Latest Movie :
Recent Movies
Bilim Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilim Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mihail Bulgakov’un ayını isimli kitabının film uyarlaması: Köpek Kalbi (1988)


Mihail Bulgakov’un ayını isimli kitabının film uyarlaması: Köpek Kalbi (1988)


Sovyet yapımı Köpek Kalbi (Собачье сердце - 1988) filmi, ünlü Rus yazar Mihail Bulgakov’un ayını isimli kitabından neredeyse birebir bir uyarlama. Film aslında yıllardır yasak olan ve Perestroyka ile bazı şeylere izin verilen Sovyet toplumunun bir ürünü.

Filme geçmeden önce biraz kitaptan bahsetmek gerekiyor. Bulgakov kitapta bir anlamda erken dönem Sovyet toplumunun eleştirisini yapıyor. Bundan dolayı da uzun yıllar Sovyetler birliğinde yayımlanması yasaklanan kitaplardan biri. İlk defa da zaten yurt dışına çıkarılarak basılmıştı. Kitabın yazılması, yasaklanması, basımı ve konusu ile ilgili ayrıntılara aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Daha falzası: Mihail Bulgakov - Köpek Kalbi kitabı üzerine

Mihail Bulgakov’un kitabının film uyarlaması: Köpek Kalbi (1988)


Filmde Ekim devriminden çok da uzak olmayan bir yıldan bahsediliyor. Yıl 1924. Ünlü ve başarılı bir tıp profesörü ve cerrah olan Filipp Filippoviç Preobrajenskiy, gençleştirme ile ilgili teorisi üzerine çalışıyor. Bunun için ise deney olarak bir köpeğe ihtiyacı var.

Şarik isimli bir sokak köpeğini evine alır. İlk önce yaralarını iyileştirir (bir lokantanın çöplüğünden yiyecek alırken üzerine sıcak su dökmüştüler), üstünü başını temizler. Hayatında doğru dürüst yemek görmeyen sokak köpeği olan Şarik ilk defa bu kadar rahat bir hayat sürmeye başlar. Ama neden burada olduğunu bir türlü anlayamaz.

Daha fazlası: En iyi Sovyet filmleri: Sakindi Oranın Şafakları (1972)

Mihail Bulgakov’un ayını isimli kitabının film uyarlaması: Köpek Kalbi (1988)
Profesör ve Şarik


Profesör ise bir cesetten aldığı hipofiz bezini, ameliyat ile köpeğin beynine yerleştirir. Bunun gençleşme yapacağını düşünür. Ancak operasyondan sonra köpek değişmeye başlar ve kısa sürede insana dönüşür.

Tabii insana dönüşür ama içinde hala bir “köpeklik” de kalmıştır. İnsana benzemesi yetmiyor. Hal ve hareketleri, davranışlar çoğu zaman insanlıktan uzaktır. Mesela evdeki hizmetçi kadına sarkıntılı yapar, bir anlamda onun babası sayılan Profesöre karşı gelmeye başlar ve hatta onun aleyhinde işler yapmaya başlar.

Kendine bir insan kimliği bile çıkartır ve çalışmaya başlar. Peki, yaptığı iş nedir diye sorarsanız, belediyenin sokak hayvanlarını yakalama servisinde çalışıyor. Daha doğrusu işi kedileri yakalamak ve onları boğmak. İnsana dönüşen bu köpek, işini aslında zevk alarak ve gaddarca yapıyor.

Daha fazlası: Korku ve bilim kurgu bir arada: Hayat (Life - 2017)

Sovyet toplumunun eleştirisi


Film bir yandan çoğu zaman aç dolaşan, tekmelenen, itilip kakılan bir köpeğin insana dönüşmesi, insan gibi yaşama fırsatı elde etmesini anlatıyor. Ancak buna rağmen “köpek olmaktan” vazgeçmiyor ya da vazgeçemiyor, ona uzanan iyilik ellerini ısırıyor, nankörlük ediyor.

Diğer yandan ise film ve tabii Bulgakov’un eseri erken dönem Sovyet toplumunun eleştirisini yapıyor. Bunları Filipp Filippoviç Preobrajenskiy ile yardımcısı arasında geçen diyaloglarda görüyoruz. Devrim toplumda köklü değişiklikler getirmişti. Tabii ilk yılları da hiç kolay geçmemişti. En başta bir iç savaş vermeleri gerekti.

Mihail Bulgakov’un ayını isimli kitabının film uyarlaması: Köpek Kalbi (1988)


Ancak yine de Preobrajenskiy bazı şeylere anlam veremediğini anlatıyor. Mesela eskiden ayakkabılarını kapının dışında bıraktıklarını ancak şimdi bırakırlarsa çalınacağını söylüyor. Ya da eskiden yaşadıkları evin koridorlarında olan halıların nereye kaybolduğunu sorguluyor. Neden bu tür şeyler eskiden yaşanmazdı da şimdi yaşanıyor diye de aslında bir düzen eleştirisini dile getiriyor.

Profesörün en büyük savaşı ise yaşadığı apartmanın yönetimi ile. Daha önce de dediğim gibi söz konusu yıllar Sovyet toplumu için zor yıllar ve konut sıkıntısı var. Profesörün ise tam yedi odası var. Biri muayene odası, operasyon odası, yemek odası, yatak odası ve sair. Apartman yönetimi de onun odalarından birine göz diker. Teklifleri ise şöyle yemek odanızı sizden alıyoruz. Zaten orasına gerek yok. Siz yemeği yatak odasında da yiyebilirsiniz.

Mihail Bulgakov’un ayını isimli kitabının film uyarlaması: Köpek Kalbi (1988)
Profesör ve "insan" olan Şarik


Tabii profesör karşı gelir ve apartman yönetimi ile aralarında bir husumet başlar. Aslında daha önce hiç kimse olan insanlara devrim ile ellerine yetki verilince nasıl davranmaya başladıkları, başına buyruk oldukları üzerinde duruluyor. Tıpkı köpek Şarik gibi. Eser ve film aslında toplumsal bir bozulmadan bahsediyor. Benzer bir toplumsal çürümeden ünlü Fransız yazar Alexandre Dumas da "Binbir Hayalet" isimli eserinde bahsediyordu. O ise bunların Fransız Devrimi sonrası yaşandığını anlatıyordu.

Yönetmen: Vladimir Bortko
Oyuncular: Yevgeniy Yevstigneyev
Boris Plotnikov
Vladimir Tolokonnikov
Nina Ruslanova
Tür: Bilim Kurgu, Dram
Yapım: Sovetler Birliği - 1988
Puan: 10


Film ve eser ile ilgili çok şey söylenebilir. Gerisini izleyip görmeniz, düşünmeniz ve yorumlamanız için size bırakıyorum.

Filmi nasıl izlerin diye merak ediyorsanız, Youtube’da bulunabilir ve aşağıda da paylaşıyorum. Türkçe altyazısı da mevcut.



Çin’deki corona virüs salgınını yıllar önce anlatan film: Salgın (Contagion - 2011)

film: Salgın (Contagion - 2011)


Dünyanın sıcak gündemlerinden birini Çin’de başlayan ve yavaş yavaş diğer ülkelere de yayılan bir virüs salgını oluşturuyor. Corona virüsü ismi verilen bu salgın artık Dünya Sağlık Örgütü gibi önemli kurumları harekete geçirdi. Twitter’da da günlerdir en çok konuşulan olaylardan biri.

2011 yılında yapılan Salgın (Contagion - 2011) isimli film ise sanki yıllar öncesinden günümüzdeki olayları anlatıyor gibi. Çin’de başlayan, daha sonra insanların hava yolu ile yolculuğu sonrası kısa sürede ABD ve Avrupa’da yayılan bir salgını anlatıyor bu film. Günümüzdeki olaylara o kadar benzerlileri var ki inanılmaz.

Film yorumu: Salgın (Contagion - 2011)


Her ne kadar film şu an 2020’de yaşanan olaylara çok benzese de aslında daha önce yaşanan başka salgınlardan ilham alınarak çekilmiş. 2003 SARS salgını ve 2009 grip salgını filmin yapılmasına ilham olan gerçek salgınlar ve vakalar.

Film bize salgını gün gün anlatıyor. Ama birinci gün ile değil. İkinci günden başlayarak anlatıyor. Çünkü birinci gün virüsün kaynağını ve nereden geldiğini gösterecek bize. Yapımcılar bunu filmin sonuna bırakmışlar.

Daha fazlası: Yılın en iyi filmi ve masalı bir aşk öyküsü: The Shape of Water (2017)

film: Salgın (Contagion - 2011)


Salgın Hong Kong’da başlıyor, yani Çin’de. Amerikalı bir kadın da iş için gittiği Çin’de bu virüsü kapıyor ve geldiğinde Amerika’da da bir salgın başlıyor. Tabii bir kişiden birden fazla kişiye geçtiğini düşünürsek, virüs hızla yayılıyor.

Film aslında şunu gösteriyor. Günümdeki uluslararası hızlı seyahatlerin aslında virüsü ne kadar hızlı kıtalar arasında taşıma potansiyeli var. Eskiden olsaydı virüs Hong Kong ve çevresinde yayılırdı. Ama hastalıklı bir kişinin bile başka bir kıtaya geçmesi virüsün yayılmasına yetiyor.

Daha fazlası: Ucuz Roman (Pulp Fiction - 1994) ve Tarantino’nun filmleri üzerine

Ölü sayısı ve aşı


Bir salgın olduğunda en çok merak edilen şey şu: Kaç kişiye bulaştı, kaç kişi öldü ve saire. Tabii Amerika’ya virüs götüren kadın kısa sürede ölüyor. Oğluna da bulaştırdığı için o da ölüyor. Ancak kocası virüse karşı bağışıklık kazanıyor ve hayatta kalıyor.

Virüs bulaşan her dört kişiden birinin ölme ihtimali var. Tabii kurtulanlar da oluyor. Filmde virüs salgının 26. gününde sadece Amerika’da 2.5 milyon kişinin öldüğü bilgisi veriliyor. Dünya genelinde ise 25 milyon kişi ölüyor. Tabii bu bir film ve bir şeye dikkat çekmek için çok yüksek ve çarpıcı rakamlar kullanmaya ihtiyaç duymuşlar.

film: Salgın (Contagion - 2011)


Tabii salgın ile birlikte aşı yapma çalışmaları da başlıyor. Ancak aşı bulunana kadar şehirler, toplumlar ve ülkeler harap olmanın eşiğine geliyor. Sokaklar bom boş ve çöp içinde. Açlık, yiyecek kıtlığı had safhada. Nereden geldiği bile bilinmeye mikroskobik bir canlının ne yapabildiğine bakın.

Peki, aşı ne zaman bulundu? Yaklaşık olarak 500 gün sonra. Kısıtlı sayıda ve yavaş yavaş üretiliyor ve dağıtılıyor.

Daha fazlası: Duygu yüklü bir aile filmi: Pete ve Ejderhası (Pete's Dragon - 2016)

Spoiler: 1. Gün


Virüsün en azından filmde nasıl ortaya çıktığı ve yayıldığı filmin sonundan anlatılıyor. Eğer kendim izleyip görmek istiyorum diyorsanız aşağıdaki paragrafı okumayın.

Filmde virüsü inceleyen bilim adamları virüste hem yarasa hem de domuz DNA’sı olduğunu görürler. Çünkü virüs şöyle ortaya çıkmış: İlk önce bir yarada başlıyor. Yarasa bir miktar muz alarak uçuyor ve bunu bir domuz çiftliğinde düşürüyor. Bir domuz da bunu yiyor. Sonra domuzu keserek bir otelin restoranına satıyorlar. Şef tam domuzu pişirmeye hazırlarken, tabii ağzına dokunuyor ve büyük ihtimalle oradaki sıvılardan ellerine geçiyor. Şef bu arada ziyaretçilerden biri tarafından çağrılıyor. Yukarıda virüsü Amerika’ya götüren kadın bu. Şefe yemekler için teşekkür etmek ve fotoğraf çekmek için çağırmış. Şef de elini yıkamadan sadece biraz önlüğüne silerek kadının elini sıkıyor ve ona bulaştırıyor. Kadın da çok aktif birisi. Çok sayıda kişi ile el sıkışıyor. Biri telefonuna dokununca kapıyor, bir garson içtiği bardağı toplayınca ona bulaşıyor derken salgın tüm dünyaya yayılıyor.



Filmin oyuncu kadrosu


Film adeta yıldız bir kadro ile çekilmiş. Aşağıda yönetmen ve oyuncularını görebilirsiniz.

film: Salgın (Contagion - 2011)
Yönetmen: Steven Soderbergh
Oyuncular: Marion Cotillard
Matt Damon
Laurence Fishburne
Jude Law
Gwyneth Paltrow
Kate Winslet
Jennifer Ehle
Tür: Bilim Kurgu, Gerilim, Dram
Yapım: ABD - 2011
Puan: 9

Sonuç olarak bir virüs salgını nedir, nasıl yayılır, nasıl başlar ve en önemlisi yaşandığında ne yapılabilir ile ilgili size fikir verebilecek güzel bir film. İyi seyirler.

Bu arada yeter film izledim şimdi de biraz kitap okuyayım diyorsanız size birkaç kitap önerisi:


Yüzyılın en iyi uzay dizisi: The Expanse (Enginlik, 2015 - …)


Geliştirenler: Mark Fergus ve Hawk Ostby
Başrol: Thomas Jane
Steven Strait
Cas Anvar
Dominique Tipper
Wes Chatham
Shohreh Aghdashloo
Frankie Adams
Tür: Dram, Bilim Kurgu, Gizem
Yapım: ABD - 2015 - …
Puan: 10

Isaac Asimov’un Vakıf üçlemesini okuduktan sonra uzay konulu bir dizi arayışına girmiştim. En iyi uzay dizileri listelerinde gördüğüm ve Ranker’de de ilk sırada yer alan The Expanse (Enginlik, 2015 – ) dizisini izledim. Dizi James S. A. Corey’in aynı isimli romanından uyarlanmıştır ve halan devam eden dizilerdendir. Dizinin konusu ile birlikte görsel efektleri övgüye değerdir. Uzay sahneleri, uzaydaki savaşlar, yer çekimi ortamı olmayan sahnelerin çekimleri ve diğer görsel ve efektleri ile çok güzel bir dizi çıkmış ortaya.

Diziyi izleyeceklere en başta söylemek gerekiyor ki, ilk birkaç bölüm pek de beklentilerinizi karşılamayabilir. Çünkü siz bol bol uzay sahneleri beklerken, asteroit kuşağındaki cüce gezegen Ceres’deki iç olaylar, dünyadaki politik durum, Mars ile olan ilişkiler ve birkaç küçük cinayet olayı izleyip sıkılabilirsiniz. Ancak bunlar olayın temelini oluşturan olaylar ve izlemeye devam eden. Çünkü aksiyon ve uzay macerası bu birkaç bölümden sonra başlıyor ve soluğunuzu tutarak izleyeceğiniz bir diziye dönüşüyor.

Dizinin konusu ise şöyle: 200 yıl sonra gelecekte ve insanlık güneş sistemini kolonileştirmiştir. Dünya, Birleşmiş Milletler tarafından yönetilirken, Mars’ta da ayrı bir devlet kurulmuştur. Bir de Kuşak’taki Ceres’de de bir yerleşim var. Bir tarafta Dünya ile Mars arasında güç çekişmesi varken, diğer yandan Kuşak’ın halkı da bağımsızlık için yavaş yavaş ayaklanıyor.

Ceres doğumlu detektif Josephus Miller’e (Thomas Jane) zengin bir iş adamının kızı Julie’yi bulma görevi verilir. Diğer yandan ise James Holden (Steven Strait) Cantenbury isimli uzay yük gemisinde ikinci kaptan ve bir gemiden gelen yardım çağrısına cevap verirken, gemileri saldırıya uğrar ve yok edilir. Bu olay her şeyin fitilini ateşler. Holden ve ekibinden birkaç kişi saldırıdan sağ kurtulurken, bunu kimin yaptığını öğrenmeye çalışırlar.

Bütün işaretler saldırının Mars tarafından yapıldığını gösteriyor. Bu da Dünya ile Mars, yani güneş sisteminin en güçlü iki gezegeni arasında bir savaş demektir. Bu savaşı ise kimse kazanamaz ancak geride iki enkaz gezegen kalacaktır. Üst düzey BM yetkilisi Chrisjen Avasarala (Shohreh Aghdashloo) da bu savaşı önlemeye çalışır. Ortada ise büyük bir komplo, dünya dışı ve ne olduğu pek bilinmeyen canlı bir madde ve birçok gizem var.

Olayları araştırırken Holden ve Miller’in de yolları kesişir. Artık bundan sonra bol bol uzay sahneleri, uzay savaşları, uzay gemileri, yer çekimi olmayan sahneler ve bir uzay dizisinde olması gereken her şey var.

Dizi, James S. A. Corey’in The Expanse (Enginlik) serisinden uyarlanmıştır. Kitap aslında Daniel Abraham ve Ty Franck tarafından yazılmıştır. Yazarlar böyle bir takma ad oluşturarak kitabı tek isim altında yayımlamayı tercih etmişlerdir. Yazarlar, The Expanse (Enginlik) serisinden şimdiye kadar 7 roman ve birkaç öykü çıkardılar. Daha gelecek roman ve öyküler de var.

Dizinin ilk üç bölümü Syfy tarafından yayınlanmış ancak Syfy dördüncü sezon için sipariş vermeyerek iptal etmişti. Daha sonra Amazon, dizinin dördüncü sezonunu alığını duyurdu.

Sonuç olarak devam eden bir dizi ve uzay konulu dizi, film ile kitap severlerin kaçırmaması gereken bir yapım.

Neo-noir bir bilim kurgu filmi: Blade Runner 2049: Bıçak Sırtı (2017)


Yönetmen: Denis Villeneuve
Oyuncular: Ryan Gosling
Harrison Ford
Ana de Armas
Sylvia Hoeks
Robin Wright
Mackenzie Davis
Carla Juri
Tür: Bilim Kurgu, Dram, Gerilim
Yapım: ABD - 2017
Puan: 9

Blade Runner 2049 (2017), 1982 yapımı aynı isimli filmin devamıdır. Neo-noir bir bilim kurgu filmi olan “Blade Runner 2049”in yönetmenliğini ise Denis Villeneuve yaptı.

Bu filmi anlamak için biraz da Bıçak Sırtı (Blade Runner - 1982) filmini hatırlamak lazım. Tyrell şirketi yeni tür robotlar geliştiriyor. İnsana benzedikleri için de onlara “Replicant” (Kopya) deniliyor. Bu yeni tür robotlar sadece insana benzemekle kalıyor, aynı zamanda da çok zekiler. Bir de bazı “insani” duygular geliştiriyorlar. Bunu mesele bu filmde böyle bir Replicant’ın hatıra olarak sakladığı bir fotoğraf ve arkadaşlarına değer vermesi şeklinde görüyoruz.

Bu robotlar Dünya dışında gezegenlerde, insanların çalışamayacağı zararlı ortamlarda köle olarak çalıştırılıyorlar. Ancak buna başkaldırıyor ve kanlı bir isyan çıkıyor. Bu olaydan sonra Replicant’lar Dünya’da yasaklanır ve “Blade Runner” ismi verilen özel bir güvenlik gücü de onları avlar ve “emekli eder” (öldürür). İlk filmdeki olaylar 2019 yılında geçiyor.

Devam filminde ise zaten filmin isminden de anlaşılacağı gibi 30 yıl geçmiş ve yıl 2049’dur. Blade Runner 2049 (2017), Replicant’larla ilgili olayı bir adım daha ileri taşıyor. Onlar sadece zeki, duygusal ve onları yapanlara isyan etmekle kalmamış. Aynı zamanda ilk filmde bir Blade Runner olan Rick Deckard (Harrison Ford) ile romantik ilişki yaşayan özel üretim bir Replicant olan Rachael, bu ilişkiden bir çocuk da doğurmuştur.

Bu aslında şu anlama da geliyor. Replicant’lar artık bundan sonra kendi aralarında da çoğalabilirler. Kendi başlarına bir topluluk oluşturabilir ve bu da Dünya’da yeni bir türün başlangıcı anlamına geliyor. Biraz da ileri gidersek, eğer insanlar Replicant’ları avlayıp hepsini yok etmek istiyorsa, onların da karşı koyması ile bu büyük bir savaşa da dönüşebilir.

Filmde aynı zamanda yeni bir tür Replicant da görüyoruz. Bunlar yeni model ve eski modeller gibi isyan etmeden efendileri olan insanlara hizmet ediyor. Filmin ana karakteri de böyle bir robot ve ismi K. Polis biriminde çalışıyor ve görevi de Blade Runner. Yani deyim yerindeyse kendi türünü avlayıp “emekli eden” bir robot.

K., bir görev sırasında Rachael’in gömülmüş kemiklerini bulur. İnceleme sonucu kemiklerin bir Replicant’a ait olduğu ve doğum sırasında öldüğü anlaşılır. Artık K.’ya yeni bir görev verilir. Bir Replicant’tan doğan bu çocuğu bulmak ve yok etmek. K., ise etik bir çelişkiye düşer. Şimdiye kadar hep insan yapımı robotları öldürüyordu. Peki, insan yapımı olmayan ve “doğan” bir varlığı nasıl öldürecekti.

Devam filmi olması dolayısıyla Bıçak Sırtı (Blade Runner - 1982) filminin müziği burada da kullanılmış. İlk film çağımızdaki aşırı nüfus artışı, küreselleşme, iklim değişikliği ve teknolojinin gelişmesi sonucu genetik mühendislik konularına dikkat çekiyordu. Blade Runner 2049 (2017) de bu konulara dikkat çekiyor ve bir de üstüne dünyada yaşanan büyük bir yok oluşa değiniyor. Post Apocalyptic (Kıyamet Sonrası) bir dünya.

Filmin ilk sahnelerinde uçsuz bucaksız yapılardan oluşan taş ve demir yığını şehirler var. İnsanlar kıtlık yaşıyor ve bütün canlı örtüsü ölmüştür. Yiyecek olarak ise protein kaynağı olan kurtçuklar yetiştiriliyor. Radyasyon seviyesi bazı bölgeleri yaşanmaz yapmıştır. Hele ana karakter K.’nın bulduğu tahtadan yapılma bir oyuncak at, malzemesi tahta olduğu için o kadar değerli ki gören kişi hemen satın almak istiyor.

Ancak bunun yanında sanal ürünler de ortaya çıkmıştır. K.’nın holografik kız arkadaşı, yeni tür robotlar ve saire. İnsanlık teknolojinin, genetiğin birleşmesinden artık normal cinsel yolla üreyebilen robotlar bile yapmışken, şimdi artık insanlığın soru mu oluyor denilebilecek bir olayla karşı karşıyalar. Çünkü bir yandan da sezaryenle doğan ilk Replicant, diğerlerine de bir ümit olmuş, kendi geleceklerini de planlamaya, örgütlenmeye başlamışlardır.

Korku ve bilim kurgu bir arada: Hayat (Life - 2017)


Yönetmen: Daniel Espinosa
Oyuncular: Jake Gyllenhaal
Rebecca Ferguson
Ryan Reynolds
Hiroyuki Sanada
Ariyon Bakare
Olga Dihovichnaya
Tür: Bilim Kurgu, Gerilim, Korku
Yapım: ABD - 2017
Puan: 7

Uzay ile ilgili filmleri çok severim. Ancak bu film sadece uzay konulu bir bilim kurgu filmi değildir. Ayrıca korku unsurunun da ağır bastığı, gerilimin zaman zaman zirveye çıktığı ve şiddet içeren görüntülerin de olduğu bir filmdir. Genelde korku filmlerini sevmem ancak bu filmi soluğumu tutarak izledim.

Hayat (Life - 2017), Uluslararası Uzay İstasyonu’nda altı kişilik ekibin normal görevlerini sürdürmesi ile başlıyor. Farklı ülkelerden astronotlar, Mars’tan gelen bir uzay aracını bekliyor. Bu araç ise Mars’tan altığı toprak örneğini getiriyor.

Bu Mars örneğinde yapılan incelemede tek hücreli bir canlı bulunur. Bu Dünya için büyük bir buluştur. İlk defa Dünya dışında yaşam olduğunu gösteren büyük bir keşiftir. Haber kısa sürede Dünya ile paylaşılır ve hatta bir okul öğrencilerinin bu canlıya isim vermesine de izin verilir. Bu canlıya Calvin ismi verilir.

Calvin kısa sürede büyür ancak uzay istasyonunda yaşanan bir kaza sonucu bu Marslı yaratık hareketsiz kalır. Onu uyandırmak için ise elektrik şoku verilir. İşte bu olaydan sonra bu yaratığın sanılandan daha zeki, güçlü ve saldırgan olduğunu öğrenirler. Artık Calvin herkesin sevineceği bir keşif değil, Uluslararası Uzay İstasyonu ekibinin yaşamını tehlikeye atan “alien” tarzı bir yaratık olmuştur.

Şimdi asıl konu bu yaratığın uzay istasyonunda yok edilmesi, astronotların yaşam mücadelesi ve bu canlının asla Dünya’ya ulaşmamasıdır. Çünkü belki de Mars’ta yaşamın tükenmesine sebep olan da bu yaratıktır.

Hayat (Life - 2017), konusunu da anlatırken belirttiğim gibi “alien” tarzı bir korku ve gerilim filmidir ancak bilim kurgu öğeleri de ağır basıyor. Bilim kurgunun, korku ve gerilimle bir araya geldiği bir film isteyenler için tavsiye edebileceğim bir film.

Bu arada filmin IMDb ve Rotten Tomatoes puanlarını beklediğimden daha düşük buldum. IMDb’de filmin puanı 6.6. Rotten Tomatoes’tan eleştirmenlerden yüzde 67 ile “taze” (fresh) notu alırken, puanı da 5.9.

Rogue One: Bir Star Wars Hikayesi (Rogue One: A Star Wars Story - 2016)


Yönetmen: Gareth Edwards
Oyuncular: Felicity Jones
Diego Luna
Ben Mendelsohn
Donnie Yen
Riz Ahmed
Alan Tudyk
Jiang Wen
Forest Whitaker
Tür: Aksiyon, Macera, Bilim Kurgu
Yapım: ABD - 2016
Puan: 7

Bir Star Wars hayranı değilim ve Star Wars’ı çılgınlık derecesinde seven ve takip edenleri de anlamıyorum. Çünkü benim çocukluğumda Star Wars yoktu ve izlememiştim. İlk defa Star Wars’ı ise 1999’da çıkan “Bölüm I” ile izlemeye başlamıştım. Bunu da birkaç yıl sonra izlemiştim. İlk filmin 1977 yılında (tabii ben doğmadan önce) çıktığını ve bir Sovyetler Birliği vatandaşı olarak doğduğumu da göz önüne alalım.  Bundan dolayı aşırı Star Wars hayranı olan insanları hiç anlayamam.

Yaklaşık 10 yıl önce çok merak ettim. Bu Star Wars nedir diye ve oturup Bölüm I’den Bölüm VI’ya kadar sırayla hepsini izledim. Tabii bölüm I ve III daha sonra çekildiği için özel efektleri olan, son teknolojilerle yapılmış ve savaş sahneleri ile aksiyon sahnelerinin daha bol olduğu filmlerdir. Bölüm IV ile VI ise 1977 ile 1983 yılları arasında yapılan ve sonra yapılan bölümlere göre daha durağan sahnelerin olduğu filmlerdir.

Bütün bölümleri izledikten sonra bile güzel bir yapım olmakla birlikte halen Star Wars çılgınlığını anlayamayacağımı söyleyeceğim. Ancak yine de yeni çıkan filmleri merak edip izlerim. Yeni Star Wars üçlemesinin ilk filmi The Force Awakens’ı (2015) izlememe rağmen konusunun ne olduğunu hatırlayamıyorum. Bana göre en saçma şey bir filmin ve özellikle de konusu devam eden, yarım kalan bir filmin iki yıl arayla vizyona görmesi. İkinci film gelene kadar ya tekrar tekrar izleyeceksin ya da benim gibi unutanlar oluyor.

Tabii bir de araya hikâyeler koymaya başladılar. Bunlardan ilki de Rogue One: Bir Star Wars Hikayesi (Rogue One: A Star Wars Story - 2016). Filmin konusu kısaca şöyle: İmparatorluk, çok güçlü bir silah olan Ölüm Yıldızı’nı yapıyor. O kadar güçlü ki isterseler bir şehri, hatta bir gezegeni bile bir anda yok edebilirler. İsyancılar da Ölüm Yıldızı’nı yok etmeni bir yolu olduğunu öğrenir. Bunu yapmak için de bu silahın planlarını ele geçirmeleri gerekiyor. Tabii aksiyon ve macera burada başlıyor. Uzay savaşları, çatışmalar, lazer silahlar ve büyük bir amaç uğruna kendini feda edenler.

Filmde benim dikkatimi çeken iki oyuncu var. Birincisi Riz Ahmed, ilk defa  Gece Vurgunu (Nightcrawler - 2014) filminde gördüğüm bir oyuncu. İkincisi ise Donnie Yen, Ip Man filminden tanıdığımız ünlü dövüş sanatları ustası.

Rogue One (2016), güzel bir uzay savaşları hikâyesi sunuyor izleyiciye. Hatta iki defa izledim. Ancak tabii kendi başına bağımsız bir film ve hikâye değildir. Eski filmleri bilip anlamadan sadece bu filmi izlemek yeterli olmaz. En azından genel bir Star Wars anlayışına sahip olmanız gerekiyor.

En iyi bilim kurgu dizisi: Fringe (2008 - 2013)


Yazanlar: J.J. Abrams, Alex Kurtzman, Roberto Orci
Başrol: Anna Torv
Joshua Jackson
John Noble
Jasika Nicole
Lance Reddick
Blair Brown
Tür: Bilim Kurgu, Dram, Gerilim, Gizem, Korku, Psikolojik
Yapım: ABD - 2008 - 2013
Puan: 9

En sonda söyleyeceğim şeyi en başta söyleyeyim. Eğer uzun soluklu ve hiç sıkılmadan izleyeceğiniz bir bilim kurgu dizisi istiyorsanız, Fringe bence türünün en iyi dizisidir. Sizi her bölümünde etkileyecek, sürükleyecek, hiç sıkmayacak, hep şaşırtacak ve keyifli izleme sunacaktır. Hele ana karakterlerden Doktor Walter Bishop’un akıl almaz ve garip davranışları da sizi güldürecektir.

Başlıkta da dediğim gibi bence Fringe, en iyi bilim kurgu dizisidir. 2008 ile 2013 yılları arasında beş sezon boyunca toplam 100 bölüm yayınlandı. Özellikle ilk üç sezondaki bölümler, bir birinden farklı garip vakalar ve Fringe ekibinin onları çözmek için uğraşmaları keyifli ve soluğunu tutacağınız anlar yaşatıyor.

Dizinin ana konusu ve karakterleri şöyle: Olivia Dunham (Anna Torv), Peter Bishop (Joshua Jackson), and Walter Bishop (John Noble) hepsi FBI’ın Fringe Bölümü ekibinde yer alıyor.

Doktor Walter Bishop, çok zeki bir yandan da çılgın bir bilim adamıdır. Hatta o kadar çılgın ki daha sonra öğrendiğimiz gibi yaptığı keşiflerden kendisi de korkarak beyninin bazı parçalarını aldırıyor, sonra da akıl hastanesinde çok uzun bir süre geçiriyor.

Fringe ekibinin ana merkezi Boston’dur ve karşılaştıkları garip vakalar sonucu bir bilim adamına ihtiyaç duyarlar. Bu olayları anlayabilecek ve çözebilecek tek kişi de Dr. Bishop’tur. Çünkü zaten birçoğunu kendisi ya yapmış, ya da geçmişte teorilerini ya da deneylerini uygulamıştır. Ancak onu akıl hastanesinden çıkaracak bir kişiye ihtiyaç vardır. İşte oğlu Peter Bishop burada devreye giriyor. O da babası gibi süper zekadır ki olayları çözmede çok yardımı dokunacaktır.

Ekibin bir diğer önemli ismi ise FBI ajansı Olivia Dunham. Tabii bir dizide herkesin ya beğeneceği ya da aşık olacağı sarışın ve güzel bir kadın olmazsa olmaz. Ki Olivia Dunham’ın da geçmişinde ekibin diğer üyeleri ile bağı var. Henüz hiçbirisi bunu bilmiyor.

Fringe, bazı bölümleri korku ve psikolojik unsurlar da içeren güzel bir dizi. Bilim kurgu demişken bize bir yandan bu dünyadaki garip vakaları gösteriyor, bir yandan da paralel evrene götürüyor. Bizim dünyamız ve paralel dünya arasındaki bağ kuruluyor. Örneğin her iki dünyada da Dr. Bishop var. Her ikisi de bilim adamı. Bizim dünyamızdaki Walter, diğerine Walternatif diyor, yani alternatif Walter.
Dizinin ilk üç sezonu bence 10 puanı hak ediyor. Ancak son iki sezondaki konu geçişlerini iyi yapamamışlar. Biraz da bence dizi iyi tutunca yersiz uzatmaya çalışmışlar ki bütün dizilerde benzer bir durum vardır. Ondan dolayı son iki sezonda bazı anlam boşlukları oluyor. Ama genel itibariyle dizinin izlenmesine engel değil. Zaten bundan dolayı diziye sonuç itibariyle 9 puan verdim. Yoksa rahatlıkla 10 puanı hak ederdi.

Son olarak bence dizide en iyi oyunculuğu Walter Bishop karakterini canlandıran John Noble yapıyor. John Noble’u daha önce Yüzükleri Efendisi filminden Denethor karakteri ile biliyoruz, Minas Tirith şehrinin vekilharç hükümdarı. John Noble, dizide hem deli, çılgın ama süper akıllı bir Walter’i oynuyor, hem de paralel evrendeki acımasız ve aşırı soğukkanlı Walter’i. Her iki rolün de başarıyla üstesinde geliyor.

Not: Diziyi izlediyseniz, dizi ile ilgili yorumunuzu ve kaç puan verebileceğinizi yoruma yazarak bizimle paylaşın.

Ridley Scott “Yaratık” hakkında: Canavar neredeyse ömrünü doldurdu


Haber: Javanshir Gadimov

Ünlü yönetmen Ridley Scott, yeni Yaratık filminin yapımı konusunda şüpheleri olduğunu söyledi. Scott’a göre “canavar artık neredeyse ömrünü doldurdu”.

Ridley Scott daha önce yaptığı iki filmin devam filmlerini yönetmek seçimi ile karşı karşıya kaldığını açıkladı. Scott, Prometheus (2012) filminin devamı olan Yaratık: Covenant (2017) filmi ile devam etmeyi seçmiş. Bununla da Scott’un yönettiği Blade Runner (1982) filminin devamı olan Blade Runner 2049 (2017) filmini yönetmek görevi de Denis Villeneuve’e verilmiş.

Yaratık: Covenant’ın hâsılatı beklendiği gibi olmayınca, serinin devamı yapılamayabilir. Scott ise daha iki Yaratık filmi yapabileceği yönünde konuşmuştu önceleri. The Hollywood Reporter’e yeni verdiği röportajında Scott, bu aralar yapımcılık ve yönetmenlikler ile yoğun olduğunu söylerken, yaratık serisinin artık neredeyse zamanını dolduğunu da kaydetti.

Scott, “Prometheus’u devam ettirmenin güzel bir iş olduğunu düşünmüştüm. Çünkü sıfırdan güzel bir başlangıç yapmıştık. Bundan dolayı Covenant ile aynı fikri takip ettik ve Yaratık serisini yeniden dirilttik.” dedi.

Buna rağmen Scott şunu da kabul etti: “Şahsen canavarın (yaratık) artık neredeyse ömrünü doldurduğunu düşünüyorum.”

Tabii henüz kesinleşen bir şey yok ama Yaratık serisinin devam filminin devamına artık şüpheyle yaklaşılıyor.

Maymunlar Cehennemi 3: Savaş (War For The Planet Of The Apes - 2017)


Yönetmen: Matt Reeves
Oyuncular: Andy Serkis
Woody Harrelson
Steve Zahn
Karin Konoval
Amiah Miller
Tür: Bilim Kurgu, Aksiyon, Dram
Yapım: ABD - 2017
Puan: 8

Maymunlar Cehennemi 3: Savaş (War For The Planet Of The Apes - 2017), Maymunlar Gezegeni konusunun yeniden yapımının üçüncü filmidir. İlk iki film şu şekildedir:

Maymunlar Cehennemi: Başlangıç (Rise of the Planet of the Apes - 2011)
Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti (Dawn of the Planet of the Apes - 2014)

Bu serinin konusunu kısaca hatırlayacak olursak: İnsanların geliştirdiği Simian Gribi ismi verilen bir virüs, insanlığın çoğunu kırıp geçirirken, bir yandan da yeni bir tür olan akıllı maymunların ortaya çıkmasına yol açmıştı. İnsanlar varlık mücadelesi verirken, bir yandan da maymun türünün lideri olan Caesar’a başkaldıran ve üstünde yapılan deneylerden dolayı “insan düşmanı” olan Koba isimli bir maymun bir şehirde hayatta kalan insanlara saldırır. İnsanlar yardım çağrısında bulunur ve bir Albay komutasındaki özel bir birlik de yardıma gelir.

Üçüncü film, Albay’ın özel askeri birliğinin iki yıldır maymunları avlaması ve ormanlık alanda saklandıkları bir yere saldırısı ile başlar. Aslında Albay iki yıldır Caesar’ı yakalamaya çalışıyor. Ormanda saklanan bu akıllı ve konuşabilen maymunlar ise son yıllarda zor günler yaşarlar. Önlerinde tek seçenek vardır; bulundukları yerden kaçmak, yaşayabilecekleri yeni bir yer bulmak. Caesar’ın oğlu böyle bir keşif seferinden dönüyor ve güneyde çölün ötesinde maymunların yaşayabilecekleri bir yer bulduğu haberini getirir. Ancak aynı gece maymunların şelalenin arkasındaki yuvaları saldırıya uğrar ve Albay, Caesar’ın ailesini öldürür. Caesar ise sürüsünü güneye gönderirken kendisi Albay’ın arkasından intikam için gider.

Öte yandan ise insanların dünyasında da yeni gelişmeler vardır. İnsanların çoğunu öldüren ve maymunları akıllı yeni bir türe dönüştüren virüs şimdi mutasyon geçirmiştir. İnsanları artık öldürmüyor, ama insanları konuşamaz/ dilsiz yapıyor. Albay da bu durumu insanların gerileyişi olarak görürken, insanlığı “kurtarmak” için hasta insanları öldürür. Buna kendi oğlu da dâhildir. Ancak Albay’la aynı görüşte olmayan ABD ordusundan geriye kalan diğer bölüm ise onunla savaşa gelir.

Bir yanda Albay ve onun kafası yıkanmış/fanatik askerleri, diğer yanda ise Ceasar ve yaşam mücadelesi veren maymunlar. Bir de Albay’a saldıran diğer insanlar. İşte büyük savaş çok yakındır.

Bu arada Caesar ve yakın arkadaşları Albay’ın peşinden giderken yolda bir kız çocuğu (Nova) bulurlar. O da virüsün yeni versiyonuna yakalanmış ve dilsizdir. Caesar’ın danışmanı Orangutan kızı himayesine alır ve ona bakar. Burada bir insan olan kız çocuğunun maymunların arasına katıldığını görüyoruz. Diğer yandan ise Koba’nın yandaşları olan bazı maymunlar da Caasar’dan korktukları için Albay’ın yanında çalışmaya başlamışlardır. Albay’a yardım eden bu maymunlara ise insanlar tarafından “eşek” lakabı takılmıştır.

Genel itibariyle güzel bir yapım ve film ortaya çıkmıştır. Bir yanda ortaya çıkan, yükselen yeni bir tür olan akıllı maymunlar, diğer yanda ise düşüşte olan insanlık. Her ikisi de varlığını sürdürme mücadelesi veriyor.

Yine bir yanda maymunları “eşek” gibi çalıştırıp, sırf hastalık kaptı diye diğer insanları ve bir birlerini öldüren insanlar yer alıyor. Diğer yanda ise dilsiz bir kız çocuğuna sahip çıkan, başka bir maymunu öldürdü diye vicdan azabı duyan (Caesar) maymunlar var. Tabii soru şu hangisi daha insancıl? Cevabı izleyici versin.

Bu arada Caesar ve onun sürüsünün Albay tarafından yakalanması sırasında Albay’ın Caesar’ı çarmıha germesi ve kırbaçlatması bana Hıristiyanlığın doğuşu ve Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesini hatırlattı. Sonuçta filmde de yeni bir tür doğuyor. Senaryo yazarları bunu bilerek ve düşünerek mi yaptı bilemem ancak benzerlikler ortadadır.

Not: Filmi izlediyseniz, film ile ilgili yorumunuzu ve filme kaç puan verebileceğinizi yoruma yazarak bizimle paylaşın.

Yaratan ile yaratılan arasındaki ilişkiyi inceleyen film: Prometheus (2012)


Yönetmen: Ridley Scott
Oyuncular: Noomi Rapace
Michael Fassbender
Guy Pearce
Idris Elba
Logan Marshall-Green
Charlize Theron
Tür: Bilim Kurgu,  Gizem,  Macera
Yapım: ABD - 2012
Puan: 9

Prometheus (2012), Yaratık serisinin beşinci filmi ancak orijinal serinin öncesindeki olayları anlatıyor. Daha da açarsak, yaratığın nasıl ortaya çıktığını anlatıyor. Buna ek olarak filmde en çok dikkatimi çeken husus ise yaratan ve yaratılan arasındaki ilişkiyi işlemiş olmasıdır.

İnsanlığın hep sorduğu en önemli tek bir soru var. İnsanı kim yarattı ve neden? Bu soruya temelde iki farklı bakış açısıyla cevap veriliyor. Birincisi dini açıdan insanın Allah (Tanrı) tarafından yaratıldığı açıklamasıdır. Bu da inanç ya da inanmak ile ilgilidir. Ki filmde de bilim insanı ekibinin başı Dr. Elizabeth Shaw sürekli inanca vurgu yapar ve boynunda da haç taşır. 

İkincisi ise insanın varlığının kaynağına ilişkin verilen cevap pozitivist bakış açısı ve Darwin’in Evrim kuramı ile ilgilidir. İnsan, bir dizi moleküler değişim sonucu biyolojik olarak evrim geçirerek bugünkü halini almıştır.


İşte Prometheus (2012) filmi de bu her iki bakış açısına göre yaratan ile yaratılan arasındaki ilişkilere değiniyor. Filmin konusu kısaca şöyle: Arkeologlar Elizabeth Shaw ve Charlie Holloway, dünyanın farklı bölgelerinde yaptıkları kazılarda, taşlar üzerinde eski uygarlıklara ait bir dizi çizimler keşfederler. Hepsi de insan, insanın taptığı “tanrısal” ve kocaman varlıklar ve bu varlıkların gökyüzünde gösterdiği bir dizi yıldızı tasvir ediyor. Bu yıldızların dizilimi bütün çizimlerde de aynıdır.

Elizabeth Shaw, bu resimleri insanlar ve onları yapan “Mühendis” (Engineer) ismini verdikleri tanrılar olarak yorumlar. Çizimlerdeki gezegenleri ise bir harita ve buraya bir davet olarak görür. Bu bilim kadınının amacı insanı yapan Mühendis’leri bulmak ve bir dizi cevap almaktır. En başta da bilimsel kimliğinin kabul etmediği “yaratıcı”ya olan inancını doğrulamaktır. 

David isimli yapay zekâ bir android robotun idaresinde hedefleri olan gezegenin ayına gelen araştırma ekibi, uyku (stasis) halinden uyanır ve onlara görevleri ile ilgili bu bilgiler verilir. Neredeyse tamamı farklı alanda bilim insanlarından oluşan topluluğun ilk tepkisi, ‘Darwin’in 300 yıllık Evrim teorisini bir kenara mı atalım mı şimdi?’ olur (Filmdeki olayların 2089 yılında geçiyor). Çünkü önlerinde duran ayda insanı yaratan “Mühendis” ismini verdikleri yaratıcıları ile karşılaşmayı bekliyorlar.

Prometheus isimli uzay gemisiyle gelen ekip, burada “Mühendis”lerin çoğunu ölü olarak bulur. Bu “yaratıcı” olarak gördükleri türün DNA’sı ile insan DNA’sının tamamen aynı olduğunu öğrenirler. Ayrıca Mühendis’lerin 2000 yıl önce kendi yaptıkları biyolojik bir silahın kurbanı olduklarını ve bu silahın da aslında Dünya’da insanları yok etmek amaçlı yapıldığını şaşırarak anlarlar. 

Şimdi geldikleri gezegende cevaplar bulacaklarını umarken çok daha fazla soru ortaya çıkar. Mühendis’ler neden insanları yaptı ve neden daha sonra hepsini bir kitle imha silahı ile yok etmeye çalıştı?

Bu arada “yaratıcı” olarak gördükleri bu varlıkların da ölümlü olmasına alaycı bir tavırla David yorum yapar: “Demek bunlar da ölümlüdür.” Çünkü kendisini ölümsüz olarak görüyor.

Prometheus ekibi sonunda sağ olan tek “Mühendis”i bulur. Bu keşif gezisini organize ve finanse eden ihtiyar işadamı Peter Weyland onlardan kendisinin daha uzun yaşaması için yardım ister. Bu aslında uzay yolculuğunun asıl ve herkesten gizlenen amacıdır. Tabii insana benzeyen ama çok daha büyük ve güçlü olan bu Mühendis herkesi öldürür ve android David’in de kafasını koparır. Ayrıca 2000 yıl önce yarım kalan ve insanlığı Dünya’dan tamamen silme işine kaldığı yerden devam etmek ister.


Tabii bu arada Mühendis’lerin keşfi olan siyah bir sıvıdan türeyen yaratık da işe koyulmuştur ve olaylar daha da karışır. Elizabeth Shaw ise hâlâ sorularına cevap arar: “Neden bizi yaptınız ve neden şimdi de yok etmek istiyorsunuz?” Ancak bu sorularına bu gezegende cevap bulamayacaktır. Onun yerine işlerin en sarpa sardığı bir anda haçına ve inancına bir daha sarılır ve Tanrı’dan özür ve yardım diler. 

Filmde ne ana karakter Elizabeth Shaw ne de izleyici sorulan sorulara cevap bulamayacaktır. Film bütün soruları askıda ve daha çok da izleyicinin cevaplamasına bırakır. Ancak bir yandan da filme “Prometheus” adı verilmesi ile Yunan mitolojisine gönderme yapar. Prometheus’un ateşi Zeus’tan çalarak insanlara vermesi ve yardım etmesini, bunun sonucu da sonsuza kadar kayalıklara zincirlenmesini hatırlarsınız.


Film her ne kadar kendi sorduğu birçok soruyu cevapsız ve izleyicinin cevaplamasına bıraksa da bir soruya en başta, filmin girişinde hafif bir cevap niteliğinde bir yanıt veriyor. İnsan şeklindeki “Mühendis” grubundan biri, içtiği siyah bir sıvı sonucu DNA’sına kadar parçalanır ve bir nehre karışarak yok olur. Bu da yinen Yunan-Roma ve Aztek mitolojilerinde tanrının insanı kendi suretinde, kendinden bir parçadan yaratmasına göndermede bulunur.

Yenisini izlemeden önce Bıçak Sırtı (Blade Runner - 1982) üzerine


Yönetmen: Ridley Scott
Oyuncular: Harrison Ford
Rutger Hauer
Sean Young
Edward James Olmos
Daryl Hannah
Tür: Bilim Kurgu,  Dram,  Gerilim
Yapım: ABD - 1982
Puan: 9

Bıçak Sırtı (Blade Runner - 1982) hem olumlu hem de olumsuz görüşler almasına rağmen 20. yüzyılın kült filmleri arasında yerini almıştır. Bu yıl “Blade Runner 2049” adı ile filmin devamı gösterime girerken, yeni filmi izlemeden önce eski filmi bir daha izlemeye karar verdim.

Bıçak Sırtı (Blade Runner - 1982), ünlü oyuncu Harrison Ford ile özdeşleşmiştir. Filmin senaryosu ise Philip K. Dick'in Android'ler “Elektrikli Koyun Düşler mi?” adlı romanı temel alınarak hazırlanmıştır. Vizyona girdiği dönemde çok az gişe hâsılatı elde eden film, daha sonra çok konuşulan ve beğenilen filmler arasında yerini aldı. Hatta o kadar ki yönetmeni Ridley Scott dâhil filmin birkaç versiyonu hazırlanarak piyasaya sunuldu.

Filmin konusu ise kısaca şöyle: Tyrell şirketi, robot teknolojisinde yeni bir çığır açarak insana benzeyen yeni androidler geliştirir. Nexus aşaması olarak adlandırılan bu robotlardan Nexus 6 versiyonları ise onu yapan mühendisler ile aynı zekaya sahiptiler. Bu robotlar Dünya dışı gezegenlerin kolonileştirilmesinde, özellikle de insanlar zararlı olan ortamlarda, köle gibi çalıştırılıyorlardı. Ancak insana benzedikleri için  “Replicant” (Kopya) ismi verilen bu robotlar kanlı bir isyan çıkarır. Bunun ardından Dünya’da yasaklanırlar ve avlanmaya başlarlar.

Replicant’ları avlanmak için ise “Blade Runner” (Bıçak Koşucuları) ismi verilen özel bir polis birimi var. Filmin ana karakteri Rick Deckard (Harrison Ford) da Blade Runner’lardan biridir. Ancak görevini bırakmak istiyor. Buna rağmen bir gemiyle Dünya’ya dönen birkaç Replicant’ı avlamak için görevlendirilir ve istemese de kabul etmek zorunda kalır. Bu Replicant’lar ise Tyrell şirketinin yöneticisini öldürmek amacıyla Dünya’ya gelmişlerdir.

Filmde 2019 yılının Los Angeles şehrini görüyoruz. İlk sahnelerden kalabalık bir şehir, tıkış tıkış binalar, fabrikaların bacalarından püsküren alevler, çakan şimşekler, piramitler gibi koca binalar dikkat çekiyor. Binalarda koca koca reklamlar, uçan araçlardan yapılan ilanlar ve duyurular, puslu, yağmurlu, kirli ve aşırı kalabalık sokaklar. Karanlık bir gelecek çizen filmde, insan tipleri de ilginç, karışık ve alışılmışın dışındadır.

Bütün bu tasvirler, görüntülerle ve anlatımlarla film 20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın başları için öngörülen aşırı nüfus artışı, küreselleşme, iklim değişikliği ve teknolojinin gelişmesi sonucu genetik mühendislik konularına dikkat çekiyor.

Filmin ana karakteri bir yandan ona verilen görevle Replicant’ları bulup öldürüyor ancak diğer yandan ise Tyrell şirketi yöneticisinin özel olarak yaptığı bir androide ilgi duyar. Bu Rachael isimli robot kendini insan zannetmektedir. Çünkü yapılırken ona bir insanın anıları yüklenmiştir. Robot olduğu söylendiğinde ise üzülür. Ana karakter Rick Deckard bir ikilemle karşılaşır. Bir yandan bazı Replicant’ları öldürüyor, diğer yandan ise birine ilgi duyar. Bu sefer de onu korumak için uğraşır.

Filmi izlerken beni en başta hem şaşırtan hem de eğlendiren durum, Harrison Ford’un ne kadar genç görünmesi oldu. Sonuç itibariyle 35 yıllık bir film. Tabii 35 yıllık bir film olduğu için de bazı sahneler son yıllarda alıştığımız filmlerin hızlı akışına ve hareketliliğine göre biraz durağan görünebilir. Ancak yine de izlenmeye değer bir film.

Farklı bir uzaylı filmi: Geliş (Arrival - 2016)


Yönetmen: Denis Villeneuve
Oyuncular: Amy Adams
Jeremy Renner
Forest Whitaker
Tzi Ma
Tür: Bilim Kurgu,  Gerilim
Yapım: ABD - 2016
Puan: 10

Farz edin ki o hep merak ettiğimiz uzaylılar ile karşılaştık ya da Dünya’ya geldiler. Peki, onlara ne diyeceğiz, nasıl iletişim kuracağız ve anlaşacağız. İşte bu filmin de odaklandığı asıl soru da budur. Farklı biyolojik yapıya sahip, farklı galaksilerden olan ve yine her şeyleri farklı olan varlıklar ile nasıl iletişime geçip ne istediklerini anlar ve ne istediğimizi onlara anlatırız.

İnsanoğlu, tarihin en erken çağlarında bile hep uzayı merak etmişti. Eski Mısır ve diğer antik uygarlıklarda hep astronomi ilmi öne çıkan bilimlerden olmuştur. Halen de günümüzde aynı merak devam ediyor. Özellikle de cevaplanması merak edilen sorulardan biri de bu koca evrende yalnız mıyız? Yoksa başka canlıların olduğu gezegenler, güneş sistemleri de var mıdır? Kısacası evrende bizden başkası var mıdır?

Geliş (Arrival - 2016) filmi ise bu soruya cevaptan ziyade, “uzaylı” dediğimiz bizim gezegen dışından olan varlıklarla karşılaşmamız durumunda ne yapacağımız ile ilgileniyor. Çoğu Hollywood filmi uzaylıları hep “işgalci” olarak tasvir eder. Mesela H. G. Wells’in “Dünyalar Savaşı” bilim kurgu romanından uyarlanan filmde uzaylılar Dünya’yı işgal için gelirler. Steven Spielberg’in E. T. karakteri ise barışçıl uzaylılardandır. Bir az da şirin bir uzaylı tabii.

Bu filmdeki uzaylılar ise farklıdır. Dünya’nın 12 farklı noktasına uzay gemisi iner. Geliş amaçları belli değil. Dost mu düşman mı bilinmiyor. Ne istiyorlar o da tespit edilemiyor. Çünkü en büyük sorun iletişim sorunudur.

İşte film en başta iletişim sorunsalına değiniyor. Farz edelim uzaya gönderdiğimiz mekikler bir uzaylı grubuyla karşılaşsa ya da Dünya’ya bir uzay gemisi gelse ne yapacağız. Onlarla nasıl iletişim kuracağız. Filmde 12 farklı noktaya konan uzaylı gemileri ile iletişim kurma çabaları başlar. ABD’deki uzaylılar ile iletişim için ise dil bilimci Louise Banks ve fizikçi Ian Donnelly görevlendirilir.

Tabii ordu uzaylıların tehdit olma olasılığına karşı önlem almış ve biran önce tek bir soruyor cevap arıyor: “Dünya’ya ne amaçla geldiniz”. Ancak Banks iletişim kurma, uzaylıların dilini anlama, onların amaçlarını doğru öğrenmek için daha geniş bir zaman ihtiyaç olduğunu söyler ve uzaylıların dilini öğrenme çalışmaları aylar sürer.

Film ne bir uzay ne de bir uzaylı filmidir. Daha çok tamamen farklı iki tür, farklı gezegenlerden olan varlıkların nasıl iletişim kurabileceği sorununa odaklanıyor. Ancak bir yandan güzel ve çok etkileyici bir film çıkmıştır ortaya.

Bir yandan uzaylılar ile anlaşmak için süre isteyen bilim adamları, bir yandan kelimelerin yanlış ve farklı anlaşılması sonucu savaşa hazırlanan Çin ordusu, tedirgin olan insanlar ile filmde gerilim zirveye çıkar. Aslında uzaylılar “silah” diye ifade ettikleri ve vermeye geldikleri şey ise bir “hediyedir”, bir “icat ve alettir”. Bu anlaşılana kadar ise soluklarınızı tutarak izleyeceğiniz bir yapım çıkmıştır ortaya.

Bu Dünyanın Dışında (The Space Between Us - 2017)


Yönetmen: Peter Chelsom
Oyuncular: Gary Oldman
Asa Butterfield
Carla Gugino
Britt Robertson
Tür: Bilim Kurgu,  Dram
Yapım: ABD - 2017
Puan: 6

Filmin başrollerinde Uzay Oyunları (Ender’s Game) filminden tanıdığım oyuncu Asa Butterfield bulunuyor. Tabii bu filmde artık biraz daha büyümüştür.

Filmin konusu kısacası şöyle: Genesis şirketi Mars ile ilgili yeni bir proje başlatır. Proje kapsamında Mars’a gidecek bir grup astronot, burada ilk koloniyi kuracak ve belirli bir süre burada yaşayacaktır. Ancak Mars’a yolculuk sırasında Mars görevinin baş astronotu Sarah Elliot’un halime olduğu ortaya çıkar. Genesis ve CEO’su Nathaniel Shepard’ın önünde birkaç seçenek vardır. Ya Mars projesini durduracak ve astronotlar gezegene ulaşmadan Dünya’ya geri dönecek ya da Sarah Mars’ta doğum yapacak. Projeyi tehlikeye atmamak adına hamilelik kamuoyundan gizlenir ve Mars’ta doğum yapmasına karar verilir.

Sarah Elliot, Mars’ta doğum sırasında yaşamını yitirir. Gardner Elliot ismi verilen çocuk ise Mars’ta doğan ilk insan olur. Babasının kim olduğu bilinmiyor. Ayrıca Mars projesinin olumsuz etkileyeceğini düşündükleri için Gardner’in varlığı kamuoyundan gizli tutulur. Mars’ta doğan ilk insan olan Gardner ise 16 yıl boyunca buradaki ilk kolonide sadece birkaç bilim adamı arasında büyür. Tabii en gelişmiş teknolojiler ve en iyi bilim adamları arasında büyümesinden dolayı da iyi yetişir ve çok zekidir.

Gardner Elliot 16 yaşına geldiğinde yaptığı araştırma sonucu annesi ile bir erkeğin fotoğrafına ulaşır. Aslında babasının kim olduğunu öğrenmek ister. Ancak Dünya’da onun varlığından kimsenin haberi yoktur. Sadece internet üzerinden bir kızla konuşuyor. O bile onun Mars’ta olduğunu bilmiyor.

Mars’lı ilk insan olan Gardner’in Dünya’ya gelme isteğine astronot Kendra Wyndham yardım eder. Bir anne gibi ona sahip çıkan Kendra Wyndham, Genesis yönetimini ikna eder ve Gardner ilk defa Dünya’ya döner ve babasını aramaya başlar. Ancak en büyük sorun Mars’ta doğduğu için Dünya’ya ve daha fazla olan yer çekimine uyum sağlayamamasıdır.

Film tam anlamıyla bir uzay filmi değildir. Ancak filmin başlarındaki uzay ve Mars sahneleri gerçekten çok güzeldir. Gardner’in maceralarının çoğu ise Dünya’da geçer. Bir insan düşünün 16 yaşına kadar sadece 14 kişi görmüştür. Dünya ile ilgili, kültürü, insanlarla iletişim kurma becerisi ve bilgisi çok sınırlıdır. İşte onu sağlık sorunlarından sonra bekleyen en büyük olay da budur.

Mesela ilk defa insanlarla konuşur. Tabii onun tepki verdiği ve insanlara göre çok sıradan olan şeyler garipsenecek olaylara sahne olur. İlk defa yağmur gördüğünde sevincinden sokağa fırlar ve yağmur altında yüzüne vuran damlaların zevkini yaşar. Diğer insanlar ise kaçarak sığınacak bir yer arar.

Öte yandan sıkıntılarından biri de yer çekimidir. Mars dünyaya göre kütle olarak daha küçük olduğu için yer çekimi de daha azdır. Ancak Dünya’da daha güçlü bir yer çekimi ile karşılaşınca Gardner yürümekte, koşmakta zorlanır. Çünkü kemik yapısı ve kasları Mars ortamına göre gelişmiştir. Tabii bir de babasını arama girişiminde Dünya ortamı sağlığını tehlikeye sokar.

Yaratık: Covenant (Alien: Covenant - 2017)


Yönetmen: Ridley Scott
Oyuncular: Michael Fassbender,
Katherine Waterston,
Billy Crudup,
Danny McBride,
Demián Bichir
Tür: Bilim Kurgu,  Aksiyon,  Gerilim,  Macera
Yapım: ABD / İngiltere - 2017
Puan: 7

“Yaratık: Covenant”, Yaratık serisinin altıncı filmi. Ancak bu filmde diğer filmlere göre beğendiğim bir tarafı bulunuyor. Bu filme felsefi bir bakış açısı eklemişler.

Yaratık filmlerini hatırlarsınız. Dünyaya gelen uzaylı yaratıklar, insanların vücutlarını kullanarak çoğalmaya çalışıyor. Yaratığın temas ettiği insanların içinde bir süre sonra büyüyen yeni yaratıklar çıkar.

Bu film ise yaratığın nasıl ortaya çıktığına ışık tutuyor. Film zengin bir işadamı Peter Weyland’ın yaptığı yeni android robot ile konuşması ile başlıyor. Robota ne isim almak istediğini sorar. Odada Michelangelo’nun “David” isimli heykelini göre android ise David ismini almak istediğini söyler. Filmin ana konusu olan asıl konuşmalar ise robot, onu yapan ve “Ben senin babanım” diyen yapımcısı arasında yaşanır.

- Sana bir soru sorabilir miyim Baba?
- Lütfen
- Eğer beni sen yarattıysan seni kim yarattı?

Peter Weyland, yapay zekâ bu robotun sorusuna ise insanın tamamen şans eseri ve tesadüfen bir dizi moleküler ve biyolojik gelişme sonucu yarandığına inanmadığını söyler. Amacı androidi ile birlikte evrenin sırların keşfetmek ve yaratıcıyı bulmaktır.

Ancak David bir süre düşündükten sonra kendi görüşünü söyler ve bu da hem onu yapan kişiyi şaşırtır hem de kızdırır. David şunu söyler: “Sen kendi yaratıcını arıyorsun, ben ise beni yaratana bakıyorum. Sen beni yaptın ama öleceksin, bense ölmeyeceğim.”

Filmin devamında ise uzayda bir gemi görüyoruz. 2104 yılı ve Covenat isimli gemi uzak bir Origae-6 gezegenine yol alıyor. Gemide Walter isimli, David’e benzeyen ama yeni model bir android, mürettebat, uyku halinde 2000 koloni üyesi ve onun yarısı kadar da insan embriyosu var. Geminin hedefi söz konusu gezegene gitmek ve orada bir insan kolonisi kurmaktır.

Ancak beklenmedik bir olay -uzaydaki solar bir patlama- sonucu gemi hasar görür. Yakın ve insan yaşamına elverişli bir gezegenden gelen sürpriz sinyal üzerine gemi mürettebatı bu gezegeni keşfe çıkmaya karar verir. Çünkü gitmek istedikleri Origae-6 gezegenine daha 7 yıl 4 aylık bir yılları var. Ancak yeni buldukları bu gezegen ise hemen yanı başlarındadır. İstedikleri koloniyi burada kurabilirler.

Mürettebat bu yeni gezegeni keşfe çıkar. Burada 11 yıl önce kaybolan Prometheus isimli gemiyi, ortadan yok olan bir medeniyeti, David’i ve tabii ki de yaratıkları bulurlar. Ancak en ilginç yanı bu yaratığın kaynağıdır. Hepsinin David’in kendisinin bir yaratıcı olma isteği ve yaratıcılığa soyunması ile ilgilidir.

Alien filmleri arasında özellikle yaratıcı ve yaratılan arasındaki ilişkiye değinmesi ve “yaratık”ın kaynağına ilişkin bilgi vermesi açısında en çok beğendiğim film oldu.

Ölüm Yarışı 3



Film Adı: Ölüm Yarışı 3 / Death Race 3 IMDB Puanı: 5.6/10 Yapım Yılı: 2013 Tür: Aksiyon, Bilim Kurgu, Gerilim Yönetmen: Roel Reiné Oyuncular: Danny Trejo, Ving Rhames, Luke Goss, Robin Shou, Tanit Phoenix Ölüm yarışı Death Race Inferno 3.serisiyle bol aksiyonlu kanlı bir şekilde devam ediyor .En büyük düşmanlarıyla yarışçımız Çölde usta bir şekilde ekibiyle birlikte azılı düşamlarıyla yarışa giriyor, acaba bu kanlı yarışta acaba kim kazanabilecek...

 

İlk Yenilmez - Kaptan Amerika 2011



Açıklama:İlk yenilmezler kaptan amerika 2011 izle türkçe dublaj olarak izle hd full tek part izle burdan paylaşım yapılır ilk yenilmez izle ilk kez yenilmez izle burdan türkçe dublaj film izle izleyebilirsiniz hd izle burdan izle ilk yenilmez kaptan amerika 2011... Yönetmen:Joe Johnston, Oyuncular:Samuel L. Jackson, Chris Evans, Hugo Weaving, Tommy Lee Jones, Sebastian Stan, Senaryo:Jack Kirby, Stephen McFeely, Christopher Markus, Joe Simon, Yapımcı:Stan Lee, Avi Arad, Joe Johnston, Kevin Feige, Victoria Alonso, Alan Fine, Stephen Broussard, Amir Madani, Nigel Gostelow, Mike Bodkin, Louis D'Esposito, David Maisel, Richard Whelan,

 

Zamana Karşı & In Time 2011



Açıklama: filmizlehdfullizle Zamana karşı ın time 2011 izle hd kalite türkçe dublaj film izle blogspot hadi film izle hd kalite full tek part zamana karşı In time 2011 izle full tek parça türkçe dublaj izle burdan izle...

 
 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Film İzle - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger