Latest Movie :
Recent Movies
Biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ip Man (2008)



Bruce Lee'nin Sifu'su (ustası) Ip Man'in (Yip Man)biyografisi Ip Man - The Movie Kung Fu kökenli savunma tekniği WingChun'un 200 yıllık tarihine ışık tutuyor. Yim Wing Chun tarafından ortaya çıkarılan savunma teknikleri bütünü Wing Chun savunma sporlarının aksine gösteri amaçlı yapılan, müsabakaları düzenlenen birspor değil. Rakibe hiç darbe şansı vermeden rakibi bertaraf etme amaçlıWing Chun'un bu filmde seyirciye eşsiz bir seyir zevki yaşatması bekleniyor.

Tibet'te Yedi Yıl (1997)



Avusturyalı Heinrich Harrer, II. Dünya Savaşı yıllarında ülkesinden uzaklaşarak Himalayalar'a gider. Tibet yakınlarındaki yasak bölge Lhasa'ya ulaşan Harrer'ın aklı henüz hiç görmediği çocuğundadır. Tibet'e kaçan Harrer, burada çocuk yaştaki kutsal lider Dalai Lama'yla tanışır ve Tibet halkının Çin'den gördüğü zulme tanık olur. Dalai Lama ise halkının onurunu düşünmekte ve Harrer'ın da yardımıyla sürekli kendisini eğitme ve geliştirme çabasındadır.

Schindler'in Listesi (1993)



Tam yedi dalda Akademi ödülü kazanan Schindler'in Listesi, En İyi Film ve En İyi Yönetmen başta olmak üzere pek çok kez ödülle onurlandırıldı. Film soykırım zamanında 1100'den fazla Yahudi'nin hayatını kurtaran Nazi Partisi'ne üye, çapkın ve savaş yanlısı olan esrarengiz Oscar Schindler'in tarihten hiçbir zaman silinmeyecek olan gerçek hikayesini anlatıyor. Bir Steven Spielberg filmi olan Schindler's List, tüm zamanların en saygı duyulan, en şerefli filmlerinden biri olarak sinemanın yapıtaşlarından biri oldu ve tarihteki yerini aldı. Tam ydi dalda Akademi Ödülü kazanan film. En İyi Film ve En İyi Yönetmen başta olmak üzere daha pek çok kez ödülle onurlandırıldı. Bunlardan bazıları Bafta, New York Film Eleştirmenleri, Ulusal Eleştirmenleri Birliği, The National Board of Review, yapımcılar Derneği, Los Angeles Film Eleştirmenleri, Chicago, Boston ve Dallas Film Eleştirmenleri tarafından En İyi Film Ödülü, Christopher Ödülü. Hollywood Yabancı Basın Birliği Altın Küre Ödülü, Ayrıca Steven Spielberg'e takdim edilen Amerikan Yönetmenler Birliği. Film, soykırım zamanında 1.100'den fazla Yahudinin hayatını kurtaran Nazi partisine üye, çapkın ve savaş yanlısı bir adam olan esrarengiz Oscar Schindler'in tarihten hiçbir zaman silinmeyecek olan gerçek hikayesini anlatıyor. İnsanlık tarihin kara dönemlerinden biri olarak anılacak bir zamanda yaptığıyla farklılık yaratan bir adam ve bu soykırımdan kurtulmayı başabilmek bir zafer hikayesi midir? Steven Spielberg tarafından yönetilen film, En iyi Senaryo. En İyi Görüntü Yönetmeni, Müzik, Kurgu ve Sanat Yönetmeni ödülleri kazanırken, Liam Necson, Ben Kingsley, Ralph Fiennes, Caroline Goodall. Jonathan Sagella ve Embeth Davidtz de filmdeki performanslarıyla büyük alkış aldı. Görüntü kalitesinin yenilenmesi, 5.1 digital ses ve yepyeni özel seçenekleriyle koleksiyonunuzda mutlaka olması gereken bir başyapıt.

Yankilerin Gururu (1942)



Ünlü beyzbol oyuncusu Lou Gehrig'in kariyeri ve hayat hikayesini anlatan bir yapım. Gehrig’in yaşamından uyarlanan The Pride Of Yankees, Amerikan erkeği açısından "duygusal sinema" dendiğinde ilk akla gelen filmlerden biridir. Gary Cooper’ın kariyerinin en başarılı performanslarından biri ile Gehrig’i canlandırdığı film, Gehrig’in konuşmasını Cooper’ın ağzından aktararak yürek burktuğu kadar, gururlandıran muazzam bir final de sunmaktadır...

Elizabeth (1998)



Katolik kraliçe Mary ölür ve tahta pek istenmese de protestan olan ve öldürmeye kıyamadığı kardeşi Elizabeth geçer. Elizabeth in önünde uzun ve bolca dikenli bir yol vardır. etrafında hem destekçileri hem de her fırsatta katolik egemenliği geri getirmeye çalışan insanlar vardır. bunun yanında evlenmesi ve kendisinden sonra tahta geçmesi gereken bir vasil bırakmak zorundadır. Tüm bu zorlukların arasında elizabeth in ingiltereyi nasıl yöneteceği ise tam bir muammadır

Ejder: Bruce Lee'nin Hayatı (1993)



Karısı Linda Lee’nin anılarından uyarlanan film, iki kültür arasında kalmış Bruce Lee’nin kısa yaşamını gözler önüne seriyor. Hong Kong’da doğan 18 yaşında ABD’ye yerleşen ve burada doğu felsefesiyle savaş sanatının bir karışımı olan ‘Jeet – kune – do’ tekniğini geliştiren Lee’yi üne kavuşturan, Hong Kong’da çektiği kung – fu filmleriydi.

Yönetmen Clint Eastwood, başrolde Tom Hanks ve heyecan dolu bir film: Sully (2016)


Yönetmen: Clint Eastwood
Oyuncular: Tom Hanks
Aaron Eckhart
Laura Linney
Tür: Biyografi, Dram
Yapım: ABD - 2016
Puan: 10

Sully (2016), Clint Eastwood’un yönetmenliğini yaptığı her saniyesi heyecan dolu ve bir de gerçek bir olaydan uyarlanan çok güzel bir yapım. Bir de başrolde en başarılı bulduğum oyunculardan biri olan Tom Hanks olunca bu filme artık söz olamaz.

Öncelikle filmin yönetmeni Clint Eastwood’dan bahsetmek isterim. Clint Eastwood denince benim aklıma ilk önce Western filmleri ve “İyi, Kötü ve Çirkin” (1969) filmi geliyor. Bu çocukluğumda bildiği Clint Eastwood. Bir de son yıllarda başarılı yönetmenliği ile tanıyorum Clint Eastwood’u. Bu filmi ile bir daha kendisini ispatlamıştır benim için.

Filmin başrollerinde ünlü aktör Tom Hanks var. Geçtiğimiz aylarda Tom Hanks’in bir gemi kaptanını canlandırdığı Kaptan Phillips (Captain Phillips - 2013) filmini izlemiştim. Özellikle Kaptan Phillips’in korsanlarda rehin olduğu son anlar ve kurtarıldıktan sonraki durumunu, yaşadığı şoku çok etkileyici ve gerçekçi oynuyor. Bu filmde de Tom Hanks yine bir kaptan ama bu sefer bir uçağın kaptanı, pilot olarak görüyoruz.

Sully (2016) filminin konusu ise şöyle: 2009 yılında New York’tan havalanan ve 155 yolcusu ile mürettebatı bulunan bir yolcu uçağına bir kuş sürüsü çarpar. Uçağın her iki motoru da devre dışı kalır ve Kaptan Chesley "Sully" Sullenberger, acil iniş için işlemlere başlıyor. Kule uçağı acil iniş için bir havaalanına yönlendiriyor. Ancak Kaptan Sully, havaalanına varamayacağını düşünerek uçağı Hudson nehrine indiriyor. Olayda tek bir yolcunun bile burnu kanamıyor ve herkes sağ kurtuluyor.

Ancak buna rağmen Sully ve ikinci kaptan Jeff Skiles hakkında soruşturma açılıyor. İddia ettikleri şudur ki kaptan uçağı Hudson nehri yerine havalimanına indirebilirdi. Ancak Kaptan Sully bulundukları durumda bunun imkânsız olduğunu savunuyor. Tabii herkesin kahraman ilan ettiği Sully, bir yandan da zor anlar yaşıyor ve yaptığını savunuyor, ispatlamaya çalışıyor.

Filmin en beğendiğim tarafı uçağın acil iniş yapması, yolcuların durumu, kurtarma çalışmaları ve diğer olaylar çok gerçekçi olarak yansıtılmış. Bir de bu olay farklı yönlerden birkaç defa, izleyiciye sunuluyor. Biri kontrol kulesinde yaşananları, diğeri kokpitte olanlar, yolcuların yaşadıkları ve tabii ki kurtarma çalışmaları. Bunlar parça parça da olsa güzel bir sıralamayla izleyiciye sunuluyor ve her defasında heyecan doruğa yükseliyor.

Bu arada film Kaptan Chesley "Sully" Sullenberger’in olayı da anlatan otobiyografi kitabından uyarlanmıştır. Filmin sonunda da Kaptan Sully ve olayın şokunu yaşayan gerçek yolcuların bir arada olduğu görüntülerini görüyoruz.

En sevdiğim filmlerden: Cesur Yürek (Braveheart - 1995)


Yönetmen: Mel Gibson
Oyuncular: Mel Gibson
Sophie Marceau
Brendan Gleeson
Catherine McCormack
Tür: Aksiyon, Dram, Biyografi, Tarih
Yapım: ABD - 1995
Puan: 10

Sakın bu filmi henüz izlemedim demeyin. Cesur Yürek (Braveheart - 1995), Mel Gibson’un hem yönettiği hem de başrol oyuncusu olduğu güzel bir tarih, dram, aksiyon filmidir. Filmin bir de 5 dalda Oscar aldığını da ekleyelim.

Cesur Yürek filmini yıllar önce (20 yılı aşkın) ilk defa izlediğimde beni çok etkilemişti. Zaten etkilememesi de söz konusu olamazdı. Film gerçekten çok güzel bir hikâye sunuyor izleyiciye. Tarihten alınmış bir karakter olan William Wallace, saf bir aşk ve bu aşk için ölmeyi bile göze alan bir kahraman. Filmde  ayrıca işgal altında olan bir ülkenin bağımsızlığı mücadelesi ve bütün bunlara ek olarak çok güzel yapılmış aksiyon ve savaş sahneleri var. Yani bir izleyicinin filmden isteyebileceği her şey var.

Filmin konusu kısaca şöyle: Tarih 13. yüzyıl ve yer İskoçya. William Wallace çocukluğunda babası ve ağabeyini bir savaşta kaybeder. Bu savaş sonucu İngiliz Kralı Edward (Longshanks), İskoçya’yı işgal eder. Wallace daha sonra amcası tarafından Avrupa’da büyütülür ancak sonra ülkesine döner. Amacı burada bir ev ve yuva kurmaktır. Çocukluk aşkı Murron MacClannough ile evlenmek istiyor. Ancak Kral Edward’ın koyduğu “Prima Nocte” kanununda dolayı gizli evlenir.

Murron MacClannough’in İngiliz askerleri tarafından saldırıya uğraması, tecavüz girişimi sonucu bölgenin valisi tarafından idam edilir. William Wallace’ın valiye karşı başlattığı ayaklanma ve saldırı daha sonra bütün ülkeye yayılacak, basit bir öfke ve intikam duygusunun körüklediği ateş bir ülkenin özgürlük mücadelesine dönüşecektir.

Film eleştirmenler tarafından olumlu yorumlar alsa da tarihçiler tarafından eleştirilmiştir. Sebebi ise tarihi gerçeklerden çok uzak olması olarak gösteriliyor. Tabii Mel Gibson da kendini “benim yönetmen olarak tercihim” diyerek savunmuştu.

Tabii tarihte William Wallace diye birisi var. Eşinin ölümünden sonra bölge valisini öldürüyor. İngiltere’ye karşı mücadeleye önderlik ediyor ve başarılı savaş kazanıyor. Bir süre sonra da yakalanarak yargılanıyor ve idam ediliyor. Mel Gibson da buna Hollywood tadında aksiyon ve savaş sahneleri eklemiş, hikâyeyi de süslemiştir.

Sonuç olarak bence Cesur Yürek (Braveheart - 1995) çok başarılı filmlerden biri ve umarım hiçbir zaman (en azından önümüzdeki 50 sene) yenisini yapmaya kalkışmazlar.

Kayıp Şehir Z (The Lost City of Z - 2016)


Yönetmen: James Gray
Oyuncular: Charlie Hunnam
Robert Pattinson
Sienna Miller
Tom Holland
Angus Macfadyen
Tür: Aksiyon, Biyografi, Dram, Macera
Yapım: ABD - 2016
Puan: 7

Kayıp Şehir Z (The Lost City of Z - 2016), gerçek bir olayı konu edinen biyografi ve macera filmidir.

Filmin konusu şöyle: İngiliz kâşif Percy Fawcett, Brezilya ve Bolivya arasında savaş çıkaracak sınır sorununu çözmek için Amazon ormanlarına gönderilir. Görevi bu bölgede haritaya alınmayan bölgeleri keşfetmek ve haritasını çıkarmaktır.

Percy Fawcett görevini yapar ama buraya yolculuğu sırasında Amazon ormanlarında bulunan eski ve kayıp bir şehrin söylentisini duyar. Bu şehirde hala insanlar yaşıyor ve altınla kaplı bir şehir. Ormanda yaptığı keşiflerde birkaç iyi işlenmiş çanak ve ev aletleri kalıntısı bulunca da böyle bir şehrin varlığına inanır.

Percy Fawcett, Kayıp Şehir Z ismini verdiği bu şehri bulmayı kendisine bir hedef ve takıntı haline gelir. Daha sonra bu şehri bulmak için Amazon’a birkaç sefer yapacaktır. İster bölgenin ormanlık yapısı ve diğer sebeplerden seferleri başarılı olmaz. Ancak buna rağmen onu esir alan bu şehri bulma tutkusu bir türlü geçmez. Yıllar geçer, çocukları da büyür. Hatta onun bu tutkusu büyük oğluna da bulaşır. İşte son bir sefer için 1925 yılında büyük oğlu ile birlikte Bolivya’ya yola çıkar Percy Fawcett.

Film bir adamın, bir kaşifin, Kraliyet Coğrafya Topluluğu üyesi bir insanın inandığı bir şey uğruna canını, zamanını nasıl harcayarak ve tehlikeye atarak tutku haline getirdiği Kayıp Şehir Z’yi bulmaya çalışma çabalarını anlatıyor. Tabii filmin ana karakterini Amazon’da bilinmedik tehlikeler bekliyor. Bir yandan sıcak ve nemli orman, arazi şartları, diğer yandan dış dünya ile çok az teması olan Amazon yerlileri ve diğer tehlikeler.

Asıl soru şu: Gerçekte 1925 yılında oğlu ile son Amazon yolculuğuna çıkan Percy Fawcett görmeyi çok istediği bu Kayıp Şehir Z’yi buldu mu? Son yolculuğundan sonra Percy Fawcett ve oğlundan hiç haber alınmaz ve kayıp olarak kayıtlara geçer. Ancak film buna açık bir kapı bırakıyor.

Zoraki Kral (The King's Speech - 2010)


Yönetmen: Tom Hooper
Oyuncular: Colin Firth
Geoffrey Rush
Helena Bonham Carter
Guy Pearce
Timothy Spall
Tür: Biyografi,  Dram,  Tarih
Yapım: İngiltere - 2010
Puan: 9

Zoraki Kral (The King's Speech - 2010), güzel bir biyografi ve tarih filmidir. Bizi çok uzak tarihe götürmese de günümüz İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in babasının kim olduğunu ve Kral VI. George’un hangi koşullarda tahta geçtiğini öğreniyoruz.

Ancak bunlardan bahsetmeden önce filmin isminin Türkçe çevirisine değinmek istiyorum. Çeviri çok zor bir iştir, hele iş sanatsal eserlerin başlıklarını çevirmeye gelince daha da zor bir iştir. Ancak “The King's Speech” ismini çevirirken hangi amaca hizmetle “Zoraki Kral” diye yapmışlar pek anlamak mümkün değil. Filmin konusu da zaten Kralın konuşması, kekemeliği ve bununla mücadelesi üzerinedir.

Filmin konusuna dönelim. Kısaca şöyle: York Dükü Prens Albert, Kral V. George’un ikinci oğludur. Bir fuarın kapanış töreninde ağır bir kekemelik ile bir konuşma yapar. Yıllardır bu kekemeliği için başvurmadığı ünlü doktor kalmamıştır, ancak bir türlü iyileşme sağlanamaz.

Eşi Elizabeth, ona yeni bir doktor bulur. Avustralya doğumlu Lionel Logue. Filmin ana konusu da bu ikisi arasındaki doktor - hasta ilişkisi ve daha sonra gelişecek arkadaşlığa odaklanır. Lionel Logue’ın farklı yöntemleri vardır. Özellikle tedavi seansları sırasında hastasına (York Dükü Prens Albert) resmi unvanı ile değil, ailesinin çağırdığı Bertie ismi ile hitap etmekte ısrar eder.

Film bir yandan bu ikilinin arkadaşlık ve hasta - doktor ilişkisine odaklanırken, diğer yandan da York Dükü Prens Albert’in tahta çıkması ile sonuçlanan olaylara odaklanıyor. Prens Albert’in ağabeyi David babalarının ölümünden sonra Kral VIII. Edward olarak tahta çıkar. Ancak evlenmek istediği kadından dolayı kriz çıkınca, tahttan çekilir ve Prens Albert, Kral VI. George olarak tahta çıkar.

Öte yandan filmin başlarında Prens Albert’in babası Kral V. George’un 1934 Noel’inde radyo ile halka seslenişini görüyoruz. Kral’a göre bu iletişim aracı ile Kraliyet Ailesi her eve girebilecektir. Bundan dolayı evlatlarının da radyo üzerinden halka hitap etmelere önem vermelerini ister.

Zaten filmin sonunda da Kral VI. George’un önünde tarihin en büyük görevlerinden biri duruyor. İngiltere, 1939 yılında Nazi Almanya’sına karşı savaş açar ve Kral’ın görevi de bir radyo konuşması ile bunun halkına duyurmaktır. Her ne kadar terapisti Lionel Logue ile yaptığı çalışmalar sonucu günlük hayatta kekemeliği önemli ölçüde azalsa da bu konuşma onu heyecanlandırıyor. Konuşması sırasında Lionel Logue da hazır bulunur. Gerçek yaşamda da Lionel Logue, Kral ölene kadar yaptığı bütün konuşmalar sırasında yanında hazır bulunmuştu.

Kral VI. George (Colin Firth) ve Lionel Logue (Geoffrey Rush) karakterlerini canlandıran oyuncuların performansları mükemmeldir. Zaten Colin Firth bu rolü için Oscar dâhil beş ödül almıştır. Ancak bu iki aktör dışında bir de York Düşesi ve daha sonra da Kraçile Elizabeth karakterini oynayan Helena Bonham Carter’den de bahsetmek istiyorum. Genelde onu hep garip, çılgın ve acayip karakterleri canlandırırken görüyorum. Burada ise o bir Kraliyet Ailesi üyesi ve daha sonra da Kraliçe’dir.

Sonuç itibariyle, Zoraki Kral (The King's Speech - 2010)  güzel bir biyografi ve tarih filmidir.

Not: Filmi izlediyseniz, film ile ilgili yorumunuzu ve filme kaç puan verebileceğinizi yoruma yazarak bizimle paylaşın.

Son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden: Kör Nokta (The Blind Side - 2009)


Yönetmen: John Lee Hancock
Oyuncular: Sandra Bullock
Quinton Aaron
Tim McGraw
Jae Head
Kim Dickens
Kathy Bates
Tür: Biyografi, Dram, Spor
Yapım: ABD - 2009
Puan: 10

Kör Nokta (The Blind Side - 2009), başrollerinde Sandra Bullock’un oynadığı ve son yıllarda izlediğim, beni gerçekten etkileyen en iyi filmlerden biridir. Tabii Sandra Bullock’un bu filmdeki oyunculuğundan dolayı Oscar ve Golden Globe dâhil dört ödül aldığını da söylemek lazım. Filmin kendisi ise En İyi Film kategorisinde Oscar adayları arasında yer almıştı.

Tabii filmde Sandra Bullock’un oyunculuğuna söz olmaz ama beni en çok etkilene kısmı filmin konusu, gerçek bir olaydan uyarlanması ve gerçek olayda yer alan ailenin yaptıklarıdır.

Peki filme konu olan Tuohy ailesi ne yapmıştır? Aslında asil olan kısmı da budur. Annesi uyuşturucu bağımlığı olan ve evsiz dolaşan bir genci evlerini alıyor, evlat ediniyor ve iyi bir birey olarak yetişmesin yardım ediyorlar.

Filmin konusu kısaca şöyle: Michael (Lakabı Big Mike - Koca Mike) Oher, annesi uyuşturucu bağımlısı ve kendisi de sağda solda bulduğu geçici yerlerde uyuyan birisidir. Tuohy ailesi onu soğuk ve yağmurlu bir gün üzerinde sadece ince bir elbise ile yürürken görürler. Koca Mike, Tuohy ailesinin küçük oğlu Sean "S.J." Tuohy ile aynı okula gidiyor. Leigh Anne Tuohy (Sandra Bullock) yanından geçerken aracı durdurarak Koca Mike’a nereye gittiğini sorar. Okulun spor salonuna gittiği cevabını alır. Ancak aldığı cevap Leigh Anne’i tatmin etmez çünkü spor salonu o saatte kapalıdır. Mike ise orası sıcaktır diye oraya uyumaya gidiyor.

Leigh Anne, Koca Mike’a eğer kalacak yeri yoksa gelip bu gecelik salonlarında çekyatta uyuyabileceğini söyler. Zengin bir işadamı olan eşi Sean Tuohy, bunun sadece bir gecelik bir davet olduğunu düşündüğü için buna bir şey demez.

Koca Mike, o geceyi Tuohy ailesinin evinde geçirir. Leigh Anne, kocasına gece uyurken biraz da tereddütle “Bir şey çalmaz değil mi?” diye de sorar. Hatta sabah uyandıklarına aşağı kata inerken de kocasına şaka yollu “Eğer çığlık sesi duyarsan sigortacıyı ara.” der. Ancak Mike’ın uyuduğu odaya indiğinde düzgün toplanmış bir yatak ve Mike’ı da evden çıkıp giderken bulur.

Koca Mike ondan sonra Tuohy ailesi ile yaşamaya başlar, sonra evlat edinirler ve derslerini iyileştirmek için öğretmen de tutarlar. Çünkü Koca Mike iri cüssesi ve çevikliği ile futbol antrenörlerinin ilgisini çekmiştir. Ancak okulda kalıp oyun oynaması için her şeyden önce derslerinin iyi olması gerekiyor ki bunu pek de başaramıyor. Ancak sonunda başardığında da en iyi Amerikan futbolu takımlarından teklifler yağar. Kısaca evsiz olan Michael Oher, hayatı kurtulur ve “paraya para demez.” Tabii hepsi onu evine alan bir aile sayesinde.

Bu arada Mike’ın evlat edilmesini herkes “Aaa ne kadar güzel yapmışsınız” diye de karşılamaz. Leigh Anne’ın arkadaşları iri yarı siyah bir erkeğin, kızı için bir tehlike olduğunu bile söyler. Tabii bu ve benzeri olumsuz tepkileri de görmezden gelir Leigh Anne. Mike ise “koruma” iç gücüsü çok yüksek olan birisidir. Onun için ailesini koruma iç güdüsü her şeyden önce gelir. Bunu bir sahnede yanlarına gittiği çete üyelerinin Leigh Anne ve kızını tehdit eden konuşmalarına verdiği tepki ve onlara derslerini bildirmesi sırasında görüyoruz.

Filmin sonunda gerçek Michael Oher ve gerçek Tuohy ailesinin fotoğraflarını görüyoruz.

Filmi birkaç defa izledim ama her izlediğimde beni çok etkiledi. Eğer bu filmi henüz izlemediyseniz hiç vakit kaybetmeden izleyin.

Not: Filmi izlediyseniz, film ile ilgili yorumunuzu ve filme kaç puan verebileceğinizi yoruma yazarak bizimle paylaşın.

Güzel bir biyografi filmi: Yenilmez (Invictus - 2009)


Yönetmen: Clint Eastwood
Oyuncular: Morgan Freeman
Matt Damon
Tony Kgoroge
Patrick Mofokeng
Tür: Biyografi, Dram, Tarih, Spor
Yapım: ABD - Güney Afrika - 2009
Puan: 9

Yenilmez (Invictus - 2009), Clint Eastwood tarafından yönetilen ve başrollerinde Morgan Freeman ve Matt Damon’un oynadığı güzel bir biyografi ve yakın tarih filmidir. Ana konu spor ve 1995 Rugby Dünya Kupası’dır. Tabii yönetmen ve başrol oyuncuları olarak saydığımız bu isimler filmin ilgi çekmesi için zaten yeterlidir.

Morgan Freeman filmde Güney Afrika’nın ilk siyahî Devlet Başkanı Nelson Maldela’yı oynuyor.  Film Mandela’nın 27 yıllık hapis hayatından sonra özgürlüğüne kavuştuğu gün ile başlıyor. Filmin ilk sahneleri ise o günün Güney Afrika’sı ile ilgili şartları açıklar niteliktedir.

Film, 11 Şubat 1990 günü bir yolun iki tarafındaki iki spor hasasını göstererek başlıyor. Bir tarafta beyaz çocuklar düzgün formaları, koçları ve güzel çim sahada rugby antrenmanı yapıyor. Diğer tarafta ise toprak bir sahada fakir siyahî çocuklar futbol oynuyor. Nelson Mandela’nın araç konvoyu geçerken siyahi çocuklar sevinç gösterisinde bulunuyor.

Karşı taraftaki beyaz çocuklar ise başını olumsuz anlamda sağa sola sallarken, koçları da bir çocuğun sorusu üzerine “Bu o terörist Mendela. Onu serbest bıraktılar, bugünü asla unutmayın. Bu ülkenin yaşadığı en kötü gündür.” ifadelerini kullanır.

Bu ilk sahne aslında Güney Afrika’daki ırkçı bölünmeyi, Apartheid rejimi ortaya koyuyor. Filmin konusu olan rugby ile ilgili ise beyazların oyunu olarak görüyoruz. Zaten ırkçı rejimi temsil ettiği için siyahî çocuklar da rugby yerine futbol oynuyor.

Filmin bu sahnelerinden hemen sonra Mandela’nın hapishaneden bırakılması, kalabalık tarafından sevinçle karşılanması, siyahilerin de oy kullandığı ilk seçimlerin ardından Mandela’nın yemin ederek ülkenin ilk siyahi başkanı olmasını görüyoruz. Mandela başkan oluştur ama önünde çok büyük sorunlar duruyor. En başta 50 yıla yakın ülkeyi ikiye bölen ırkçı rejimin ektiği düşmanlık tohumları ve bölünmüşlük var. Ülkeyi tek çatı altında toplamak kolay olmayacaktır.

Film bir biyografi filmi ancak sadece Mandela’nın başkanlığının ilk yıllarına ve 1995 Rugby Dünya Kupası dönemine odaklanıyor. Mandela her ne kadar ömrünün 27 yılını hapishanede geçirse de çıktığında nefretini bir kenara bırakarak ülkeyi siyah ve beyaz diye ayırmadan tek çatı altında birleştirmek için çalışacaktır. Bunun için de rugbyyi insanları birleştirecek bir unsuz olarak seçer. Mandela’ya bu çabasında Güney Afrika’nın rugby takımı Springboks’ın kaptanı François Pienaar (Matt Damon) yardım eder.

Rugby bizim için çok bilinen bir oyun değildir ancak filmdeki oyun sahneleri izleyiciyi gördüğü mücadele karşısında heyecanlandırmaya yetiyor.

Ip Man 4: The Grandmasters



Film Adı: Ip Man 4: The Grandmasters Yapım Yılı: 2013 Tür: Aksiyon, Biyografi, Dram Yönetmen: Kar Wai Wong Oyuncular: Ziyi Zhang, Hye-kyo Song, Tony Leung Chiu Wai, Chen Chang Dövüş sanatları ustası Ip Man; Bruce Lee’nin hikayesi. 30lu yıllarda dövüş sanatlarının popüler olmasıyla giderek daha fazla insan Güney Çin’deki Foshandaki profesyonelerden bu sanatı öğrenmek ister. Bazı deneyimli ustalar karşılaştıkları kişileri sınar ve karşılıklı çatışmalar olur.

 

Piyanist



Film Adı: Piyanist / The Piyanist IMDB Puanı: 8.5/10 Yapım Yılı: 2002 Tür: Belgesel, Biyografi, Dram, Savaş, Tarih Yönetmen: Roman Polanski Oyuncular: Adrien Brody, Emilia Fox, Michal Zebrowski, Ed Stoppard, Maureen Lipman Wladyslaw Szpilman, savaş patlak verdiğinde 27 yaşındaydı ve Polonya'nın geleceği en parlak konser piyanistlerinden biriydi. Luftwaffe'de radyo istasyonu bombalandığında Chopin'in C minor Nocturne'nü çalıyordu.Tüm Yahudiler gibi o ve ailesi de evlerinden çıkartılarak Varşova gettolarına sürülmüştü. Bu çok yetenekli genç adam yeni yaşamında karaborsacıların ve işbirlikçilerin eğlendiği barlarda çalmaya başlamıştır.İşte bu işbirlikçilerden biri onu ve ailesini ölüme götüren esir kampı trenlerinden birinden kurtarmıştır. Savaş fısıltıları, direnişçiler ve sürpriz bir Alman subayı sayesinde Szpilman savaşta hayatta kalmayı başarır.

 

Benim Adım Khan – My Name is Khan 2010



Açıklama:Benim adım khan my name is khan 2010 izle burdan izle full izle türkçe dublaj olarak izle hd kalite izle burdan izle teşekkürler bizi tercih ettiğiniz için saolun varolun, Benim adım khan my name is khan 2010 izle full izle türkçe dublaj izle, full izle benim adım khan izle my name is khan 2010 izle burdan izle ayrılmadan izle.. Yönetmen:Karan Johar, Oyuncular:Shahrukh Khan, Kajol , Kenton Duty, Zarina Wahab, Sonya Jehan, Senaryo:Shibani Bathija, Niranjan Iyengar, Yapımcı:Karan Johar, Khairnar Pravin, Sumit Chawla, Prashant Shah, Gauri Khan, 1 Bölüm

    Bölüm 2

     

Bölüm 3

     

Bölüm 4

  Bölüm 5
     

Can Dostum – Intouchables 2011 Türkçe Dublaj İzle


Açıklama: filmizlehdfullizle Can dostum ıntouchables 2011 türkçe dublaj izle hd kalite izle burdan türkçe dublaj izle hd kalite gel arkadaşlar burda can dostum filmi aşağı tarafta sizler için paylaştık arkadaşlar teşekkürler bizi tercih ettiğiniz için teşekkürler arkadaşlar girin girin girin can dostum izle türkçe dublaj izle blogspot...

 
 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Film İzle - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger