Latest Movie :
Recent Movies
2017 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2017 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir defa izlerseniz, tekrar tekrar izleyeceğiniz bir animasyon: Coco (2017)


Yönetmen: Lee Unkrich
Seslendirenler: Anthony Gonzalez
Gael García Bernal
Benjamin Bratt
Alanna Ubach
Renee Victor
Ana Ofelia Murguia
Edward James Olmos
Tür: Animasyon, Macera, Aile
Yapım: ABD - 2017
Puan: 10

Coco (2017), Pixar yapımı, Disney tarafından dağıtımı yapılan ve en çok de öyküsü ile şarkılarını beğendiğim duygu yüklü bir film ve animasyondur. Başlıkta da dediğim gibi bir defa izledikten sonra tekrar tekrar izleme isteği uyandırıyor. Hem animasyon yönü hem duygusal ve dokunaklı öyküsü hem de müzik ve şarkılarıyla gerçekten güzel bir yapım ortaya çıkmış.

En başta söylemek gerekir ki Coco böl ödüle layık görülmüş bir animasyon. En başta 2 dalda Oscar almıştır: En İyi Uzun Metrajlı Animasyon ve En İyi Özgün Şarkı. Ayrıca Altın Küre ve BAFTA başta olmak üzere onlarca film ödülü töreninde Coco’ya “en iyi animasyon filmi” ödülü verilmişti.

Coco’da yapılan ilklerden biri de rol alanlarının tamamının Latin olmasıdır. Zaten konusu da Meksika geleneklerinde olan bir olayı anlatıyor: Meksika’da bayram olarak kutlanan Ölüler Günü (Día de los Muertos). Aslında bu gelenek sadece Meksika’da değil. İspanyol kültürünün götürüldüğü ülkelerde -mesela Filipinler- benzer şekilde kutlanan bir bayramdır.

Meksika’da kutlanan Ölüler Günü bayramında ise ölenlerin ruhlarının o gün gelip ailelerini ziyaret edeceğine inanılıyor. Onlar için mezarlarına sevdikleri yiyecekler bırakılır. Kabirleri ziyaret edilir ve sair.

Coco filminde de olaylar böyle bir günde başar. Miguel Rivera’nın da ailesi böyle bir güne hazırlanıyor. Miguel’nin ailesinin tamamı ayakkabı ustasıdır. Miguel’in ise bir hayali var. O müzisyen olmak istiyor. Ancak ailesinde müzik yasağı var. Çünkü büyü büyük dedesi, yani büyük ninesi Coco’nun babası, müzisyenlik için ailesini terk etmişti.

Miguel ise müzisyen olma hayalini gerçekleştirmek için her şeyi göze almışken, kendisini bir anda ölülerin dünyasında bulur. Buradan kurtulmasının tek yolu ise ölüler dünyasında olan ailesinden birinin hayır duasını almaktır. O da müzisyen olan büyük büyük dedesini bulup ondan hayır dua almak için ölüler dünyasında müzik dolu bir maceraya atılır.

Coco (2017) ailecek izlenebilecek güzel bir animasyon ama filmdeki iskeletler küçük çocukları korkutabileceği için Türkiye’de +7 uyarısı konulmuştur.

Son olarak da filmin finansal durumundan bahsetmek istiyorum. Genellikle filmin başarılı olup olmadığı, elde ettiği gişe hasılatına bakarak ifade ediliyor. Filmin bütçesi yaklaşık 200 milyon dolardı. Dünya genelinde elde ettiği gişe hasılatı rakamı ise 806 milyon dolar olarak ifade ediliyor ki bu da ilkler sıralamalarına girmesine yetmiştir. Bu gişe hasılatı ile Coco tüm zamanların en yüksek rakamına ulaşan 15. ve 2017 yılın da 11. filmi olmuştur.

Terry Brooks’un kitaplarından uyarlanan fantastik bir dizi: The Shannara Chronicles (2016 - 2017)


Yazanlar: Alfred Gough, Miles Millar
Başrol: Austin Butler
Poppy Drayton
Ivana Baquero
Manu Bennett
Aaron Jakubenko
Marcus Vanco
Tür: Fantastik, Macera
Yapım: ABD - 2016 - 2017
Puan: 6

Yıllar önce fantastik edebiyat kitaplarından yazar Terry Brooks’un Shannara Üçlemesi’ni okumuştum. Bu kitaplardan uyarlanan bir dizi yapıldığını görmek ise bir sürpriz oldu. Yıllar önce kitapta olan ve severek okuduğun masalsı kahramanların dizi uyarlamasını görmek ise heyecan verici olabilir.

The Shannara Chronicles (2016 – 2017), Amerikan yapımı ama çekimleri Auckland stüdyolarında ve Yeni Zelanda’nın diğer bölgelerinden yapılmıştır. Dizi 2016 ve 2017’de 10’ar bölümlük iki sezon halinde yayınlanmış ve daha sonra iptal edilmişti. En azından yapımcılar diziyi yayınlamak için yeni bir televizyonla anlaşana kadar.

Dizide dünyada yaşanan nükleer bir savaş sonrası, yani kıyamet sonrası (post-apocalyptic) bir dünya var. Ancak bu savaşlardan uzun yıllar sonra dünya aynı değildir. Uzak bir gelecekte insanlık yeniden kılıç ve ok kullanıp, ata bindikleri bir çağa dönmüşlerdir. Bir de büyünün olduğu, büyü kullanan Druid’lerin bulunduğu bir dünya var. Bunlara ek olarak dünyada sadece insanlar yaşamıyor artık. Yeni ırklar ortaya çıkmıştır: elfler, cüceler, troller ve tabii kötü yaratıklar.

Dizinin kahramanı ise soylu ve büyülü güçlere sahip Shannara’nın soyundan gelen bir gençtir. Ona yol arkadaşı olarak ise druidlerin sonuncusu Allanon eşlik ediyor. Tabii bir yandan macera başlarken bir yandan da kötünün dünyayı ele geçirmemesi için mücadele veriliyor.

Dizi benim açımdan birçok yönü ile hayal kırıklığı oldu. Tabii bunda kitaplarını okumamın ve beklentimin aşağı yukarı ona göre olduğunu söylemek gerekiyor. Bir yandan da karakter ve oyuncu seçimlerinde de beğenmediğim yönleri var.

Diziyi bir taraftan genç kitle için yapmaya çalışmışlar. Belki bundan dolayı bin yıllardır yaşayan ve kitapta da “Gandalf” türü bir karakter olan Allanon da biraz genç görünüyor.

Diğer taraftan ise ana karakter Wil Ohmsford’u oynayan Austin Butler’ın oyunculuğu ise dizinin en başarısız bulduğu kısmı. Butler günlük yaşamındaki mimiklerini diziye de taşımakla kalmamış, ana karakter karşılaştığı bütün durumlara karşı aynı bakış ve yüz ifadesiyle tepki vererek, aynı “donuk” ifadeyi her seferinde izleyiciye göstermeye devam etmiştir. Sarışın ve yakışıklı bir ana karaterimiz olsun derken ortaya bu çıkmıştır.

Dizi fantastik edebiyat ve film severler için en azından hiçbir şey yokken oturup izleyebilecekleri, ancak pek beklenti içine girmemeleri gereken yapımlardan biridir. Zaten pek tutmadığı için olsa ki iki sezon sonra iptal edilmiştir.

Yılın en iyi filmi ve masalı bir aşk öyküsü: The Shape of Water (2017)


Yönetmen: Guillermo del Toro
Oyuncular: Sally Hawkins
Michael Shannon
Richard Jenkins
Doug Jones
Michael Stuhlbarg
Octavia Spencer
Tür: Macera, Dram, Fantastik, Romantik
Yapım: ABD - 2017
Puan: 10

2017 yılında çok dikkat çeken ve en iyiler arasında gösterilen birkaç film vardı. Bunlardan özellikle üç filmi en baştan izleyeceklerim listesine almıştım. İlk önce “Get Out” filmini izledim ve kesinlikle güzel bir yapımdı. Geçenlerde “Three Billboards…”u izledim ve beklentileri kesinlikle karşıladı. En son olarak da bu yılın Oscar töreninde “En İyi Film” ödülünü alan filme geldi sıra:  Suyun Sesi (The Shape of Water - 2017).

Belki kimilerine göre Oscar “Three Billboards…” filmine verilmeliydi. Ama ben The Shape of Water (2017) filminin ister konusu, anlatımı, yapımı ve görselliği ile Oscar’ı hak ettiğini düşünüyorum. En başta filmin görsel yönünü çok güçlü buldum. Özellikle filmdeki bu yaratığın yapımı o kadar güzel ki alkışı hak ediyor. Zaten eğer sadece bu yaratığın çizimi, kostümün yapımının kamera arkası görüntülerini izlerseniz ne kadar büyük emek harcandığını görürsünüz.

Öte yandan böyle bir yaratık çizmek ve yapmak da kolay değil. Filmin kamera arkası görüntülerinde yönetmen Guillermo del Toro, nasıl bir yaratık hayal ettiğini anlatıyor ve şu cümlesi çok önemli: “Ben âşık olunabilecek bir yaratık istiyorum.” Bir yandan “yaratık” kelimesi hep olumsuz anlamda, öteki ve korkulan bir şey olarak kullanılıyor. Ancak buradaki yaratığın hem gerçek bir yaratık gibi olması gerekiyor, hem de filmin ana karakterinin âşık olabileceği sevecenliğe de sahip olması gerekiyor. İşte Guillermo del Toro burada bunu başarabilmiş.

Guillermo del Toro zaten bu tür filmlerin ve yaratıkların yönetmenidir. Onu Pan's Labyrinth (2006), Hellboy (2004) ve Pacific Rim (2013) gibi filmleri ve bu filmlerdeki benzer yaratıkları ile biliyoruz.

The Shape of Water (2017) filminin konusuna gelirsek; ABD, Baltimore ve yıl 1962. Gizli bir devlet tesisi. Film burada çalışan ve konuşma engelli bir kadının günlük yaşamı ile başlar. Elisa Esposito, bebekken aldığı bir yara sonucu konuşamıyor, ancak duyabiliyor. Hayallerinde ve rüyalarında ise hep sudan bir dünya var.

Bu askeri tesise bir gün Amazon’da yakalanan ve bölge yerlilerinin tanrı olarak gördüğü bir yaratık getirilir. İnsana benzen bir amfibiyen. Bu yaratığa tesiste üç farklı türde yaklaşım var. Tesisin yöneticisi Albay Richard Strickland, yaratığı bir canavar olarak görür ve sürekli işkence eder. Konuşamayan bir yaratıktan işkence ederek ne elde etmeye çalışıyorsa artık. Diğer bir yaklaşım bilim adamı olan Dr. Robert Hoffstetler / Dimitri Mosenkov’un (Amerikalı bilim adamı olarak görünen Sovyet casusu bilim adamı) yaklaşımıdır. O, yaratığa bir yandan şefkatle yaklaşırken, temel amacı onun özelliklerini bilimsel amaçlar, özellikle de Sovyetler’in çıkarları için kullanmak.

Konuşma engelli temizlikçi Elisa Esposito için ise bu yaratık tamamen farklı bir şey ifade eder. En başta her ikisi de konuşamıyor. Ancak yaratık konuşamasa da çok yakında onun zeki olduğunu ve kendisi gibi işaret dilini öğrenebildiğini görür. Ona yemek getirir, müzik dinletir ve ikisi arasında bir bağ oluşur, bir aşk yaşanır.

Masallardaki gibi çirkin ile güzel arasında, bu filmde de yaratık ile bir insan arasında eşi görülmemiş bir bağ ve duygular ortaya çıkar. Zaten filmin yapım tarzı, sunuşu ve müzikleriyle tam bir masalsı atmosfer oluşturuyor. Tabii bu aşkın çok süremeyeceğini düşünür izleyici. Çünkü bir gün sabrı tükenen askeri yönetim, yaratığın sırlarını çözmek için bu sefer de içini incelemeye karar verirler. Yani onu öldürecekler.

Diğer yandan ise Sovyetler de ya bu yaratığı ele geçirmeye ya da ABD’ye de kalmaması için öldürmeye karar verirler. Bu noktadan sonra her şey konuşma engelli temizlikçi Elisa ve onun birkaç arkadaşına kalmıştır. Âşık olduğu yaratığı kurtarmak için yeterli cesareti kendinde toplayabilecek mi?
 

Yılın en dikkat çeken filmlerinden: Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri (2017)


Yönetmen: Martin McDonagh
Oyuncular: Frances McDormand
Woody Harrelson
Sam Rockwell
Peter Dinklage
Caleb Landry Jones
Tür: Dram, Suç
Yapım: ABD - 2017
Puan: 10

2017 yılının sonlarına doğru film ödülleri bir biri ardına açıklanmaya başlandığında neredeyse bütün listelerde olan ve çok dikkat çeken bazı filmler vardı. Benim de başta Oscar adayları ve diğer listelerde gördüğüm, çok merak ettiğim filmlerden birisi de bu filmdi: Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri (Three Billboards Outside Ebbing, Missouri - 2017).

Filmin konusuna geçmeden önce, aldığı ve saymakla bitmeyen ödüllerine değinmek gerekiyor. 90. Oscar Ödülleri’nde toplam 7 dalda aday gösterilen Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri (2017), Frances McDormand’a “En İyi Kadın Oyuncu” ve “Sam Rockwell”e de “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” Oscar’ı kazandırdı. Film Altın Küre Ödülleri töreninde en iyi film ve senaryo da olmak üzere toplam 4 ödül aldı. BAFTA ödüllerinden 5 ve saymakla bitmeyecek bir dizi ödülü daha var. Kısacası bol ödüllü ve yıldızlı bir film.

Filmin en dikkat çeken özelliği birincisi konusuysa, ikincisi ise yukarıda isimlerini saydığım iki oyuncunun performanslarıdır. Bunun dışında özellikle Sam Rockwell’ın canlandırdığı polis memuru Jason Dixon karakteri de ister yaptığı kötülükler, ister daha sonra başına gelenlere rağmen sonunda “ışığı” görebilerek doğru yolu bulabilen, 180 derece değişebilen bir karakter olarak dikkat çekiyor.


Filmin konusu ise kısaca şöyle: Ebbing isimli bir kasabada, kızı tecavüze uğrayarak öldürülen bir anne olan Mildred Hayes, olaydan aylar geçmesine rağmen polisin bir gelişme kaydedememesine kızarak neredeyse kimsenin kullanmadığı bir yoldaki üç billboardu kiralayarak bir ilan verir. Arka arkaya dizilen ilanlarda şu ifadeler yer alır: "Raped While Dying" (Ölürken Tecavüze Uğradı), "Still No Arrests?" (Hâlâ Bir Tutuklama Yok Mu?) ve "How Come, Chief Willoughby?" (Bu Nasıl Olur Polis Müdürü Willoughby?).

Tabii bu billboardlar kasabalının tepkisine çeker. Özellikle, kanser olan polis müdürüne bu nasıl yapılır diye. Hatta polis müdürü Willoughby da hastalığını bahane ederek, hastalığını duygu sömürme amacı ile kullanarak Mildred Hayes’ten bu ilanlarını kaldırmasını ister. Ancak Mildred Hayes hiçbir şekilde taviz vermez. Bunun sonucu baskı görür, billboardlar yakılır, kendisi de şiddete başvurur derken bu ilanlar bir dizi olaylara sebep olur. Bütün yaşananlar filmdeki bazı karakterlerin tamamen değişmesine de yol açar.

Filmin hem yönetmeni hem de senaryo yazsı olan Martin McDonagh, filmin senaryosunu benzer bir gerçek olaydan esinlenerek yazdığını açıklamıştı.

Film bir yandan tecavüz kurbanların ve çözülmeyen davalarına dikkat çekerken, diğer yandan da “güç” sahiplerinin bu gücü yanlış kullanmalarına değiniyor. Bu güvenlik güçlerinin uyguladığı şiddet olabilir, bazen normal vatandaşların buna verdiği şiddet içerikli cevap olabilir. Filmde özellikle polisin siyahî vatandaşlara karşı tutumuna çokça atıf yapılıyor. Bir de tabii kullanılan dil vardır ki belirli yaşın altındaki çocuklarla izlenmemesi gereken bir filmdir. 

Bol bol güldüren bir İskandinav mitolojisi filmi: Thor: Ragnarok (2017)


Yönetmen: Taika Waititi
Oyuncular: Chris Hemsworth
Tom Hiddleston
Cate Blanchett
Idris Elba
Jeff Goldblum
Tessa Thompson
Karl Urban
Mark Ruffalo
Anthony Hopkins
Tür: Aksiyon, Fantastik, Macera, Komedi
Yapım: ABD - 2017
Puan: 8

Odin, Thor ve Loki, üçü de İskandinav mitolojisinde birer tanrı. Ancak yine bu mitolojiye göre onların da bir sonu var ve bu sonun ismi de Ragnarök. Ragnarök nedir ve mitolojide tanrıların sonu nasıl oluyor diye merak edenler için yazar A. S. Byatt’ın “Ragnarök: Tanrıların Alacakaranlığı” kitabını tavsiye ederim.

İşte bu film de ana konusunu mitolojiden alıyor. Tabii bir de DC Comics karakterleri ile süslenerek ve içine bol bol güleceğiniz espriler de eklenerek yapılmış bir film. Mitolojideki Ragnarök ile filmdeki Ragnarok’un farkı da var. En başta mitolojide tüm İskandinav tanrıları Ragnarök’te ölüyor. Filmde ise sadece Odin ölüyor (tam ölmüş de olmayabilir) ve Asgard yerle bir ediliyor. Tabii bunların hepsinin suçlusu da “yaramazlıkları” ile bilinen Loki’dir.

Filmin konusu ise şöyle: Odin ölünce, onun hapsettiği kızı ve ölüm tanrıçası Hela serbest kalır. Amacı Asgard’ı ele geçirmek, ölülerden oluşan ordusu ile tüm evrenin hâkimi olmaktır. Tabii bunu yaparken de eğer Asgardlılar karşısına çıkarsa onları da öldürmek. Thor’un Hela’yı ilk durdurma teşebbüsü başarısız olur ve bu çarpışma sonucunda o ünlü, yok edilemez baltası Hela’nın sadece bir dokunuşu ile un ufak olur. Thor da kendisini bilmediği bir gezegende hapsedilmiş ve arenada dövüşmek zorunda kalan bir köle savaşçı olarak bulur. Tabii burada Hulk ile karşılaşır ve Asgard’ı kurtarma planları yapar.

Thor Ragnarok (2017), Thor Üçlemesi’nin üçüncü filmi ve bence de bu filmler arasında en iyisi. En dikkat çeken ve beğenilen kısmı ise filmdeki espriler. Zaten film de eleştirmenlerde olumlu yorumlar alırken, en beğenilen özelliklerinde biri de mizahı olmuştu.

Neo-noir bir bilim kurgu filmi: Blade Runner 2049: Bıçak Sırtı (2017)


Yönetmen: Denis Villeneuve
Oyuncular: Ryan Gosling
Harrison Ford
Ana de Armas
Sylvia Hoeks
Robin Wright
Mackenzie Davis
Carla Juri
Tür: Bilim Kurgu, Dram, Gerilim
Yapım: ABD - 2017
Puan: 9

Blade Runner 2049 (2017), 1982 yapımı aynı isimli filmin devamıdır. Neo-noir bir bilim kurgu filmi olan “Blade Runner 2049”in yönetmenliğini ise Denis Villeneuve yaptı.

Bu filmi anlamak için biraz da Bıçak Sırtı (Blade Runner - 1982) filmini hatırlamak lazım. Tyrell şirketi yeni tür robotlar geliştiriyor. İnsana benzedikleri için de onlara “Replicant” (Kopya) deniliyor. Bu yeni tür robotlar sadece insana benzemekle kalıyor, aynı zamanda da çok zekiler. Bir de bazı “insani” duygular geliştiriyorlar. Bunu mesele bu filmde böyle bir Replicant’ın hatıra olarak sakladığı bir fotoğraf ve arkadaşlarına değer vermesi şeklinde görüyoruz.

Bu robotlar Dünya dışında gezegenlerde, insanların çalışamayacağı zararlı ortamlarda köle olarak çalıştırılıyorlar. Ancak buna başkaldırıyor ve kanlı bir isyan çıkıyor. Bu olaydan sonra Replicant’lar Dünya’da yasaklanır ve “Blade Runner” ismi verilen özel bir güvenlik gücü de onları avlar ve “emekli eder” (öldürür). İlk filmdeki olaylar 2019 yılında geçiyor.

Devam filminde ise zaten filmin isminden de anlaşılacağı gibi 30 yıl geçmiş ve yıl 2049’dur. Blade Runner 2049 (2017), Replicant’larla ilgili olayı bir adım daha ileri taşıyor. Onlar sadece zeki, duygusal ve onları yapanlara isyan etmekle kalmamış. Aynı zamanda ilk filmde bir Blade Runner olan Rick Deckard (Harrison Ford) ile romantik ilişki yaşayan özel üretim bir Replicant olan Rachael, bu ilişkiden bir çocuk da doğurmuştur.

Bu aslında şu anlama da geliyor. Replicant’lar artık bundan sonra kendi aralarında da çoğalabilirler. Kendi başlarına bir topluluk oluşturabilir ve bu da Dünya’da yeni bir türün başlangıcı anlamına geliyor. Biraz da ileri gidersek, eğer insanlar Replicant’ları avlayıp hepsini yok etmek istiyorsa, onların da karşı koyması ile bu büyük bir savaşa da dönüşebilir.

Filmde aynı zamanda yeni bir tür Replicant da görüyoruz. Bunlar yeni model ve eski modeller gibi isyan etmeden efendileri olan insanlara hizmet ediyor. Filmin ana karakteri de böyle bir robot ve ismi K. Polis biriminde çalışıyor ve görevi de Blade Runner. Yani deyim yerindeyse kendi türünü avlayıp “emekli eden” bir robot.

K., bir görev sırasında Rachael’in gömülmüş kemiklerini bulur. İnceleme sonucu kemiklerin bir Replicant’a ait olduğu ve doğum sırasında öldüğü anlaşılır. Artık K.’ya yeni bir görev verilir. Bir Replicant’tan doğan bu çocuğu bulmak ve yok etmek. K., ise etik bir çelişkiye düşer. Şimdiye kadar hep insan yapımı robotları öldürüyordu. Peki, insan yapımı olmayan ve “doğan” bir varlığı nasıl öldürecekti.

Devam filmi olması dolayısıyla Bıçak Sırtı (Blade Runner - 1982) filminin müziği burada da kullanılmış. İlk film çağımızdaki aşırı nüfus artışı, küreselleşme, iklim değişikliği ve teknolojinin gelişmesi sonucu genetik mühendislik konularına dikkat çekiyordu. Blade Runner 2049 (2017) de bu konulara dikkat çekiyor ve bir de üstüne dünyada yaşanan büyük bir yok oluşa değiniyor. Post Apocalyptic (Kıyamet Sonrası) bir dünya.

Filmin ilk sahnelerinde uçsuz bucaksız yapılardan oluşan taş ve demir yığını şehirler var. İnsanlar kıtlık yaşıyor ve bütün canlı örtüsü ölmüştür. Yiyecek olarak ise protein kaynağı olan kurtçuklar yetiştiriliyor. Radyasyon seviyesi bazı bölgeleri yaşanmaz yapmıştır. Hele ana karakter K.’nın bulduğu tahtadan yapılma bir oyuncak at, malzemesi tahta olduğu için o kadar değerli ki gören kişi hemen satın almak istiyor.

Ancak bunun yanında sanal ürünler de ortaya çıkmıştır. K.’nın holografik kız arkadaşı, yeni tür robotlar ve saire. İnsanlık teknolojinin, genetiğin birleşmesinden artık normal cinsel yolla üreyebilen robotlar bile yapmışken, şimdi artık insanlığın soru mu oluyor denilebilecek bir olayla karşı karşıyalar. Çünkü bir yandan da sezaryenle doğan ilk Replicant, diğerlerine de bir ümit olmuş, kendi geleceklerini de planlamaya, örgütlenmeye başlamışlardır.

2017 yılının en iyi filmlerinden: Kapan (Get Out - 2017)


Yönetmen: Jordan Peele
Oyuncular: Daniel Kaluuya
Allison Williams
Catherine Keener
Bradley Whitford
Caleb Landry Jones
Tür: Korku, Gizem, Gerilim
Yapım: ABD - 2017
Puan: 10

Birçok film eleştirmenleri ve sinema ödülleri listeleri bu filmi çok sık görürsünüz. “2017 yılının en iyi filmleri” listelerinden başlarda yer alan filmlerdendir Kapan (Get Out - 2017).  Zaten filmi izlediğinizde siz de bu görüşe mutlaka katılırsınız. En azından ben kesinlikle katılıyorum.

Filmi izledikten sonra IMDb ve Rotten Tomatoes sitelerinde aldığı puanları görmek istedim. Rotten Tomatoes’ta bu kadar yüksek puan alan filme çok az rastlarım. Tomatometer’de yer alan eleştirmenlerin yüzde 99’u “taze” (fresh) oyu kullanmış. Sayısal olarak ise 297 eleştirmen olumlu, sadece 3’ü olumsuz not vermiş. Kısacası eleştirmenlerin 2017’deki en çok sevdiği filmlerden biri olmuştur.

Filmle ilgili hem dikkatimi çeken hem de beni şaşırtan başka bir bilgi ise küçük bütçeli bir film olmasına rağmen aldığı gişe hâsılatı oldu. Filmin bütçesi sadece 4,5 milyon dolardır. Dünya genelinde 254 milyon dolar gibi yüksek bir gişe hâsılatı elde etmiştir. Büyük bir başarıdır filmin yapımcı ve yönetmeni için.

Şimdi filmin konusuna gelelim. Ana karakter siyahî bir fotoğrafçı olan Chris Washington, beyaz kız arkadaşı Rose Armitage’in ailesi ile tanışmaya onları evlerine gider. Chris biraz tedirgindir. Kendisi siyahîdir, kız arkadaşı beyaz. Ailesi bu duruma nasıl karşılayacaktır? Filmin değindiği konulardan biri de Amerika’da siyahi vatandaşlara yönelik ırkçı olaylardır.

Chris, Armitage’ların evine gelir, anne ve babası tarafından beklediğinden daha sıcak karşılanır ancak garip olan bir şeyler var. Ailenin iki siyahî hizmetçisi var. Davranışları çok gariptir. Chris bir şeylerin yanlış olduğunu sezer ama ne olduğunu anlayamaz. Hele bir sonraki gün Armitage’ların zengin ve beyaz aile arkadaşları yıllık geleneksel toplantıları için onların evinde toplanır ve işler daha da garipleşir. Gelenler arasında yine garip ve kendisinde değilmiş gibi davranan siyahî bir kişi de var. En garip kısmı ise aniden kendisi kaybeden bu misafir, Chris’e “get out” (kaç buradan) diye bağırmaya başlar.

Filmde zaman zaman psikolojik korku ve gerilim anları zirveye çıkar. Sonuçta ortaya “2017’nin en iyi filmi” adını hak edecek bir yapım çıkmıştır.

Kadınlara yönelik cinsel saldırılara dikkat çeken film: Kardaki İzler (Wind River - 2017)


Yönetmen: Taylor Sheridan
Oyuncular: Jeremy Renner
Elizabeth Olsen
Graham Greene
Kelsey Chow
Jon Bernthal
Tür: Suç, Dram, Gerilim, Gizem
Yapım: ABD - 2017
Puan: 9

Kardaki İzler (Wind River - 2017), yönetmeni ve senaryo yazarı Taylor Sheridan olan ve kadınlara yönelik cinsel saldırı ve tecavüzlere dikkat çeken bir film. Özellikle de Amerikan Kızılderililerinin rezervasyonlarında sayıları bile bilinmeyen kayıp kadınlar konusuna dikkat çekiyor.

İçerisinde kadına yönelik şiddet, cinsel saldırı ve tecavüz olan filmleri sevmiyorum. Daha doğrusu böyle sahneleri izlemeye dayanamıyorum. Bu filmde de böyle bir sahne ve bir kıza tecavüz var. Ancak konuyu işleyiş tarzı ve sonda da “ilahi adalet” ya da “ettiğini buldu” diyebileceğimiz bir tarzda bitmesi bir nebze de olsa izleyiciyi çektiği acılardan kurtarıyor.

Filmin konusu şöyle: ABD’nin Wyoming eyaletindeki Wind River Kızılderili Rezervasyonu’da ABD Orman Servisi görevlisi Cory Lambert (Jeremy Renner), dağlık bölgede karlar içinde donmuş bir genç kız cesedi bulur. İncelemeler sonucu kızın darp sonucu soğukta donarak öldüğü anlaşılır. Ayrıca tecavüze de uğramıştır.

Soruşturma için bölgeye FBI ajanı Jane Banner (Elizabeth Olsen) gelir. Ancak adli uzman tarafından kızın ölüm sebebi cinayet değil de soğuktan donma olarak rapora yazılınca daha fazla FBI desteği çağıramaz. Bölge Şerifi Ben’in elinde sadece altı adamı var. Olayı araştırmak ve çözmek de FBI ajanı ve orman servisi görevlisi ve aynı zamanda iyi bir avcı olan Cory Lambert’e kalır.

Araştırmalar sonucu ormanda bir ceset daha bulunur. Vahşi hayvanların da parçaladığı cesedin kızın erkek arkadaşına ait olduğu öğrenilir. İşte bundan sonra asıl “av” başlar. Hedef ise bu vahşi cinayet ve çirkin saldırıları yapan ya da yapanları bulmaktır. Bundan sonra ise izleyicinin nefesini tutarak izleyeceği olaylar ve sahneler başlar.

Filmin başlarında “gerçek olaylardan esinlenilmiştir” yazısı görülüyor. Hem yönetmen hem de senaryo yazarı Taylor Sheridan, filmi Kızılderili rezervasyonlarında kadınlara yönelik binlerce cinsel saldırı vakalarını dikkate alarak yazdığını söylemişti. Filmin sonunda ise yine bir not var. Notta, “Her bir etnik grup için kayıp kişi istatistikleri tutulurken, kayıp Kızılderili kadınların sayısı ise bilinmiyor.” deniliyor.

Film hem eleştirel hem de finansal olarak başarı elde etmiş ve şimdiden ödüle layık görülmüştür. Filmin bütçesi 11 milyon dolar, gişe hâsılatı ise 40 milyon dolardır.

Grimm masallarının polisiye ile birleştiği fantastik bir dizi: Grimm (2011 - 2017)


Yazanlar: Stephen Carpenter, David Greenwalt, Jim Kouf
Başrol: David Giuntoli
Russell Hornsby
Bitsie Tulloch
Silas Weir Mitchell
Sasha Roiz
Reggie Lee
Bree Turner
Claire Coffee
Tür: Dram, Fantastik, Polisiye, Suç, Korku, Gizem
Yapım: ABD - 2011 - 2017
Puan: 9

Grimm (2011 - 2017), altı sezon ve 123 bölümlük fantastik bir dizidir. Dizinin konusu bir yandan Alman masal yazarları Grimm Kardeşleri’nin hikâyelerinden ilham alırken, diğer yandan da polisiye konusunu işliyor. Grimm Kardeşleri’nin masalsı kahramanları ve canavarlarını modern dünyamıza uyarlayarak, fantastik bir polisiye çıkarmışlar karşımıza. Fantastik kitap ve filmleri sevenlerin beğeneceği bir dizidir.

Dizinin konusu kısaca şöyle: Ana karakter Nick Burkhardt (oyuncu David Giuntoli), Portland Polis Merkezi’nin bir detektifi ve bir gün öğreniyor ki Grimm adıyla bilinen dünyanın koruyucularının soyundan geliyor. Aslında Grimm masalları ve bu masallardaki canavarlar gerçekmiş ve bizimle yaşayan mitolojik yaratıklarmış. İşte bu Grimm’ler de yüzyıllar boyunca Wesen (Almanca yaratık anlamına geliyor) denen mitolojik yaratıkları bulup avlayan ve böylece dünyayı ve insanları korumaya çalışan bir nesildir. Tabii bir de onları diğer insanlardan ayıran özellikleri var. Mesela Wesen’ler insan şeklinden yaratığa dönüştüğünde onları görebiliyorlar. Normalde insanlar göremez. Wesen’ler de Grimm’leri tanır ve onlardan korkarlar.

Nick Burkhardt ve ortağı detektif Hank Griffin de karşılarına çıkan ve normal adli tıp tarafından çözülemeyen ve Wesen’ler tarafından işlendiğini bildikleri cinayetleri çözmeye çalışırlar. Onlara ilk sezondan kurt türü bir Wesen olan “Blutbad” arkadaşı Monroe da yardımcı olur. Kısacası bizim kahramanımız Nick ecdadı gibi önüne çıkan her Wesen’i öldürmüyor, sadece kötü olanları, insanlara zarar verenleri ve o da başka bir seçeneği olmadığında öldürüyor.

Dizinin en güzel tarafı, masalsı, mitolojik canavarları günümüz dünyasına uyarlaması ve güzel bir şekilde yorumlamasıdır. Özellikle farklı ülkelerde halk arasında halen konuşulan ve çocuklar korkutulan canavarları bu dizide farklı bir yorumlama ile canlı kanlı görebilirsiniz.

Dizinin bir diğer özelliği ana karakterler arasındaki sıkı bağları olan arkadaşlıktır. Nick ile Monroe çok sıkı iki arkadaştır. Bu gruba ayrıca Nick’in ortağı Hank Griffin, kız arkadaşı Juliette Silverton da katılıyor. Ayrıca gruptaki en ilginç karakterlerden biri de Çavuş Drew Wu’dur. Monroe’nun eşi ve tilki türü bir Wesen olan Rosalee Calvert de bu arkadaş grubunun üyesidir.

Dizi boyunca bu ekip çok farklı türden yaratıklar ile mücadele eder. Her seferinde karşınıza çıkacak ve farklı özelliklere sahip yaratıkları dizide yorumlamaları taktire değer. Bir de her bölümden farklı olarak, her sezonun kendi bütün bir konusu ve Nick’in mücadele vermek zorunda kaldığı daha büyük güçler var. Onlarla mücadele ise daha çetindir.

Dizi ilk beş sezon her biri 22 bölüm yayınlanırken, son sezon sadece 13 bölüm yapılmıştır. Ancak buna rağmen diyebilirim ki izlediğim en başarılı dizi sonlarından birine sahiptir. İzleyiciyi 6 sezon sonunda çok tatmin eden, iyi ki izlemişim dedirten mutlu bir son ile bırakıp gidiyor.

Tabii bir de dizinin son sahnesi var ki açık kapı bırakıyor. Bu açık kapı son sahnede görünen yukarıda bahsettiğimiz arkadaş grubunun üyelerinin çocukları ile ilgilidir. İşi bu sefer onlar devralmış ve daha da büyüterek devam ettiriyor. İşte bu son, izleyicide keşke devam etse isteği uyandırıyor.

2017’nin en kötü 13 filmi


2017 yılı, birçok güzel yapımı sinemaseverlerle buluşturdu. Bu yıl kaliteli dramlar, zekice yapılmış bilim kurgu filmler, türünün en iyi örneklerinden olan korku ve gerilim filmleri ve birçok süper kahraman filmleri vizyona girdi. Tabii bir de yakında beyaz perdede göreceğimiz ve merakla beklenen bir de Star Wars filmi var.

Bunlar 2017’nin iyileri. Bir de 2017’nin kötü yapımları ve filmleri var. Kimse kötü film yapmak istemez ancak sonuç itibariyle kazayla kötü filmler de ortaya çıkar.

İngiliz eğlence, sinema, müzik ve televizyon haberleri sitesi Digital Spy, 2017’nin en kötü 13 filmini derlemiş. Listede benim izlediğim, beğenmediğim ve hatta kötü bir filmdir diye yazdığı sadece bir film var. O da Emoji Filmi. Diğerlerini izlemedim, onun için kötü mü değil mi yorum yapmayacağım.

İşte 2017’nin en kötü 13 filmi:

1 - The Book of Henry
2 - Karanlıklar Ülkesi: Kan Savaşları (Underworld: Blood Wars)
3 - Halka 3 (Rings)
4 - Karanlığın Elli Tonu (Fifty Shades Darker)
5 - Yaşam Kürü (A Cure for Wellness)
6 - ChiPs
7 - Aftermath
8 - Kral Arthur: Kılıç Efsanesi (King Arthur: Legend of the Sword)
9 - Sahil Güvenlik (Baywatch)
10 - Emoji Filmi (The Emoji Movie)
11 - Transformers 5: Son Şövalye (Transformers: The Last Knight)
12 - Çizgi Ötesi (Flatliners)
13 - Kardan Adam (The Snowman)

Listede sizin de izlediğiniz ve beğenmediğiniz, kötü bir filmdir dediğiniz filmler varsa yorumda filmle ilgili görüşünüzü bizimle paylaşın.

Amerikan Film Enstitüsü, 2017’nin en iyi 10 film ve dizisini açıkladı


Haber: Javanshir Gadimov

Amerikan Film Enstitüsü (American Film Institute - AFI), 2017’nin en iyi 10 filmi ile en iyi 10 dizisi listesini açıklandı. Listede dikkat çeken filmler arasında Wonder Woman (2017) ve The Shape of Water bulunuyor.

AFI, 2017’nin en iyi 10 filmi listesini açıkladı. Bu filmler ayrıca Oscar yolunda ilerleyen muhtemel filmleri de göstermesi açısından önemlidir. AFI ayrıca 2017’nin en iyi 10 dizisi listesini de duyurdu.

Bu arada AFI’nin listesi, 6 Aralık’ta açıklanan Eleştirmenlerin Seçimi Film Ödülleri (Critic’s Choice Awards) listesiyle benzerlikleri ile dikkat çekiyor. Eleştirmenlerin Seçimi Film Ödülleri’nde “En İyi Film” dalında aday olan filmlerin neredeyse tamamı AFI’nin 2017’nin en iyi filmi listesinde yer alıyor. Tek fark ise Wonder Woman. Wonder Woman, AFI’nin listesinde yer alan ama Eleştirmenlerin Seçimi Film Ödülleri listesinde yer almayan bir film.

Öte yandan AFI’nin geçen yılki “top 10” listesinde Moonlight”, “La La Land” ve “Manchester by the Sea” filmleri yer almış ve bu üç film de 89. Akademi Ödülleri töreninde Oscar kazanmıştı.

Amerikan Film Enstitüsü’nün (American Film Institute - AFI) 2017’nin En İyi Filmleri (Top 10) listesi şöyle:

– “The Big Sick” - Yönetmen: Michael Showalter
– “Call Me by Your Name” - Yönetmen: Luca Guadagnino
– “Dunkirk” - Yönetmen: Christopher Nolan
– “The Florida Project” - Yönetmen: Sean Baker
– “Get Out” - Yönetmen: Jordan Peele
– “Lady Bird” - Yönetmen: Greta Gerwig
– “The Post” - Yönetmen: Steven Spielberg
– “The Shape of Water” - Yönetmen:  Guillermo del Toro
– ” Three Billboards Outside Ebbing, Missouri” - Yönetmen: Martin McDonagh
– “Wonder Woman” - Yönetmen: Patty Jenkins

AFI’nin 2017’nin En İyi Dizileri (Top 10) listesi şöyle:

– “Big Little Lies” (HBO)
– “The Crown” (Netflix)
– “Feud: Bette and Joan” (FX)
– “Game of Thrones” (HBO)
– “The Good Place” (NBC)
– “The Handmaid’s Tale” (Hulu)
– “Insecure” (HBO)
– “Master of None” (Netflix)
– “Stranger Things 2” (Netflix)

Fantastik bir film: Wonder Woman (2017)


Yönetmen: Patty Jenkins
Oyuncular: Gal Gadot
Chris Pine
Robin Wright
Danny Huston
David Thewlis
Connie Nielsen
Said Taghmaoui
Tür: Aksiyon, Fantastik, Macera
Yapım: ABD - 2017
Puan: 9

Wonder Woman (2017), DC Comics’in çizgi romanlarında aynı isimle yer alan bir süper kahramanı konu edinen fantastik bir filmdir. Ortaya güzel bir yapım çıkmıştır. Yönetmeni Patty Jenkins olan filmin en çok başlangıç kısmını ve konuyu Yunan mitolojisine kadar götürmesini beğendim.

Başlangıçta masalsı bir dünyaya götürüyor film bizi. Sadece Amazonların yaşadığı, dünyanın geri kalanından soyutlanmış, bir kalkanla korunan bir ada. Filmin ana karakteri, süper kahramanı Wonder Woman diğer ismiyle Diana Prince işte bu adada büyür. Amazonlar Kraliçesi’nin kızıdır. Büyürken de Amazonlar tarafından iyi bir savaşçı olarak yetiştirilir.

Filmin konusunun Yunan mitolojisine dayandığını söylemiştim. Konusu şöyle: Zeus’un insanlığı yaratması savaş tanrısı Ares’i kıskandırır ve o da insanlığın yıkımı için savaş başlatır. Ares aynı zamanda Zeus’un oğludur. Bu savaşı durdurmaya çalışan Zeus dışında diğer tanrılar Ares tarafından öldürülür. Zeus ise Ares’i yaralar ve son gücü ile de Amazonların yaşadığı adayı yaparak onlara Ares’i gelecekte dönmesi durumunda onu durduracak “tanrı öldüren” bir silah verir.

Diana da dünyanın geri kalanından soyutlanmış bir adada bu masalları okuyarak ve öğrenerek büyür. Tabi ki bir gün Amazonların hala kılıç, ok, mızrak kullandığı, at bindiği dünyasına bir uçak girer ve denize düşer. Diana, Yüzbaşı Steve Trevor’ı uçaktan kurtarır. Onlara, Amazonlar korunaklı adalarında huzur içinde yaşarken, Birinci Dünya Savaşı’nın dünyanın geri kalanında büyük yıkıma yol açtığını anlatır. Artık Diana’ya yol görünmüştür, dünya savaşına Ares’in yol açtığını düşünür ve annesinin itirazlarına rağmen gidip onu durdurmaya karar verir. Diana’nın macerası, Wonder Woman olduğunu keşfetmeye giden yol ve kahramanlıkları bundan sonra başlar.

Wonder Woman (2017) hem eleştirmenlerden olumlu değerlendirme aldı hem de dünya genelinde 800 milyon doları aşan hâsılat ile finansal da başarı elde etti. Bir de kadın bir yönetmenin süper kahramanı kadın olan güzel bir filmle başarı elde etmesi de takdire değerdir. Patty Jenkins’in başarılarının devamını diler, yapacağı yeni filmleri sabırsızlıkla beklerim.

Christopher Nolan’ın en iyi çalışması: Dunkirk (2017)


Yönetmen: Christopher Nolan
Oyuncular: Tom Hardy
Cillian Murphy
Mark Rylance
Aneurin Barnard
Kenneth Branagh
Tür: Aksiyon, Dram, Savaş, Tarih
Yapım: ABD, İngiltere, Fransa, Hollanda - 2017
Puan: 8

Dunkirk (2017), hem yapımcısı hem yönetmeni hem de senaryo yazarı Christopher Nolan olan tarihi bir filmdir. Film 1940 yılında Almanların Fransa’yı işgali sonucu Dunkirk’te sıkışıp kalan Müttefik İngiliz, Belçike ve Fransız kuvvetlerinin bu şehirden tahliyesini anlatıyor.

Tabii tahliye kolay değildir. Bir yanda tahliyeyi bekleyen 300 bin asker bulunuyor. Diğer yanda ise onları tahliye edecek gemi sayısı azdır. Ayrıca Almanlar da hem karadan, hem havadan hem de denizden sıkıştırıyor, vurmaya devam ediyor.

Filmin ana karakteri İngiliz ordusundan bir er ve ismi Tommy. Alman ablukasındaki şehirde bulunan birliğinden sadece o sağ kalır. Zaten tek kurşun bile atamadan silahını düşürür ve kaçmaya başlar. Sahile gelir ve burada tahliye bekleyen binlerce asker görür. Bundan sonra hem Tommy hem de diğer askerlerin tek uğraşı nasıl ederiz de bir gemiye binip buradan kurtuluruz çabasıdır. Bütün askerlerin yüzünden bıkkınlık, moralsizlik okunuyor.

Tabii bir gemiye binmek İngiltere’ye varacağınız anlamına gelmiyor. İçi asker ve yaralı dolu gemiler Fransa’dan ayrılınca ya Alman savaş uçakları tarafından bombalanıyor ya da Alman denizaltılar tarafından batırılıyor. Tommy de tam da bir gemiye binmeyi başarmışken, bu sefer gemi batıyor ve yeniden sahile dönüyor. Tabii İngiltere’ye dönene kadar kaçmaya, mücadeleye devam edecektir.

Tahliye çalışmalarına ise İngiltere’den donanmadan olmayan balıkçı gemileri, yelkenliler ve yatlar da gelir. İşte bütün bu çabalar sonucu Dunkirk’ten 300 bin kişi tahliye edilir. Filmde de belirtildiği gibi Winston Churchill bu rakamın sadece onda birini yapabileceklerini ümit ediyordu.

Nolan’ın filmdeki karakter seçimi çok ilginçtir. Genelde savaş filmlerinde ana karakter bir kahraman olur ve cesaretine şahit oluruz. Ancak burada ana karakter Tommy silahını tek bir kez bile ateşlemeden yere atıp kaçan bir erdir. Diğer bir önemli karakter, tahliye edilebilmek için ölü İngiliz askerinin kıyafetlerini giyen Fransız asker Gibson’dur. Tabii hiç kahraman yok da değildir. Tahliyeye yardıma gelen ve kahramanca savaşan İngiliz pilotları da var.

Filmin çekimleri çok güzel, müzik, yönetmenliği ve sinematografisi de övgüye değerdir. Ancak Nolan filmde çok az diyalog, konuşma koymayı seçmiş. Bu da dikkat çeken başka bir özelliğidir filmin.

Film Christopher Nolan’ın en iyi çalışması ve şimdiye kadarki en iyi savaş filmlerinden biri olarak nitelendirilmiştir. Birincisine katılıyorum ama ikincisine pek katılmak mümkün değil. Film 2. Dünya Savaşı döneminde geçen bir olayı anlatıyor ancak tam bir savaş filmi sayılmaz. Konusu daha çok bir kaçış, bir tahliyedir. Pek savaşan taraf göremiyoruz. Hatta Almanlardan savaş uçakları dışında kimseyi görmüyoruz.

Korku ve bilim kurgu bir arada: Hayat (Life - 2017)


Yönetmen: Daniel Espinosa
Oyuncular: Jake Gyllenhaal
Rebecca Ferguson
Ryan Reynolds
Hiroyuki Sanada
Ariyon Bakare
Olga Dihovichnaya
Tür: Bilim Kurgu, Gerilim, Korku
Yapım: ABD - 2017
Puan: 7

Uzay ile ilgili filmleri çok severim. Ancak bu film sadece uzay konulu bir bilim kurgu filmi değildir. Ayrıca korku unsurunun da ağır bastığı, gerilimin zaman zaman zirveye çıktığı ve şiddet içeren görüntülerin de olduğu bir filmdir. Genelde korku filmlerini sevmem ancak bu filmi soluğumu tutarak izledim.

Hayat (Life - 2017), Uluslararası Uzay İstasyonu’nda altı kişilik ekibin normal görevlerini sürdürmesi ile başlıyor. Farklı ülkelerden astronotlar, Mars’tan gelen bir uzay aracını bekliyor. Bu araç ise Mars’tan altığı toprak örneğini getiriyor.

Bu Mars örneğinde yapılan incelemede tek hücreli bir canlı bulunur. Bu Dünya için büyük bir buluştur. İlk defa Dünya dışında yaşam olduğunu gösteren büyük bir keşiftir. Haber kısa sürede Dünya ile paylaşılır ve hatta bir okul öğrencilerinin bu canlıya isim vermesine de izin verilir. Bu canlıya Calvin ismi verilir.

Calvin kısa sürede büyür ancak uzay istasyonunda yaşanan bir kaza sonucu bu Marslı yaratık hareketsiz kalır. Onu uyandırmak için ise elektrik şoku verilir. İşte bu olaydan sonra bu yaratığın sanılandan daha zeki, güçlü ve saldırgan olduğunu öğrenirler. Artık Calvin herkesin sevineceği bir keşif değil, Uluslararası Uzay İstasyonu ekibinin yaşamını tehlikeye atan “alien” tarzı bir yaratık olmuştur.

Şimdi asıl konu bu yaratığın uzay istasyonunda yok edilmesi, astronotların yaşam mücadelesi ve bu canlının asla Dünya’ya ulaşmamasıdır. Çünkü belki de Mars’ta yaşamın tükenmesine sebep olan da bu yaratıktır.

Hayat (Life - 2017), konusunu da anlatırken belirttiğim gibi “alien” tarzı bir korku ve gerilim filmidir ancak bilim kurgu öğeleri de ağır basıyor. Bilim kurgunun, korku ve gerilimle bir araya geldiği bir film isteyenler için tavsiye edebileceğim bir film.

Bu arada filmin IMDb ve Rotten Tomatoes puanlarını beklediğimden daha düşük buldum. IMDb’de filmin puanı 6.6. Rotten Tomatoes’tan eleştirmenlerden yüzde 67 ile “taze” (fresh) notu alırken, puanı da 5.9.

Los Angeles Film Eleştirmenleri Birliği, 2017’nin en iyi filmlerini seçti (Tam liste)

“The Shape of Water” LAFCA'dan üç ödül birden aldı.
Haber: Javanshir Gadimov

2017 yılının sonuna yaklaşırken, ABD’nin farklı bölgelerinde yılın en iyi filmleri ile ilgili törenler düzenleniyor. Bu törenlerden biri de dün Los Angeles’te yapıldı. Los Angeles Film Eleştirmenleri Birliği (LAFCA), 2017’nin en iyilerine ödüllerini verdi.

Los Angeles Film Eleştirmenleri Birliği ödüllerinin bir anlamı da Oscar yolunda olan filmler ile ilgili ipuçları vermesidir. Son 10 yılda “En İyi Film” dalında LAFCA ödülünü alan üç film aynı zamanda Oscar da almıştı. Bu filmler ve yılları şöyle: 2009’da Kathryn Bigelow’un The Hurt Locker, 2015’de Tom McCarthy’nin Spotlight ve en son da geçen yıl Barry Jenkins’in Moonlight filmi LAFCA’dan sonra Oscar alan filmlerden olmuştu.

LAFCA’da bu yıl “En İyi Film” ödülünü “Call Me by Your Name” filmi aldı. Ayrıca listede üç ödül birden alan bir film de var: “The Shape of Water”

2017 Los Angeles Film Eleştirmenleri Birliği (LAFCA) ödüllerinin tam listesi:

En İyi Film

KAZANAN: Call Me by Your Name

İKİNCİ: The Florida Project

En İyi Yönetmen

KAZANANLAR (BERABERE): Guillermo del Toro — The Shape of Water / Luca Guadagnino — Call Me by Your Name

En İyi Erkek Oyuncu

KAZANAN: Timothée Chalamet — Call Me by Your Name

İKİNCİ: James Franco — The Disaster Artist

En İyi Kadın Oyuncu

KAZANAN: Sally Hawkins — The Shape of Water

İKİNCİ: Frances McDormand — Three Billboards Outside Ebbing, Missouri

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

KAZANAN: Willem Dafoe — The Florida Project

İKİNCİ: Sam Rockwell — Three Billboards Outside Ebbing, Missouri

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

KAZANAN: Laurie Metcalf — Lady Bird

İKİNCİ: Mary J. Blige — Mudbound

En İyi Animasyon

KAZANAN: The Breadwinner

İKİNCİ: Coco

Yabancı Dilde En İyi Film

KAZANANLAR (BERABERE): BPM (Beats Per Minute) / Loveless

En İyi Belgesel

KAZANAN: Faces Places

İKİNCİ: Jane

En İyi Senaryo

KAZANAN: Jordan Peele — Get Out

İKİNCİ: Martin McDonagh — Three Billboards Outside Ebbing, Missouri

En İyi Kurgu

KAZANAN: Lee Smith — Dunkirk

İKİNCİ: Tatiana S. Riegel — I, Tonya

En İyi Yapım Tasarımı

KAZANAN: Dennis Gassner — Blade Runner 2049

İKİNCİ: Paul D. Austerberry — The Shape of Water

En İyi Özgün Müzik

KAZANAN: Jonny Greenwood — Phantom Thread

İKİNCİ: Alexandre Desplat — The Shape of Water

En İyi Sinematografi

KAZANAN: Dan Laustsen — The Shape of Water

İKİNCİ: Roger Deakins — Blade Runner 2049

2017’nin izlemeye değer filmleri


2017’de birçok film vizyona girdi. Bazıları devam filmi, bazıları yeniden yapım ve bazıları da ilk defa beyaz perdeye yansıyan yapımlar. İngiliz NME dergisi 2017 filmlerinden bir liste hazırladı. İzlemeye değer diye seçtiği listede 10 film yer alıyor.

Filmler arasında hemen baktığımda benim dikkatimi ilk önce Stephen King’in kitabından uyarlanan O (It) filmi çekti. Pek, korku gerilim türü filmleri sevmem. Ama galiba bu filmi izleyeceğim.

Listede mutlaka izleyeceğim iki film var. Biri Wonder Woman, çünkü o kadar övgüyle anlatıyorlar ki ben de sonunda izleyeceğim. Diğeri ise Blade Runner 2049. Yakınlarda Blade Runner (1982) filmini izledim. Yeni filmi görmeden önce eski filmi hatırlayayım diye. Listede benim dikkatimi çeken bir diğer film ise Christopher Nolan’ın en iyi filmi diye nitelendirilen “Dunkirk.”

Bu arada listede iki film var. Bazı ülkelerde 2016’ının sonunda bazılarında ise 2017’in Ocak, Şubat ve Mart aylarında vizyona giren. Bunlardan biri Aşıklar Şehri (La La Land) filmidir.

İşte NME’ye göre 2017’nin izlemeye değer 10 filmi.

10. O (It)

9. T2 Trainspotting

8. Wonder Woman

7 . Dunkirk

6. Aşıklar Şehri (La La Land)

5. Beni Adınla Çağır (Call Me by Your Name)

4. Moonlight

3. Blade Runner 2049: Bıçak Sırtı

2. Tam Gaz (Baby Driver)

1. Kapan (Get Out) 

Not: Bu liste size göre ne kadar iyi yapılmış? Eğer size göre bu listeye mutlaka girmesi gerekirdi dediğiniz filmler varsa lütfen yorumda belirtin. Bu önerilere göre yeni bir liste hazırlayacağım.

Bu animasyon pek sevilmemiş: Emoji Filmi (The Emoji Movie - 2017)


Yönetmen: Tony Leondis
Oyuncular: T. J. Miller
James Corden
Anna Faris
Tür: Animasyon, Macera, Komedi
Yapım: ABD - 2017
Puan: 4

Emoji Filmi (The Emoji Movie - 2017), izleyiciyi bir cep telefonunun içindeki dünyaya götüren bir animasyon filmi. Yaklaşık 50 milyon dolar bütçeli film, 215 milyon dolar gişe hasılatı elde etse de eleştirmenlerden ve izleyicilerden düşük not almıştır.

Animasyonun IMDb puanı 2,8 ve Rotten Tomatoes puanı sadece yüzde 9 (yüzde 91 çürük demiş). Ben de izlediğimde belirli bir noktadan sonra tamamen filmden koptum ve izlemeyi bıraktım. Sadece daha sonra bu yazıyı yazarken sonuna kadar (atlayarak da olsa) izleyebildim.

Filmin konusu aslında güzel. Günümüzde özellikle gençlerin adeta bir teknoloji ve daha doğrusu telefon bağımlısı olmasına değiniyor. Yatarken telefonla, kalkerken de telefonla kalkıyoruz. Filmde  emojilerin bulunduğu telefonun sahibi Alex de arkadaşları ve özellikle de hoşlandığı kız ile konuşmak yerine ona mesaj gönderiyor, emoji yolluyor. Yani gençlerin ne kadar telefon bağımlısı olduğuna odaklanıyor filmin alt konusu. Herkesin de elinde sürekli bir telefon var.

Üst konusu ise Alex’in telefonunda emojilerin yaşadığı bir şehir var: Textopolis. Ana karakterimiz ise Gene isimli “bezgin” (meh) emoji. Ancak anne ve babası gibi aynı bezgin suratı yapmak yerine farklı suratlar yapıyor. Alex de onu ilk defa kullanırken bir hata sonucu karışık bir emoji gönderiyor. Tabii Gene’nin silinmesine karar veriliyor ancak o düzelmek için kaçıyor. Arkadaşı da Hi5 emojisi. Bu macera onları telefonun içindeki diğer uygulamalar ve sair yerlere götürüyor.

Animasyonun konusunu şöyle yorumluyorum: Gene bir birey ve toplumun ona yüklediği rolü yapmıyor, yapamıyor ya da yapmak istemiyor. Ancak toplum kendisinden farklı olanlara, kendisine verile rolü yapmayanlara karşı çok acımasız. Hiç yaşama şansı tanımıyor. Ya sana biçilen rolü oynayacaksın ya da dışlanırsın.

Aslında başta da dediğim gibi filmin değindiği konular güzel ama işleyiş tarzı ve sunuşu seyirciyi pek canlı tutmaya yetmiyor. Ayrıca filmin devamındaki ana karakterin bütün dünyayı kurtarma gibi klasik Hollywood şablonunda olan öğeler belli bir kısmından sonra animasyonu sıkıcı yapıyor. Yani konuyu işleme tarzı çok bayağı. En çok da bence senaryosunda sorun ve kopukluklar var.

Film hâsılat olarak, 215 milyon dolarla başarı elde etmiş. Ancak görünen o ki filmi izleyenlerin çoğu beğenmemiş. IMDb’de oy kullanan 29 bin kişinin verdiği puan 2,8. Ayrıca Rotten Tomatoes’ta da 23 bin kişi oy kullanmış ve yüzde 60’ı beğenmedim diye oy vermiş.

Not: Filmi izlediyseniz, film ile ilgili yorumunuzu ve filme kaç puan verdiğinizi yoruma yazarak bizimle paylaşın.

En sevdiğim “kötü adam” Gru: Çılgın Hırsız 3 (Despicable Me 3 - 2017)


Yönetmen: Pierre Coffin,  Kyle Balda
Oyuncular: Steve Carell
Kristen Wiig
Trey Parker
Miranda Cosgrove
Pierre Coffin
Tür: Animasyon, Aksiyon, Komedi, Macera
Yapım: ABD - 2017
Puan: 8

Birkaç yıl önce bu serinin ilk filmi Çılgın Hırsız’ı (Despicable Me - 2010) izlediğimde özellikle ilk sahnelerini çocuklar için sakıncalı bulmuştum. Ünlü “kötü adamımız” Gru, olumsuz örnek olabilecek davranışlar sergiliyordu. Ancak filmin devamı, bu kötü örnekleri iyiye çeviriyor ve aslında ilk önce kötüyü göstererek iyinin değerinin anlaşılmasını sağlıyor.

Kötülerden biri olan Gru ikinci filmden itibaren kötülerle mücadele eden bir birliğin ajanıdır. Üçüncü film de benzer aksiyon ve kötüyle mücadele sahnesi ile başlar. Bu sefer Gru’nun karşısındaki kötü Balthazar Bratt’ir. Gru onu elinden kaçırır ve ajanlıktan atılır. Ancak bu sefer yeni bir maceranın içine atılır. Çünkü ikiz bir kardeşi olduğunu ve babasının da bir “kötü adam” olduğunu öğrenir. Kısacası kötülük onun kanında var. Bir yandan minioanlar, bir yanda kardeşi Dru ona yeniden “kötü” olma yönünde baskı yapar. Peki Gru kabul edecek mi?

Diğer yandan ise Gru ilk filmde karşılaştığı kızları evlat edinmiş, Lucy ile evlenmiş ve hem baba hem de kocadır. Gru kahramanı çekici kılan sebep de budur. Kanında kötülük vardır, süper kötüler arasında bir dizi büyük işler de yapmıştır, mesela ayı çalmak gibi. Ama en sonunda iyiliğe dönmesini de bilir. Gerçi ona iyiliği evlat edindiği kızlar öğretir: Margo, Edith ve Agnes.

Gru karakteri bir yandan da Hollywood’un son dönemde ortaya çıkardığı kötü olup da sonra iyiye dönüşen karakterlere benziyor. Bunu özellikle çoğu zaman uzun soluklu dizilerde görüyorum. Ama bir animasyon daha var. benzer kötülükten iyiliğe geçiş yapan karakterin olduğu: Megazeka (Megamind - 2011).

Bu filmi çekici kılan bir başka husus ise kızların varlığıdır. Margo, Edith ve Agnes. Hele bu bölümde Agnes o çok sevdiği tek boynuzlu atın “gerçeğini” buluyor.

Gru sevenlerin zevkle izleyeceği bir film. Özellikle Gru ile Balthazar Bratt’ın “savaş dansı” yapmaları keyifli dakikalar yaşatıyor.

Not: Filmi izlediyseniz, film ile ilgili yorumunuzu ve filme kaç puan verebileceğinizi yoruma yazarak bizimle paylaşın.

Bu hafta vizyona girecek filmlerden dikkat çekenler (10 Kasım 2017)


Bu hafta yani 10 Kasım 2017 tarihinde toplam 8 film vizyona girecek. Ancak özellikle 4 film dikkatimi çekti. Bu filmler ve niye dikkatimi çektiğini aşağıda ayrıntılı yazacağım. Ama önce bu hafta (10 Kasım 2017) vizyona girecek filmlerin listesi şöyle:

Ağır Kelepçe
Doğu Ekspresinde Cinayet (Murder on the Orient Express)
İntikam (The Foreigner)
Mutluluk Zamanı
Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali
Umudun Öteki Yüzü (Toivon tuolla puolen)
Yanlış Anlama
Yol Ayrımı

Listede dikkatimi çeken ilk film ünlü İngiliz yazar Agatha Christie’nin Doğu Ekspresinde Cinayet (Murder on the Orient Express) başlıklı romanından uyarlanan filmdir. En başta Agatha Christie ve romanlarını çok sever ve beğenirim. Okura sadece arkana yaslan ve oku demez. Aynı zamanda verdiği ipuçlarını takip ederek, en sevdiğim karakteri olan Hercule Poirot ile birlikte cinayeti çözmesini ister. İşte bundan dolayı da bu filmi çok merak ediyorum. Umarım ortaya güzel bir yapım çıkmıştır. Bir de film özellikle de oyuncu kadrosu ile kendinden söz ettiriyor. Oyuncu kadrosu ise şöyle: Kenneth Branagh,  Johnny Depp,  Michelle Pfeiffer,  Penélope Cruz,  Daisy Ridley.


Listede ikinci en çok dikkatimi çeken film bir belgeseldir: “Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali”. Geçen birkaç yıldır Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı çok okunan raflarından eksik olmadı. Okuduk ve hep konuştuk. Şimdi de Sabahattin Ali’nin yaşam öyküsü üzerine bir belgesel izleyici ile buluşacak. Kürk Mantolu Madonna’yı okurken yazar hakkında kitabın girişinde verilen bilgide, ölümünün hangi koşullar altında olduğunun netlik kazanmadığı yazıyordu. Filmin Sabahattin Ali’nin ölümünü nasıl yansıtacağı da merak ettiğim bir diğer konu.


Listede özellikle usta başrol oyuncularından dolayı merak ettiğim iki film daha var. Biri usta Türk oyuncu Şener Şen, diğeri de aksiyon ve Uzakdoğu dövüş sanatları ustası Jackie Chan. Şener Şen, 2010’daki Av Mevsimi filminden ve 7 yıl arada sonra bir film ile karşımızda. Jackie Chan’in ise fragmanından gördüğüm kadarıyla biraz daha ciddi bir rol ile izleyici karşısına çıkıyor. Jackie Chan’i hem aksiyon hem de güldüren sahneleri ile hatırlıyorum ben. Bu film ise böyle bir izlenim bırakmadı fragmanından.

Sizin de listede merak ettiğiniz ya da görüşünüzü belirtmek istediğiniz film varsa, yorumda bizimle paylaşın lütfen. İyi seyirler.



Maymunlar Cehennemi 3: Savaş (War For The Planet Of The Apes - 2017)


Yönetmen: Matt Reeves
Oyuncular: Andy Serkis
Woody Harrelson
Steve Zahn
Karin Konoval
Amiah Miller
Tür: Bilim Kurgu, Aksiyon, Dram
Yapım: ABD - 2017
Puan: 8

Maymunlar Cehennemi 3: Savaş (War For The Planet Of The Apes - 2017), Maymunlar Gezegeni konusunun yeniden yapımının üçüncü filmidir. İlk iki film şu şekildedir:

Maymunlar Cehennemi: Başlangıç (Rise of the Planet of the Apes - 2011)
Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti (Dawn of the Planet of the Apes - 2014)

Bu serinin konusunu kısaca hatırlayacak olursak: İnsanların geliştirdiği Simian Gribi ismi verilen bir virüs, insanlığın çoğunu kırıp geçirirken, bir yandan da yeni bir tür olan akıllı maymunların ortaya çıkmasına yol açmıştı. İnsanlar varlık mücadelesi verirken, bir yandan da maymun türünün lideri olan Caesar’a başkaldıran ve üstünde yapılan deneylerden dolayı “insan düşmanı” olan Koba isimli bir maymun bir şehirde hayatta kalan insanlara saldırır. İnsanlar yardım çağrısında bulunur ve bir Albay komutasındaki özel bir birlik de yardıma gelir.

Üçüncü film, Albay’ın özel askeri birliğinin iki yıldır maymunları avlaması ve ormanlık alanda saklandıkları bir yere saldırısı ile başlar. Aslında Albay iki yıldır Caesar’ı yakalamaya çalışıyor. Ormanda saklanan bu akıllı ve konuşabilen maymunlar ise son yıllarda zor günler yaşarlar. Önlerinde tek seçenek vardır; bulundukları yerden kaçmak, yaşayabilecekleri yeni bir yer bulmak. Caesar’ın oğlu böyle bir keşif seferinden dönüyor ve güneyde çölün ötesinde maymunların yaşayabilecekleri bir yer bulduğu haberini getirir. Ancak aynı gece maymunların şelalenin arkasındaki yuvaları saldırıya uğrar ve Albay, Caesar’ın ailesini öldürür. Caesar ise sürüsünü güneye gönderirken kendisi Albay’ın arkasından intikam için gider.

Öte yandan ise insanların dünyasında da yeni gelişmeler vardır. İnsanların çoğunu öldüren ve maymunları akıllı yeni bir türe dönüştüren virüs şimdi mutasyon geçirmiştir. İnsanları artık öldürmüyor, ama insanları konuşamaz/ dilsiz yapıyor. Albay da bu durumu insanların gerileyişi olarak görürken, insanlığı “kurtarmak” için hasta insanları öldürür. Buna kendi oğlu da dâhildir. Ancak Albay’la aynı görüşte olmayan ABD ordusundan geriye kalan diğer bölüm ise onunla savaşa gelir.

Bir yanda Albay ve onun kafası yıkanmış/fanatik askerleri, diğer yanda ise Ceasar ve yaşam mücadelesi veren maymunlar. Bir de Albay’a saldıran diğer insanlar. İşte büyük savaş çok yakındır.

Bu arada Caesar ve yakın arkadaşları Albay’ın peşinden giderken yolda bir kız çocuğu (Nova) bulurlar. O da virüsün yeni versiyonuna yakalanmış ve dilsizdir. Caesar’ın danışmanı Orangutan kızı himayesine alır ve ona bakar. Burada bir insan olan kız çocuğunun maymunların arasına katıldığını görüyoruz. Diğer yandan ise Koba’nın yandaşları olan bazı maymunlar da Caasar’dan korktukları için Albay’ın yanında çalışmaya başlamışlardır. Albay’a yardım eden bu maymunlara ise insanlar tarafından “eşek” lakabı takılmıştır.

Genel itibariyle güzel bir yapım ve film ortaya çıkmıştır. Bir yanda ortaya çıkan, yükselen yeni bir tür olan akıllı maymunlar, diğer yanda ise düşüşte olan insanlık. Her ikisi de varlığını sürdürme mücadelesi veriyor.

Yine bir yanda maymunları “eşek” gibi çalıştırıp, sırf hastalık kaptı diye diğer insanları ve bir birlerini öldüren insanlar yer alıyor. Diğer yanda ise dilsiz bir kız çocuğuna sahip çıkan, başka bir maymunu öldürdü diye vicdan azabı duyan (Caesar) maymunlar var. Tabii soru şu hangisi daha insancıl? Cevabı izleyici versin.

Bu arada Caesar ve onun sürüsünün Albay tarafından yakalanması sırasında Albay’ın Caesar’ı çarmıha germesi ve kırbaçlatması bana Hıristiyanlığın doğuşu ve Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesini hatırlattı. Sonuçta filmde de yeni bir tür doğuyor. Senaryo yazarları bunu bilerek ve düşünerek mi yaptı bilemem ancak benzerlikler ortadadır.

Not: Filmi izlediyseniz, film ile ilgili yorumunuzu ve filme kaç puan verebileceğinizi yoruma yazarak bizimle paylaşın.

 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Film İzle - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger