Latest Movie :
Recent Movies
İngiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İngiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Christopher Nolan’ın en iyi çalışması: Dunkirk (2017)


Yönetmen: Christopher Nolan
Oyuncular: Tom Hardy
Cillian Murphy
Mark Rylance
Aneurin Barnard
Kenneth Branagh
Tür: Aksiyon, Dram, Savaş, Tarih
Yapım: ABD, İngiltere, Fransa, Hollanda - 2017
Puan: 8

Dunkirk (2017), hem yapımcısı hem yönetmeni hem de senaryo yazarı Christopher Nolan olan tarihi bir filmdir. Film 1940 yılında Almanların Fransa’yı işgali sonucu Dunkirk’te sıkışıp kalan Müttefik İngiliz, Belçike ve Fransız kuvvetlerinin bu şehirden tahliyesini anlatıyor.

Tabii tahliye kolay değildir. Bir yanda tahliyeyi bekleyen 300 bin asker bulunuyor. Diğer yanda ise onları tahliye edecek gemi sayısı azdır. Ayrıca Almanlar da hem karadan, hem havadan hem de denizden sıkıştırıyor, vurmaya devam ediyor.

Filmin ana karakteri İngiliz ordusundan bir er ve ismi Tommy. Alman ablukasındaki şehirde bulunan birliğinden sadece o sağ kalır. Zaten tek kurşun bile atamadan silahını düşürür ve kaçmaya başlar. Sahile gelir ve burada tahliye bekleyen binlerce asker görür. Bundan sonra hem Tommy hem de diğer askerlerin tek uğraşı nasıl ederiz de bir gemiye binip buradan kurtuluruz çabasıdır. Bütün askerlerin yüzünden bıkkınlık, moralsizlik okunuyor.

Tabii bir gemiye binmek İngiltere’ye varacağınız anlamına gelmiyor. İçi asker ve yaralı dolu gemiler Fransa’dan ayrılınca ya Alman savaş uçakları tarafından bombalanıyor ya da Alman denizaltılar tarafından batırılıyor. Tommy de tam da bir gemiye binmeyi başarmışken, bu sefer gemi batıyor ve yeniden sahile dönüyor. Tabii İngiltere’ye dönene kadar kaçmaya, mücadeleye devam edecektir.

Tahliye çalışmalarına ise İngiltere’den donanmadan olmayan balıkçı gemileri, yelkenliler ve yatlar da gelir. İşte bütün bu çabalar sonucu Dunkirk’ten 300 bin kişi tahliye edilir. Filmde de belirtildiği gibi Winston Churchill bu rakamın sadece onda birini yapabileceklerini ümit ediyordu.

Nolan’ın filmdeki karakter seçimi çok ilginçtir. Genelde savaş filmlerinde ana karakter bir kahraman olur ve cesaretine şahit oluruz. Ancak burada ana karakter Tommy silahını tek bir kez bile ateşlemeden yere atıp kaçan bir erdir. Diğer bir önemli karakter, tahliye edilebilmek için ölü İngiliz askerinin kıyafetlerini giyen Fransız asker Gibson’dur. Tabii hiç kahraman yok da değildir. Tahliyeye yardıma gelen ve kahramanca savaşan İngiliz pilotları da var.

Filmin çekimleri çok güzel, müzik, yönetmenliği ve sinematografisi de övgüye değerdir. Ancak Nolan filmde çok az diyalog, konuşma koymayı seçmiş. Bu da dikkat çeken başka bir özelliğidir filmin.

Film Christopher Nolan’ın en iyi çalışması ve şimdiye kadarki en iyi savaş filmlerinden biri olarak nitelendirilmiştir. Birincisine katılıyorum ama ikincisine pek katılmak mümkün değil. Film 2. Dünya Savaşı döneminde geçen bir olayı anlatıyor ancak tam bir savaş filmi sayılmaz. Konusu daha çok bir kaçış, bir tahliyedir. Pek savaşan taraf göremiyoruz. Hatta Almanlardan savaş uçakları dışında kimseyi görmüyoruz.

Distopya filmlerinin başyapıtı: V for Vendetta (2005)


Yönetmen: James McTeigue
Oyuncular: Natalie Portman
Hugo Weaving
Stephen Rea
John Hurt
Tür: Aksiyon, Gerilim, Dram
Yapım: ABD - İngiltere - Almanya - 2005
Puan: 10

V for Vendetta (2005), bir çizgi romandan uyarlanan ve ilham verici bil film. Konusu distopya olan bir film ve bazı yönleriyle George Orwell’in 1984’ünü hatırlatıyor. Çizgi romandan uyarlanırken de başarılı bir iş çıkarmışlar. Senaryosunu yazanlar ise Wachowski Kardeşler.

Film yüzde 80 çizgi romanla örtüşüyor. Her ne kadar ortaya başarılı bir yapım çıksa da çizgi romanda olan ve “V”nin anarşi ile ilgili fikirleri pek filme yansımamış. Çünkü “anarşinin” Guy Fawkes maskeli ana karakterin planında önemli bir yeri var. Hem yıkıcı, hem de yapıcı bir rol oynadığına inanıyor.

V for Vendetta ve Guy Fawkes maskesi


Filmin konusuna geçmeden önce ana karakterin maskesini giydiği Guy Fawkes’in kim olduğuna bakalım. İngiltere’de yönetim karşıtı bir grup, 5 Kasım 1605'te parlamentoyu havaya uçurma planı yapar. Buna da tarihte Barut Komplosu adı verilmiş ve Guy Fawkes de bu olayda aktif rol alanlardan birisidir. Guy Fawkes yakalanmış ve başarısız olmuştu. Filmin başlangıcında da bu olay anlatılıyor.

Distopya kitap tavsiyeleri - Tüm zamanların en iyi distopya romanları (20 kitap)

Filmin konusu ise şöyle: 2027 yılı ve savaşlar, salgınlar ve bir dizi felaketlerden sonra İngiltere’de faşist bir yönetim vardır. Adam Sutler liderliğindeki Norsefire Partisi, ülkeyi bir polis devleti olarak yönetiyor. Bu totaliter rejimde her yerde izleme kameraları var, dinleme araçları sokakları gezer ve evleri dinler. Bütün telefon hatları dinleniyor ve tüm yayınlar da devlet kontrolündedir.

İşte böyle bir ortamda, 4 Kasım’da kendisini “V” kod adını veren Guy Fawkes maskeli birisi bir adliye binasını havaya uçurur. Sokaklarda ise Çaykovski’nin “1812 Uvertürü” seslenir. Hem Londra sakinleri hem de yönetim olayın şokunu yaşar. İşte totaliter rejim karşıtı başkaldırının ilk ateşini böylece yakar “V”. İnsanlara ise gelecek yıl parlamentoyu patlatacağı 5 Kasım günü (Guy Fawkes’in parlamentoyu havaya uçurmaya çalıştığı tarih) kendisi ile sokaklarda buluşma çağrısı yapar.

Ana karakter “V”


Filmde ana karakter “V”nin hiç yüzünü görmüyoruz. Çünkü zaten kendisinin de dediği gibi “Maskenin altında bir fikir var. Fikirler ise kurşun geçirmezdir.” Bir yandan “V” geçmişin izlerini, yüzündeki yaraları saklar maske ile diğer yandan ise kendi simasının ve de kimliğinin önemli olmadığını anlatmaya çalışır. Önemli olanın onun temsil ettiği görüş ve fikirlerdir. “V”nin temel amacı ise yeni bir düzen kurulması. İnsanların özgür olduğu, adil bir düzenin olduğu bir ülke istiyor.

En iyi distopya kiparlardan - George Orwell - Bin Dokuz Yüz Seksen Dört

Çünkü onu “V” yapan, kendi “vendetta”sını (intikam) uygulamaya zorlayan da bu adil olmayan ve özgürlüğün bulunmadığı totaliter düzendir. “V” fiziksel olarak çok güçlüdür. Ama bu güç, ona toplama kampında yapılan deneyler sonucu verilmiştir. Çünkü mevcut yönetim iktidara geldiğinde ilk iş olarak muhalifleri, mültecileri (örneğin siyahiler ve Pakistanlılar), ateistleri, eşcinseller ve diğer “istenmeyen” herkesi toplama kamplarına toplamıştı. Toplama kamplarından ise sağ çıkan yoktur.

V for Vendetta (2005), son yıllarda yapılan politik distopya filmlerinin en iyilerinden birisidir. Hatta en iyisidir diyebiliriz. Film, modern toplumdaki totalitarizm korkusunu yansıtıyor. Özellikle filmin uyarlandığı çizgi romanın yazıldığı 1980’ler ABD ile Sovyetler Birliği arasında her an bir nükleer savaşın çıkabileceği korkusunun yaşandığı dönemlerdi. Tabii bundan bütün dünya etkilenirdi.

Çizgi romandan sinema filmine


Film on yılı aşkın bir süre önce yapıldı ve büyük ihtimalle de bir sinemasever olup da bu filmi izlemeyen kalmamıştır. Ancak geçtiğimiz günlerde V for Vendetta’nın 10 bölümlük çizgi romanını okuduktan sonra bir daha izledim. Filmi ilk defa izliyormuşum gibi her sahnesi ayrı bir heyecan verdi. Tabii bir yandan da çizgi roman ile film arasındaki farklara dikkat ettim. Tekrar tekrar izlenebilecek filmlerden.

Çizgi romanında daha fazlası - Alan Moore ve David Lloyd - V for Vendetta (Çizgi Roman)

Son olarak, acaba kaç kişi filmi izlerken “V” karakterini canlandıran oyuncunun kim olduğunu merak etti. Çünkü güzel bir filmde başrolde rol alacaksınız ama hiç yüzünüz görünmeyecek, hep maske takacaksınız. “V” karakterini canlandıran aktör aslında çok ünlü bir isim. Onu Matrix filmlerinden Agent Smith olarak tanıyoruz. Yüzüklerin Efendisi filmlerinde ise Elrond olarak biliyoruz. Kısacası “V”yi oyuncu Hugo Weaving oynuyor.

Agatha Christie’nin başyapıtının film uyarlaması: And Then There Were None (2015)


Yönetmen: Craig Viveiros
Oyuncular: Charles Dance
Maeve Dermody
Burn Gorman
Sam Neill
Aidan Turner
Toby Stephens
Tür: Dram, Gizem, Korku, Suç
Yapım: İngiltere - 2015
Puan: 9

On Küçük Zenci kitabı, ünlü İngiliz polisiye yazarı Agatha Christie’nin hem Türkiye’de hem de dünya genelinde en çok okunan kitabıdır. Kitabın başlığı, yazıldığı 1939’da ABD baskısı için ırklı bulunmuş ve “And Then There Were None” şeklinde değiştirilmişti. Bu ifade aynı zamanda kitap ve filmdeki şiirin son mısrasıdır.

Agatha Christie’nin On Küçük Zenci kitabını okuduktan sonra kitabın film uyarlamasını aramıştım. Çok bilinen ve okunan bir kitap olduğu için de sayısız uyarlaması var desek yeridir. Bir arkadaşın tavsiyesi üzerine 2015 yılında yapılmış bu mini diziyi tercih ettim. Film kitaptaki olayları birebir takip ediyor. Zaten bence konuyu biraz bozmak bütün eseri bozmak anlamına gelirdi. And Then There Were None (2015) başlıklı mini dizi 55 dakikalık üç bölümden oluşuyor.

Filmin konusu şöyle: Bir birini hiç tanımayan 10 kişi Bay ve Bayan Owen isimli kişilerden Asker Adası’na (orijinali Zenci Adası ama bazen Indian Island ya da Soldier Island diye de değiştiriyorlar) davet edilirler. Her birine oraya gitmeleri için güçlü bir sebep sunulur. Bazılarına iş, bazılarına para, bazılarına da bir arkadaşlar buluşma veya tatil fırsatı.

Bu 10 kişi adaya gelir ve çok güzel bir akşam yemeği yer. Ancak henüz ev sahiplerinden bir haber yoktur. Daha doğrusu hiç olmayacaktır. Yemek bitip de çay faslına geçince evin bir yerlerinden yüksek sesle birisi konuşmaya başlar ve evdeki her bir kişiyi birilerini öldürmekle suçlar. Bu ses önceden bir plaka kaydedilmiş ve bir gramofonla çalınmıştır.

Misafirler bu suçlamalar karşısında hem kızar hem de korkuya kapılır. Sabah ilk iş bu adadan gideceklerini söylerler. Ancak ilk ölüm bu bandın okunmasından hemen sonra yaşanır. Tabii devamı da gelecektir. Tam da evin her yerine asılan “On Küçük Asker” şiirinde yazıldığı sırayla ve şekilde. Bunu kim ve nasıl yapıyor? İşte bu olay da gizemini sonuna kadar koruyor.

Ben Agatha Christie’nin Hercule Poirot karakterini ve onun geçtiği film ve kitapları severim. Ama bu film ve kitabı da Agatha Christie’nin başyapıtıdır. Agatha Christie severlerin kaçırmaması gereken bir film.

Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar? (Fantastic Beasts and Where to Find Them - 2016)


Yönetmen: David Yates
Oyuncular: Eddie Redmayne
Katherine Waterston
Dan Fogler
Alison Sudol
Colin Farrell
Tür: Aksiyon, Fantastik, Macera, Aile
Yapım: ABD, İngiltere - 2016
Puan: 8

İngiliz yazar J. K. Rowling’in Harry Potter serisi ve Büyücüler Dünyası, çok farklı bir hayal ürününün eseridir. Her ne kadar klasik masallarda büyücüler, cadılar, iyiler ve kötüler olsa da Rowling bize büyü yapabilen ve normal insanların aynı ortamdan yaşadığı ama birinin diğerinden haberdar olmadığı bir dünya sunuyor. Onun bu Büyücüler Dünyası bize her yönüyle düşünülmüş, tasarlanmış farklı bir hayal alemi veriyor.

Harry Potter serisini çok severim. En başta eserin kahramanının yetim bir çocuk olması zaten birçok insanı bu karakter ve tabii ustaca tasarlanmış fantastik dünyaya çekiyor. Diğer yanda ise Rowling sadece büyü deyip geçmiyor, büyü türleri, sihirli iksirler, uçan süpürgeler, fantastik yaratıklar, kara büyü ve sair derken her yönüyle farklı ve ilginç bir hayal dünyası ortaya koyuyor. Ki zaten bundan dolayı hem kitabı, hem de filmi çok beğeni toplayan, hayran kitlesi oluşan uzun soluklu bir yapımlar dizisine dönüşmüştür.

Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar? (Fantastic Beasts and Where to Find Them - 2016) filmi de Harry Potter serisinin dokuzuncu filmidir. Filmin ana karakteri Newt Scamander, “Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?” kitabının yazarıdır. Filmdeki olaylar da Harry Potter’in bu kitabı okulda okumasında 70 yıl önce yaşanıyor.

Newt Scamander, 1926’da gemi ile New York’a geliyor. Burada da İngiltere’deki gibi bir büyücüler topluluğu var. Newt Scamander, zoolog ama normal bir zoolog değil. Büyülü hayvanlar, diğer adıyla fantastik yaratıklarla ilgilenen bir hayvanbilimcidir. New York’a geldiğinde de getirdiği çantada bunlardan onlarcası var.

Geldiği ilk gün bu fantastik yaratıklardan biri çantasından kaçar. Çok ilginç bir yaratıktır bu. Altını ve mücevherleri çok seviyor ve onları yutuyor. Newt Scamander sadece bir yaratığı kaybetmekle kalmıyor, ayrıca çantası yanlışlıkla büyücü olmayan birinin -Jacob Kowalski- eline geçer. Tabii Jacob Kowalski çantayı açınca da yaratıklardan bazıları kaçar. Bundan dolayı bu ikili arkadaş olur ve bu yaratıkları aramaya çıkarlar.

Tabii film ilerlerken olaylar daha da karışır. Obscurus diye farklı bir yaratığın varlığını öğreniyoruz. Bu aslında tam olarak bir yaratık değildir. Büyü gücü bastırılan çocuklarda ortaya çıkan bir tür parazittir. Eğer bir çocukta ortaya çıkarsa en fazla 10 yaşına kadar yaşar çocuk. Newt Scamander de bunlardan birini ölen bir çocuğun cesedinden çıkarmış ve çantasında tutuyor. Bu yaratık aynı zamanda çok büyük yıkım gücüne sahiptir.

Tabii Newt Scamander’in New York’a gelişi ile ortalığı yıkıp geçen bir yaratık da aynı zamanda ortaya çıkar. Bunun Newt Scamander’in çantasından kaçan canavarlardan biri olduğu düşünülüyor. İşte olaylar, macera böyle devam eder.

Film Rowling’in büyülü dünyasını sevenler için hem güzel bir hikâye hem de görsel bir şölen sunuyor. Hele söz konusu fantastik yaratıkları, ana karakterin küçük çantasının içindeki sınırsız dünyayı ve farklı türlerden fantastik canlıların görüntüsü keyifli anlar yaşatıyor izleyiciye.

Bu arada devam filmi de artık yolda. Fantastik Canavarlar: Grindelwald'ın Suçları (Fantastic Beasts: The Crimes of Grindelwald  - 2018) adlı devam filmi gelecek yıl vizyona girecek. Film ile ilgili ilk görsel ve oyuncu kadrosu da artık paylaşıldı.

Zoraki Kral (The King's Speech - 2010)


Yönetmen: Tom Hooper
Oyuncular: Colin Firth
Geoffrey Rush
Helena Bonham Carter
Guy Pearce
Timothy Spall
Tür: Biyografi,  Dram,  Tarih
Yapım: İngiltere - 2010
Puan: 9

Zoraki Kral (The King's Speech - 2010), güzel bir biyografi ve tarih filmidir. Bizi çok uzak tarihe götürmese de günümüz İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in babasının kim olduğunu ve Kral VI. George’un hangi koşullarda tahta geçtiğini öğreniyoruz.

Ancak bunlardan bahsetmeden önce filmin isminin Türkçe çevirisine değinmek istiyorum. Çeviri çok zor bir iştir, hele iş sanatsal eserlerin başlıklarını çevirmeye gelince daha da zor bir iştir. Ancak “The King's Speech” ismini çevirirken hangi amaca hizmetle “Zoraki Kral” diye yapmışlar pek anlamak mümkün değil. Filmin konusu da zaten Kralın konuşması, kekemeliği ve bununla mücadelesi üzerinedir.

Filmin konusuna dönelim. Kısaca şöyle: York Dükü Prens Albert, Kral V. George’un ikinci oğludur. Bir fuarın kapanış töreninde ağır bir kekemelik ile bir konuşma yapar. Yıllardır bu kekemeliği için başvurmadığı ünlü doktor kalmamıştır, ancak bir türlü iyileşme sağlanamaz.

Eşi Elizabeth, ona yeni bir doktor bulur. Avustralya doğumlu Lionel Logue. Filmin ana konusu da bu ikisi arasındaki doktor - hasta ilişkisi ve daha sonra gelişecek arkadaşlığa odaklanır. Lionel Logue’ın farklı yöntemleri vardır. Özellikle tedavi seansları sırasında hastasına (York Dükü Prens Albert) resmi unvanı ile değil, ailesinin çağırdığı Bertie ismi ile hitap etmekte ısrar eder.

Film bir yandan bu ikilinin arkadaşlık ve hasta - doktor ilişkisine odaklanırken, diğer yandan da York Dükü Prens Albert’in tahta çıkması ile sonuçlanan olaylara odaklanıyor. Prens Albert’in ağabeyi David babalarının ölümünden sonra Kral VIII. Edward olarak tahta çıkar. Ancak evlenmek istediği kadından dolayı kriz çıkınca, tahttan çekilir ve Prens Albert, Kral VI. George olarak tahta çıkar.

Öte yandan filmin başlarında Prens Albert’in babası Kral V. George’un 1934 Noel’inde radyo ile halka seslenişini görüyoruz. Kral’a göre bu iletişim aracı ile Kraliyet Ailesi her eve girebilecektir. Bundan dolayı evlatlarının da radyo üzerinden halka hitap etmelere önem vermelerini ister.

Zaten filmin sonunda da Kral VI. George’un önünde tarihin en büyük görevlerinden biri duruyor. İngiltere, 1939 yılında Nazi Almanya’sına karşı savaş açar ve Kral’ın görevi de bir radyo konuşması ile bunun halkına duyurmaktır. Her ne kadar terapisti Lionel Logue ile yaptığı çalışmalar sonucu günlük hayatta kekemeliği önemli ölçüde azalsa da bu konuşma onu heyecanlandırıyor. Konuşması sırasında Lionel Logue da hazır bulunur. Gerçek yaşamda da Lionel Logue, Kral ölene kadar yaptığı bütün konuşmalar sırasında yanında hazır bulunmuştu.

Kral VI. George (Colin Firth) ve Lionel Logue (Geoffrey Rush) karakterlerini canlandıran oyuncuların performansları mükemmeldir. Zaten Colin Firth bu rolü için Oscar dâhil beş ödül almıştır. Ancak bu iki aktör dışında bir de York Düşesi ve daha sonra da Kraçile Elizabeth karakterini oynayan Helena Bonham Carter’den de bahsetmek istiyorum. Genelde onu hep garip, çılgın ve acayip karakterleri canlandırırken görüyorum. Burada ise o bir Kraliyet Ailesi üyesi ve daha sonra da Kraliçe’dir.

Sonuç itibariyle, Zoraki Kral (The King's Speech - 2010)  güzel bir biyografi ve tarih filmidir.

Not: Filmi izlediyseniz, film ile ilgili yorumunuzu ve filme kaç puan verebileceğinizi yoruma yazarak bizimle paylaşın.

Yaratık: Covenant (Alien: Covenant - 2017)


Yönetmen: Ridley Scott
Oyuncular: Michael Fassbender,
Katherine Waterston,
Billy Crudup,
Danny McBride,
Demián Bichir
Tür: Bilim Kurgu,  Aksiyon,  Gerilim,  Macera
Yapım: ABD / İngiltere - 2017
Puan: 7

“Yaratık: Covenant”, Yaratık serisinin altıncı filmi. Ancak bu filmde diğer filmlere göre beğendiğim bir tarafı bulunuyor. Bu filme felsefi bir bakış açısı eklemişler.

Yaratık filmlerini hatırlarsınız. Dünyaya gelen uzaylı yaratıklar, insanların vücutlarını kullanarak çoğalmaya çalışıyor. Yaratığın temas ettiği insanların içinde bir süre sonra büyüyen yeni yaratıklar çıkar.

Bu film ise yaratığın nasıl ortaya çıktığına ışık tutuyor. Film zengin bir işadamı Peter Weyland’ın yaptığı yeni android robot ile konuşması ile başlıyor. Robota ne isim almak istediğini sorar. Odada Michelangelo’nun “David” isimli heykelini göre android ise David ismini almak istediğini söyler. Filmin ana konusu olan asıl konuşmalar ise robot, onu yapan ve “Ben senin babanım” diyen yapımcısı arasında yaşanır.

- Sana bir soru sorabilir miyim Baba?
- Lütfen
- Eğer beni sen yarattıysan seni kim yarattı?

Peter Weyland, yapay zekâ bu robotun sorusuna ise insanın tamamen şans eseri ve tesadüfen bir dizi moleküler ve biyolojik gelişme sonucu yarandığına inanmadığını söyler. Amacı androidi ile birlikte evrenin sırların keşfetmek ve yaratıcıyı bulmaktır.

Ancak David bir süre düşündükten sonra kendi görüşünü söyler ve bu da hem onu yapan kişiyi şaşırtır hem de kızdırır. David şunu söyler: “Sen kendi yaratıcını arıyorsun, ben ise beni yaratana bakıyorum. Sen beni yaptın ama öleceksin, bense ölmeyeceğim.”

Filmin devamında ise uzayda bir gemi görüyoruz. 2104 yılı ve Covenat isimli gemi uzak bir Origae-6 gezegenine yol alıyor. Gemide Walter isimli, David’e benzeyen ama yeni model bir android, mürettebat, uyku halinde 2000 koloni üyesi ve onun yarısı kadar da insan embriyosu var. Geminin hedefi söz konusu gezegene gitmek ve orada bir insan kolonisi kurmaktır.

Ancak beklenmedik bir olay -uzaydaki solar bir patlama- sonucu gemi hasar görür. Yakın ve insan yaşamına elverişli bir gezegenden gelen sürpriz sinyal üzerine gemi mürettebatı bu gezegeni keşfe çıkmaya karar verir. Çünkü gitmek istedikleri Origae-6 gezegenine daha 7 yıl 4 aylık bir yılları var. Ancak yeni buldukları bu gezegen ise hemen yanı başlarındadır. İstedikleri koloniyi burada kurabilirler.

Mürettebat bu yeni gezegeni keşfe çıkar. Burada 11 yıl önce kaybolan Prometheus isimli gemiyi, ortadan yok olan bir medeniyeti, David’i ve tabii ki de yaratıkları bulurlar. Ancak en ilginç yanı bu yaratığın kaynağıdır. Hepsinin David’in kendisinin bir yaratıcı olma isteği ve yaratıcılığa soyunması ile ilgilidir.

Alien filmleri arasında özellikle yaratıcı ve yaratılan arasındaki ilişkiye değinmesi ve “yaratık”ın kaynağına ilişkin bilgi vermesi açısında en çok beğendiğim film oldu.

 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Film İzle - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger