonlarında sayıları bile bilinmeyen kayıp kadınlar konusuna dikkat çekiyor.
İçerisinde kadına yönelik şiddet, cinsel saldırı ve tecavüz olan filmleri sevmiyorum. Daha doğrusu böyle sahneleri izlemeye dayanamıyorum. Bu filmde de böyle bir sahne ve bir kıza tecavüz var. Ancak konuyu işleyiş tarzı ve sonda da “ilahi adalet” ya da “ettiğini buldu” diyebileceğimiz bir tarzda bitmesi bir nebze de olsa izleyiciyi çektiği acılardan kurtarıyor.
Filmin konusu şöyle: ABD’nin Wyoming eyaletindeki Wind River Kızılderili Rezervasyonu’da ABD Orman Servisi görevlisi Cory Lambert (Jeremy Renner), dağlık bölgede karlar içinde donmuş bir genç kız cesedi bulur. İncelemeler sonucu kızın darp sonucu soğukta donarak öldüğü anlaşılır. Ayrıca tecavüze de uğramıştır.
Soruşturma için bölgeye FBI ajanı Jane Banner (Elizabeth Olsen) gelir. Ancak adli uzman tarafından kızın ölüm sebebi cinayet değil de soğuktan donma olarak rapora yazılınca daha fazla FBI desteği çağıramaz. Bölge Şerifi Ben’in elinde sadece altı adamı var. Olayı araştırmak ve çözmek de FBI ajanı ve orman servisi görevlisi ve aynı zamanda iyi bir avcı olan Cory Lambert’e kalır.
Araştırmalar sonucu ormanda bir ceset daha bulunur. Vahşi hayvanların da parçaladığı cesedin kızın erkek arkadaşına ait olduğu öğrenilir. İşte bundan sonra asıl “av” başlar. Hedef ise bu vahşi cinayet ve çirkin saldırıları yapan ya da yapanları bulmaktır. Bundan sonra ise izleyicinin nefesini tutarak izleyeceği olaylar ve sahneler başlar.
Filmin başlarında “gerçek olaylardan esinlenilmiştir” yazısı görülüyor. Hem yönetmen hem de senaryo yazarı Taylor Sheridan, filmi Kızılderili rezervasyonlarında kadınlara yönelik binlerce cinsel saldırı vakalarını dikkate alarak yazdığını söylemişti. Filmin sonunda ise yine bir not var. Notta, “Her bir etnik grup için kayıp kişi istatistikleri tutulurken, kayıp Kızılderili kadınların sayısı ise bilinmiyor.” deniliyor.
Film hem eleştirel hem de finansal olarak başarı elde etmiş ve şimdiden ödüle layık görülmüştür. Filmin bütçesi 11 milyon dolar, gişe hâsılatı ise 40 milyon dolardır.
Etiketler:
2017,
9 Yıldız,
ABD,
Dram,
Elizabeth Olsen,
Film Eleştirisi Yorumu,
Gerilim,
Gizem,
Graham Greene,
Jeremy Renner,
Jon Bernthal,
Kelsey Chow,
Suç,
Taylor Sheridan








